29.12.2023

Bir "Asi Ruhun" Yeni Yıl Gazeli


Bir "Asi Ruhun" Yeni Yıl Gazeli: 

Bir varmış, bir yokmuş… Şehrin iki ayrı kıyısında, birbirini bulmak için yılların geçmesini beklemiş, vuslatı kemâle ermiş iki ruh yaşarmış. Genç dediysem bakmayın siz; biri süslü ve biraz kırpık, diğeri ise sabah kahvesini içmeden dünyanın dönmesine izin vermeyen, uzun yokuşların yorgunluğuna aşık, güzel ve inatçı bir "huysuz keçi".

"O ada senin, bu moda benim" diyerek rüzgârı kovalayan bir gezgindir o. Adalar malum; zehirli otlarla şifalı Heredot’un koyun koyuna yattığı, efsunlu ve dumanlı topraklar… Hayatın o janjanlı, abidik gubidik oyunlarına rağmen, zifiri karanlıkta kendi fenerinin ışığıyla yürümeyi seçen o asil direnişçilere bin selam olsun!

Yeni Yıl: Bir İllüzyonun Anatomisi ve Umudun İstilası

Sahi, nedir bu yeni yıl çılgınlığı? Takvimdeki tek bir yaprağın devrilmesiyle ruhlarımızda kopan bu fırtına, geçmişin tozlu raflarında biriken acıların üzerini şeffaf bir tülle örtme arzusundan başka ne ki?

Bir yanımız kıpır kıpır bir bahar dalı gibi coşkuyla tomurcuklanırken, diğer yanımız hüzünlü bir sonbahar gazeli gibi yaprak döküyor. Akrabalar, dostlar, kahkahaların çınladığı o kalabalık sofralar… Hepsi, zamanın acımasız akışına karşı sığındığımız birer liman. Fakat insan, varoluşun o sinsi şüphesine yenilip sormadan edemiyor: Değişen gerçekten ne olacak?

Eğer biz o koyu atalet uykusundan uyanamıyorsak, kendi içimizdeki büyük sarsıntılardan yeni bir "ben" doğuramıyorsak; takvimlerin 31 Aralık’tan 1 Ocak’a dönmesi kağıttan bir seremoniden, süslü bir tiyatrodan ibarettir.

Sevdiklerimizi toprağın bağrına sırılsıklam bir sessizlikle uğurlarken, çocuklarımızın büyümesini bir nehir kıyısında durup izler gibi çaresizce seyrederken; hayat, parmaklarımızın arasından kayıp giden hırçın bir su gibi delicesine akıyor. Onