tahran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tahran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.04.2026

Zamanda ve Coğrafyada Sıra Dışı Bir Yolculuk: İstanbul’dan İran’a Trenli ve Maceralı 9 Gün

Zamanda ve Coğrafyada Sıra Dışı Bir Yolculuk: İstanbul’dan İran’a Trenli ve Maceralı 9 Gün

Her seyahat bir biletle başlar ama bazı rotalar sadece bir yerden bir yere gitmekten ibaret değildir; adeta başka bir boyuta, bambaşka bir zamana açılan birer kapıdır. Klasik uçak biletlerini bir kenara bıraktığımız, "Asıl macera yolda olmakta başlar" dediğimiz bu seyahatte rotamızı antik çağların izini süren, Doğu’nun kalbine İran'a çevirdik.

Ancak bu kez yolculuğumuz havalimanlarında gümrük kapılarından geçerek değil, demir ağların üzerinden, coğrafyanın en sert ve en güzel yüzüne tanıklık ederek başladı. Önce İstanbul’dan Ankara’ya uzandık; ardından meşhur tren yolculuğuyla Doğu Ekspresi ruhunu bir adım öteye taşıyarak Van’a ulaştık. Günlerce süren, yorucu ama bir o kadar da büyüleyici tren pencerelerinden baktığımız dağlar, bozkırlar ve göller bizi yavaş yavaş yeni bir dünyaya hazırladı. Van’dan bindiğimiz özel otobüslerle sınırın diğer tarafına, bin yıllık medeniyetlerin izlerini taşıyan İran topraklarına adım attık.

Van’dan trene binip sınırı geçmek, her yiğidin harcı olmayan bir sabır sınavı aslında. Gümrük işlemleri, vagonların değişmesi ve o hiç bitmeyecekmiş gibi gelen ray sesleri... Yolculuk yorucuydu, kabul ediyorum. İndikten sonra sürekli araç değiştirmek, yerel şoförlerle pazarlık yapmak (ki İran’da pazarlık bir sanattır!) bizi epey terletti. Ama Tebriz’in o puslu silueti göründüğünde, tüm yorgunluk bir anda uçup gitti.

Göz alıcı mavi çinileriyle camileri, mis kokulu çarşıları, binyıllara meydan okuyan tarihi ve her köşede karşınıza çıkan o dillere destan misafirperverliğiyle İran, konfor alanından çıkmayı göze alanlara benzersiz ödüller sunuyor.

Zahmetli, heyecanlı ve hayatımızın en farklı deneyimlerinden biri olan bu 9 günlük serüveni bizzat yaşayıp yerinde gördüğümüz için; tüm bu yorgunluğu ve heyecanı anlatan en taze detayları, rotaları ve hayat kurtaran ipuçlarını şimdi birinci ağızdan, bizzat deneyimlediğimiz haliyle aktarıyoruz. Bu eşsiz yolculuğu birlikte başlatalım!

Tebriz’de İlk Durak: Nevruz Coşkusu, Bir Karakutu ve Derya Otel

İstanbul’dan başlayıp günlerce süren o yorucu tren ve otobüs yolculuğunun ardından, sınırın diğer tarafında adını bildiğimiz ama hayatımızda ilk kez deneyimleyeceğimiz o büyük gizeme, İran’a vardık. Van’dan içeri girdiğimiz o ilk anda bizi olağanüstü bir manzara karşıladı: Ülke tam anlamıyla Nevruz tatilindeydi!

Sınır kapısından itibaren her yerde piknik yapan, rengarenk çadırlar kuran, bu büyük bahar bayramının tadını çıkaran aileler vardı. Bütün şehir sokaklara dökülmüş, parklar ve piknik alanları bayram coşkusuyla adeta taşmıştı. Yoldan kaynaklı o ilk heyecan ve "Acaba nasıl bir yere gidiyoruz?" korkusu, halkın bu neşeli bayram havası karşısında bir anda eriyip gitti.

Ancak bu durumun küçük de bir zorluğu vardı: Nevruz tatili nedeniyle her yer kapalıydı; şehir adeta bu büyük bayramı kutlamak için kabuğuna çekilmişti. Dilini bilmediğimiz, yemeklerini tanımadığımız, her şeyin bizim için tam bir "karakutu" olduğu bu yabancı coğrafyada gece yarısına doğru kendimizi Tebriz’in merkezindeki o eski, vakur ve karakterli ruhunu yansıtan Derya Otel’e attık.

Eşyalarımızı odaya bırakır bırakmaz, bu bayram gecesinin sessizliğinde açık bir köşe bulma umuduyla kendimizi sokağa vurduk. Şansımıza açık bir yer bulup ilk İran yemeğimizi tatmayı başardık. Burnumuza ilk o gece çalınan o keskin, büyüleyici safran kokusu, önümüzdeki günlerin lezzet dolu bir maceraya gebe olduğunun habercisiydi. O an anladım ki; her yerin kapalı olduğu, tatil coşkusuyla yanan bu ülkede yaşayacağımız her şey tam anlamıyla unutulmaz bir deneyim olacaktı.  

İpek Yolu’nun Kalbinde Bir Tarih Sahnesi: Tebriz’i Keşfetmek

Sabah uyanıp penceremizi açtığımızda, Nevruz’un getirdiği o dingin ama neşeli sabah enerjisiyle Tebriz sokaklarına karıştık. Tarih boyunca İpek Yolu’nun en önemli duraklarından biri olan bu antik şehir, "ilklerin şehri" unvanını sonuna kadar hak eden, mimarisiyle büyüleyen bir açık hava müzesi gibi bizi kucakladı. Şehir tatilde olduğu için resmi yerler kapalı olsa da, sokakların ve tarihi yapıların dışarıdan hissettirdiği ihtişam bile tek başına büyüleyiciydi.

1. Dünyanın En Büyük Kapalı Çarşısı: Tebriz Kapalı Çarşı (Bazaar)

Tebriz denince akla ilk gelen yer, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve kilometrelerce uzanan devasa Tebriz Kapalı Çarşı’sıdır. Nevruz nedeniyle dükkanların çoğu kapalı olsaif de, bu labirent benzeri devasa yapının içinde yürümek bile zaman akışını unutturmaya yetiyor. Yüksek kubbeli tuğla tavanları, el dokuması halıların serildiği dükkan pencereleri, mis kokulu baharat tezgâhları ve kuyumcular sokağı ile burası, adeta bin yıllık bir ticaret masalının içine adım atmak gibi. Çarşının koca bir ekosistem, kendi içinde devasa bir şehir olduğunu bizzat burada gördük.

2. Mavilerin Hüznü: Göy Mescit (Mavi Cami)

Tebriz'in simgesi haline gelen Mavi Cami (Göy Mescit), 1465 yılında Akkoyunlular döneminde inşa edilmiş. Tarihte geçirdiği büyük depremlere rağmen ayakta kalmayı başaran bu yapı, adını duvarlarını süsleyen eşsiz turkuaz ve lacivert mozaiklerden alıyor. İçeri adım attığınızda, o zarif hat sanatları ve çinilerin yarattığı ışık oyunu sizi yüzyıllar öncesine götürüyor.  Dış cephesindeki o ince işçilik ve hüzünlü ihtişam karşısında dakikalarca büyülenmiş gibi durduk.

3. Tarihin Tanığı: Tebriz Arkı (Arg-e Alishah)

Şehrin tam merkezinde yükselen ve 700 yıllık geçmişiyle adeta bir dev gibi duran Arg-e Alishah, namıdiğer Tebriz Arkı, aslen devasa bir cami olarak tasarlanmış ancak daha sonra kale ve savunma duvarı olarak kullanılagelmiş devasa bir tuğla kalıntı. Yıllara, savaşlara ve depremlere meydan okuyan bu devasa duvarın önüne geldiğinizde, yapının muazzam ölçeği karşısında insan kendini adeta bir karınca gibi hissediyor.

4. Şairler Mezarlığı ve Kültür Mirası: 

Tebriz’in sadece taş ve ticaretten ibaret olmadığını, aynı zamanda bir kültür başkenti olduğunu Şairler Anıtı (Maqbaratoshoara) ile anladık. İran edebiyatının ve tasavvufunun aralarında ünlü şair Şehriyar’ın da bulunduğu 400’den fazla şair, yazar ve alimin yattığı bu kutsal alan, modern ve geleneksel mimariyi harmanlayan anıt mezarıyla son derece etkileyici bir atmosfer sunuyor.

5. Doğa ve Huzur Buluşması: El Goli Parkı

Tebriz gezimizin yorgunluğunu atmak için yerel halkın akın ettiği El Goli Parkı’na (Shah Goli) çevirdik rotamızı. Ortasında büyük yapay bir göl ve gölün tam ortasında geleneksel mimariye sahip tarihi bir saray yapısı barındıran bu dev park, Nevruz tatilini kutlayan ailelerin çadır kurup neşeyle vakit geçirdiği cıvıl cıvıl bir buluşma noktasıydı. Göl etrafında yürüyüş yapıp yerel halkla çay içerek sohbet etmek, İran'ın o samimi yüzünü yakından tanımamız için paha biçilmez bir fırsat oldu.

Tebriz, yabancısı olduğumuz ama her köşesinde bambaşka bir sıcaklık bulduğumuz sokaklarıyla bizi büyülemeyi başardı.. Şimdi ise rotamızı İran'ın kalbine, ihtişamlı yapılarıyla bilinen bir sonraki şehre çevirme vakti...

Kandovan: Kayalara Oyulmuş Saklı Bir Masal Diyarı!

Bazen öyle yerlere gidersiniz ki, kendinizi bir film setinde ya da masal kitabının ortasındaymış gibi hissedersiniz; Kandovan tam da öyle bir yer! ✨

Öncelikle yolculuk planı yapacaklar için hemen not düşeyim: Buraya özel araçla ya da otobüsle gayet rahat bir şekilde ulaşım sağlayabilirsiniz. İçinizdeki Kapadokya sevgisini canlandıracak türden bir yer arıyorsanız, burası tam da o aradığınız mistik havayı sonuna kadar veriyor.

Bizim yolculuğumuz gece saatlerinde başladığı için maalesef yoldaki o muhteşem manzaraları baştan çok fazla göremedik ama bu durum heyecanımızı hiç azaltmadı. Gece varmamıza rağmen bizi sıcacık bir atmosfer karşıladı ve daha ilk andan bol bol alışveriş yapma şansı yakaladık! Hem buram buram tarih kokan hem de aşırı turistik bir destinasyon burası; yani keşfedecek çok şey var.

Yolculukta en sevdiğim anlardan biri de yolda durup İranlıların meşhur tandır ekmeğinden kapmak oldu, sıcacık ve lezzeti efsaneydi! Yol boyunca bizi merak edip soran herkese de göğsümüz kabara kabara Türk olduğumuzu anlattık; o gurur ve samimiyet her şeye değdi.

Kandovan'ın o büyüleyici dokusunu arkamızda bırakıp hiç dinlenmeden, bu kez rotayı Tahran’a çevirip uzun ve yepyeni bir yola koyulduk. Bakalım yolda bizi başka hangi maceralar bekliyor?

Şehirler arası VIP otobüsler inanılmaz konforludur; geniş koltuklar ve yemek ikramı mevcuttur. Ancak unutmayın; Tebriz başka bir kültür, Tahran bambaşka bir dünya, Şiraz ise tamamen ayrı bir masaldır!

Tebriz'den Tahran'a: Metropol Şoku ve Kızıl Tepeler

Gece boyu süren yolculuğun ardından, biraz mola ve uykunun da etkisiyle sabaha doğru devasa Tahran’a vardık. Türkiye üzerinden düşünürsek; Tebriz nasıl ki bir nevi İstanbul kültürünü ve ağırlığını hissettiriyorsa, Tahran da kesinlikle ülkenin Ankara'sı konumunda. Ancak nüfus ve büyüklük kıyaslamasına gelirsek; yaklaşık 1.7 milyon nüfuslu Tebriz bir yana, yaklaşık 9-10 milyonluk nüfusuyla Tahran akıl almaz büyüklükte bir metropol! Buranın kalabalığı ve hareketliliği insanı gerçekten şaşırtıyor.

Tebriz ve Şiraz’ın o büyüleyici tarihi dokusundan sonra Tahran, sizi moderniteyle geleneğin, kaosla huzurun iç içe geçtiği bambaşka bir enerjiyle karşılar. Kuzey Tahran zengin ve modern (Etiler/Bebek gibi) bir yüze sahipken, Güney Tahran geleneksel ve muhafazakardır. Şehrin kuzeyine, Elburz Dağları’nın eteklerine doğru çıktıkça hava serinler, çevre yeşillenir ve Tahran’ın en seçkin yüzü başlar.

Tahran’da hayat ikiye ayrılır: Aşağıdaki keşmekeş ve yukarıdaki huzur. Şehrin en kuzeyine doğru çıktığınızda karşınıza çıkan manzara, bahçe içindeki devasa malikaneler, dev çınar ağaçları ve dağ havasıyla sizi şaşırtacaktır.

Şehre varır varmaz kendimizi İstanbul Etiler  benzeri şık sokak aralarında bulduk. Karnımız çok acıktığı için hemen yöresel bir mekanda farklı bir lezzet denedik. İstediğimiz oteli hemen bulamayınca "Yürüyerek keşfedelim!" diyerek gezmeye başladık. Tarihi saraylar, müzeler ve devasa kapalı çarşılar derken, rotayı adeta Tahran'ın Etiler-Ulus'u sayılabilecek Derbent bölgesine çevirdik.

 Derbent: Kayaların Arasında Bir Lezzet ve Huzur Hattı

  • Atmosfer: Dar bir vadinin içine kurulmuş olan Derbent’te, dağdan gelen gürül gürül suların kenarına kurulmuş restoranlar ve çay bahçeleri bulunur.

  • Bahçe Evler ve Restoranlar: Vadi boyunca yukarı tırmandıkça, kayaların arasına ustalıkla inşa edilmiş, geleneksel İran mimarisini yansıtan bahçeli restoranlar (Örn: Bagh-e Irani) göreceksiniz. Burada sedirlere kurulup su sesini dinleyerek yemek yemek paha biçilemez.

  • Lezzet Durağı: Derbent girişindeki tezgahlardan mutlaka "Lavaşak" (meyve pestili) ve safranlı kuruyemişler alın. Akşam yemeği için ise vadinin içindeki Roast Restaurant gibi mekanlarda şehrin ışıklarına karşı kebap keyfi yapabilirsiniz.

Şaşaalı evler, yazlıklar ve sarayların yanında farklı etnik toplulukların daha sade hayatları bir arada yaşıyor. Derbent, beton yığınlarının arasında kumda bir vaha gibi çıktı karşımıza! Çorbalar, tatlılar ve bölgenin kendine has insan kalabalığı bizi adeta büyüledi. 

 Şahların Yazlık Rüyası: Saraylar ve Müzeler Diyarı

Tahran’ın kuzeyi, tarih boyunca şahların yazlık dinlenme yeri olmuştur. Bu yüzden en görkemli saraylar bu bölgedeki devasa bahçelerin içine gizlenmiştir:

  • Sadabat Saray Kompleksi (Sa'dabad): Yaklaşık 110 hektarlık devasa bir ormanlık alanın içine yayılmış 18 saraydan oluşur. Dış cephesindeki nadir yeşil mermerlerle meşhur Yeşil Saray ve Pehlevi döneminin ihtişamını, devasa kristal avizelerini barındıran Beyaz Saray (Millet Sarayı) burada yer alır.

  • Niavaran Saray Kompleksi: Sadabat’a göre daha modern ve butik bir yapıdır. Şah ve ailesinin 1979 devrimine kadar yaşadığı bu sarayda açılır-kapanır tavanlar ve dünyaca ünlü ressamların eserleri yer alır.

  • Gülistan Sarayı: Kaçar Hanedanı'nın ihtişamını yansıtan bu saray, göz alıcı aynalarla dolu odalarıyla meşrudur.

  • Ulusal Mücevher Müzesi: Dünyanın en büyük pembe elmasını görebileceğiniz paha biçilmez bir hazinedir.

 Gökyüzüne Yolculuk: Tochal Teleferiği (Mount Tochal)

  •  Velenjak Caddesi'nin sonundan başlayan Mount Tochal teleferik hattı, dünyanın en uzun hatlarından biridir. 7 farklı istasyonu vardır ve en tepeye (3957 metre) çıktığınızda, kışın kayak yapabilir, yazın ise serin bir vahada kahvenizi içebilirsiniz.

  • Günün en keyifli anlarından biri de teleferikle dağlara çıkıp şehri en tepeden izlemek oldu; 

  •  İstasyondan itibaren tüm Tahran ayaklarınızın altına serilir. Şehrin üzerine çöken o puslu havayı yukarıdan izlemek oldukça etkileyicidir. Teleferikle dağlara çıkıp şehri en tepeden izlediğinizde ayaklarınızın altındaki topraklar kızıl renkleriyle parlar; kendinizi adeta Mars'a gitmiş gibi  hissedersiniz!

  • Şehrin Kalbi ve Lezzet Durakları

    • Tecriş Pazarı (Tajrish Bazaar): Derbent’e gitmeden hemen önce Tecriş Meydanı'ndaki tarihi pazara mutlaka uğrayın. Burası Tahran’ın en estetik ve renkli çarşılarından biridir; taze sebze-meyvelerin sergileniş biçimi bile bir sanat eseri gibidir.

    • Kapalıçarşı (Bazaar-ı Bozurg) ve Moslem Restaurant: Kapısındaki kuyruk sizi korkutmasın; hayatınızın en iyi Tahchin’ini (yoğurtlu, safranlı pilav pastası) burada yiyeceksiniz.

Şiir ve Güllerin Başkenti: Şiraz

Tahran’ın o devasa temposundan sonra, gece otobüsüyle yola koyulup uykusuz ama İran’ın haritasını ne pahasına olursa olsun çıkarma kararlılığıyla sabaha karşı Şiraz’a ulaştık. Dönüşte İsfahan'ı görmek üzere, aklımızda Sessizlik Kuleleri ve Persepolis varken, Şiraz bizi beklediğimizden çok daha farklı, sıcak iklimli ve adeta bir çöl havasıyla karşıladı. Farslılar, Afganlar ve farklı etnik toplulukların iç içe olduğu bu şehir, ilk başta bize biraz yabancı ve gizemli gelse de, kaldığımız otele, havuzlu evlere, camilere ve saraylara hemen bayıldık. Labirent tarzı devasa çarşısında yürürken insan kendini adeta Mısır'da hissediyor! 

 Şiraz Kapalıçarşı'sı: El Emeği Göz Nuru Bir Hazine

Şiraz'ın labirent gibi devasa kapalı çarşısına adım attığınızda, adeta zamanın durduğu büyüleyici bir dünyaya giriyorsunuz. Çarşının dar sokaklarında kaybolurken gözünüzü al alamayacağınız o muazzam detaylar adeta bir görsel şölen sunuyor:

  • İran Halıları ve El İşçiliği: Dünyanın dört bir yanından koleksiyonerlerin ve sanatçıların gözdesi olan, incecik işlenmiş o efsanevi İran halıları ve usta ellerden çıkan el emeği göz nuru eserler burada sergileniyor.

  • Parıltılı Kumaşlar ve Taş İşlemeli Elbiseler: Çarşının tezgâhlarını süsleyen parıltılı kumaşlar, göz alıcı taş işlemeli elbise, gölek ve yelekler  yerel kıyafetler adeta bir müze sergisini andırıyor.

  • Dünyanın Gözü Burada: Tarihi dokusu, baharat kokuları, tütünleri ve geleneksel el sanatlarıyla Şiraz Çarşısı, dünyaca ünlü pek çok sanatçının ve gezginin hayranlıkla alışveriş yapıp ülkelerine taşıdığı benzersiz bir cazibe merkezi!

Işığın ve Aynaların Şaheserleri

Tebriz’in o sert ve vakur havasından sonra Şiraz, narenciye çiçeklerinin kokusu ve güler yüzlü insanlarıyla Doğu'nun zarafet sembolü olarak karşımıza çıktı:

  • Nasır el-Mülk Camii (Pembe Cami): Sabah 08:00 ile 10:00 arasında güneş ışınlarının vitraylardan süzülüp halıların üzerine düştüğü, kendinizi bir gökkuşağında bulacağınız ışığın dans pistidir.

  • Şah Çerağ (Işıklar Şahı) Türbesi: İçeri girdiğinizde tavan ve duvarları kaplayan milyonlarca küçük ayna parçası ve bu aynalarda kırılan ışıklarla sizi adeta bir "kristal saray" etkisiyle büyüler.

  • Vekil Camii: Kerim Han döneminden kalan, 48 adet sarmal sütunuyla taş işçiliğinin zirvesini yansıtan devasa bir komplekstir.

Şairlerin Huzur Dolu Dünyası

Şirazlılar için şiir nefes almak gibidir. Akşam saatlerinde Hafız-ı Şirazi Türbesi’ne gidip insanların mezar başında şiirler okuyup niyet tuttuğunu (Fal-e Hafiz) görmek, narenciye ağaçları altındaki o atmosferi yaşamak paha biçilemezdir. Sadi Şirazi Türbesi de şehrin ruhunu hissetmek için mutlaka görülmesi gereken noktalardandır.

Bir Yolculuğun Ardından: Kalbimde Üç Farklı İran;

İstanbul’dan Ankara’ya, oradan Van’ın karlı raylarından Tebriz’in kadim topraklarına uzanan bu serüvenin sonuna geldim. Geriye dönüp baktığımda, cebimde sadece fotoğraflar değil, birbirine hiç benzemeyen üç devasa ruh taşıyorum.

Şehrin trafiği, o bitmek bilmeyen karmaşası ve bitmek bilmeyen taksi korosu ilk başta ürkütücü gelse de; Derbent’in o serin bahçelerine çıktığımda anladım: Tahran, beni şaşkınlığa uğratan bir dev zıtlıkların şehri.ydi. Bir yanda Nişantaşı şıklığında yarışan kuzey semtleri, diğer yanda şahların saraylarındaki o tozlu ihtişam... Tochal Teleferiği ile şehrin üzerine çöken o pusu izlerken, Tahran’ın aslında yorgun ama mağrur bir başkent olduğunu hissettim.

Ve Şiraz... Ruhun estetikle buluştuğu o büyülü durak. Nasır el-Mülk’ün sabah ışıklarında pembe bir rüyaya dalmak, Hafız’ın mezarında şiir koklayan insanları izlemek beni bambaşka bir boyuta taşıdı. Şiraz’da yaşam, aceleye getirilmeyecek kadar kıymetli. Sarayların zarafeti ve o narenciye kokulu bahçeler, Pers kültürünün nezaketini ruhuma işledi. Şiraz benim için bir şehirden çok, yaşanması gereken bir "hal"di.

Tebriz, benim için "ev" demekti. Van’dan o yorgun minibüslerle geçip Derya Otel’e sığındığımda beni karşılayan o Azeri samimiyeti, "kardaş" hitapları ve çay kokulu çarşıları... Tebriz’de yabancı değildim; dilimiz bir, gönlümüz birdi. Kendovan’ın kayalarına kazınmış o bin yıllık yaşam mücadelesi, insanın doğayla nasıl dost olabileceğini fısıldadı kulağıma. Eğer İran’ın samimiyetini iliklerinize kadar hissetmek istiyorsanız, başlangıç noktanız mutlaka Tebriz olmalı.

 Eve Dönüş, Tren Hikayeleri ve İran Önyargılarının Sonu

Dönüş yolumuz  Şiraz’dan başlayıp zahmetli bir yolculukla önce Tahran’a, ardından Tebriz’e ve oradan Van üzerinden İstanbul’a uzanan maceranın en tatlı anlarına sahne oldu. Tahran’a uzanan yolda o otobüsü kullanan, cesaretiyle ilham veren o harika bayan şoföre de buradan kucak dolusu sevgilerimi göndermek isterim! Şiraz otobüs garın'da bir anne edasıyla  bana dost kollarını açıp İran'nın yöresel güzel yemeklerini  ısmarlayan güzel kalpli kadını da unutmayacağım.. Ayrıca Tahran'dan Türkiye'ye giden trenimizin  hemen yan kompartımanda seyahat eden ve Tebriz üzerinden Van'a geçen  diğer İranlı kadınlarla ve özellikle Nesrin’le tanışmamız bu yolculuğun en güzel süpriziydi.

O kompartımanda koyu bir sohbete dalıp birbirimizi anladıkça ne kadar çok önyargıyla beslendiğimizi fark ettik: Onlara Türkiye için "Aman aman sakın oraya gitmeyi" diyerek  büyütülmüşler  bizim için de durum farklı değildi, İran’ı korkunç bir yer sanıyor, giren bir daha çıkamaz endişesi taşıyorduk. Oysa karşılaştığımız manzara tamamen başka bir gerçeği fısıldıyordu: Son derece misafirperver bir ülke, insanların rahat ve güvenli yaşadığı sokaklar ve kadınların günlük hayatta gayet rahat olduklarına bizzat şahit olduk.

Aşırıya ve abartıya kaçmayan hareketler sergilemediğiniz, yerel kültüre ve kurallara saygı duyduğunuz sürece –ki bu kural dünyanın her yeri için geçerlidir– İran’ı son derece güvenli ve kolay bir şekilde gezebileceğinizi rahatlıkla söyleyebilirim. İran’ın arka yüzünü belki tamamen göremesek de, genel yaşam tarzlarından ve kültürlerinden oldukça etkilendindiğimi belirtmek isterim. Eski, unuttuğumuz örf ve adetlerin, bizden farklı yaşam tarzlarının ve kültürler arası kaynaşmanın insanı ne kadar zenginleştirdiğini bizzat yaşayarak gördüm.

Bu harika seyahat bize sadece muhteşem manzaralar bırakmadı, tam tersi bir dost kazandırdı.. Nesrin bir hafta bende Türkiye’de kaldı, hatta ertesi yıl tekrar bana geldi! Buradan o güzel kalpli İran şiveli canım arkadaşıma kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum.

Tebriz’in vakur tarihi, Tahran’ın kaotik metropol enerjisi, Şiraz’ın şiirsel bahçeleri, Hazar’ın yeşil cenneti ve yolda kazanılan dostluklarla bu rota, ömür boyu unutulmayacak bir masal olarak hafızama kazındı. ✨

Sonuç olarak; İran, televizyonlarda anlatılan o gri tablodan çok daha renkli, çok daha derin ve çok daha misafirperver. Van’dan trenle başlayan o "zorlu" yolculuk, aslında kendi içimize yaptığımız bir keşif yolculuğuna dönüştü. Tebriz’in kalabalık çarşılarına uzanan bu köprüde anladım ki; tarih de, kültür de, sevgi de arada ki measafe ve yollar da asla sınır tanımıyor.

Eğer bir gün yolunuz düşerse; önyargılarınızı sınır kapısında bırakın, kendinizi İran’ın o gizli bahçesine ve korkunç masallarına değil, bin bir gece hikâyelerinin büyüsüne bırakın. Pişman olmayacaksınız.

Yakın Çevrede Gezilecek Yerler

  • Persepolis (Taht-ı Cemşid): Şiraz’dan yaklaşık 1 saatlik mesafededir. M.Ö. 518 yılında kurulan bu antik kenti görmeden İran’dan dönmek, Mısır’a gidip piramitleri görmemek gibidir.

  • Nakş-ı Rüstem: Pers krallarının kayalara oyulmuş devasa anıt mezarları. Persepolis’in hemen yakınındadır ve görkemiyle sizi hayrete düşürür.

  • Maharloo Gölü (Pembe Göl): Mevsimine göre (genelde yaz sonu ve sonbahar başında) suyun içindeki algler nedeniyle göl tamamen pembe bir renge bürünür. Şiraz’ın 27 km doğusundadır ve fotoğrafçılar için bir cennettir.

  • İsfahan ve Si-o-se Pol: Efsunlu Köprülerin Şehri

    İsfahan, Zrayendeh Nehri üzerindeki ihtişamlı yapısıyla adeta bir açık hava müzesidir. Özellikle şehrin simgesi olan ve Allahverdi Han Köprüsü olarak da bilinen Si-o-se Pol (33 Gözlü Köprü), akşam saatlerindeki ışıklandırmasıyla adeta efsunlu bir dünyadır. İki yakayı birbirine bağlayan bu 400 yıllık taş kemerli köprünün kemerleri altında yankılanan sesler, nehir kenarındaki huzurlu yürüyüşler ve akşamüstü kalabalığının o sıcak enerjisi, seyahatin en büyüleyici anlarından biri olarak hafızanıza  kazınacaktır. 


  • İran Şimal: Hazar'ın Yeşil Cenneti ve Yazlık Rüyası

    Farsça ve Azerbaycan Türkçesinde "İran'ın kuzeyi" anlamına gelen "İran Şimal" (şimal, kuzey demektir), ülkenin kurak ve çöl ikliminden tamamen farklı, adeta masalsı bir dünyadır.

    • Hazar Denizi'nin güney kıyısında yer alan bu bölge, Elbruz Dağları ile deniz arasında kalan yemyeşil bir coğrafyadır.

    •  İran halkı için tıpkı Türkiye'deki güney sahilleri gibi son derece popüler bir yazlık ve tatil bölgesidir. Gilan, Mazenderan ve Gülistan eyaletlerini kapsar.

    •  Dağları aşan otoyollarla ulaşılan bu bölge; yoğun doğası, yaylaları, çay tarlaları ve sahil kentleriyle bilinir. Nevruz ve resmî tatillerde Tahran başta olmak üzere ülkenin dört bir yanından gelen ziyaretçilerle büyük bir nüfus hareketliliği yaşanır.

    Önemli Şehirler Köyler (Gilan, Rüşt, Ramsar, Çalus, Masuleh, Reşt, Rudhan kalesi , Bender Anzali, Masuleh köyü)

    İran'ın kuzeyindeki bu saklı cennette öne çıkan bazı özel noktalar şunlardır:

    • Rüşt (Rasht): Gilan eyaletinin merkezidir; gastronomisi ve hareketli kültürel yaşamıyla ünlüdür.

    • Ramsar: Hazar kıyısında yer alan, kaplıcaları, lüks sarayları, teleferiği ve dağ ile denizin kucaklaştığı eşsiz manzaralarıyla bölgenin incisidir.

    • Çalus (Chalus): Tahran'ı kuzeye bağlayan ünlü ve virajlı Çalus Yolu'nun bitiminde yer alan, doğasıyla büyüleyen popüler bir sahil kentidir.


Madame Savon YOLDA

İletişim: +90 534 868 88 31

tulin.ozkul4@gmail.com


ŞİRAZ- ŞAH ÇERAĞ CAMİİ





TAHRAN -DERBENT 




                   

                    
                    
                    

ŞİRAZ- ŞAH CERAĞ CAMİİ 
            

TEBRİZ 

    

ŞİRAZ -İSFAHAN 







ŞİRAZ -NASIR EL-MÜLK CAMİİ 

 

VAN'DAN GEÇİŞ 


KAPIKÖY GÜMRÜK KAPISI 

                                        


Ağva’da Huzur, Lezzet ve Macera Dolu Bir Hafta Sonu

Madame Savon YOLDA / Ağva'da Hafta sonu kaçamakları İstanbul’un o bitmek bilmeyen koşturmacasından, korna seslerinden ve gri bulutlarınd...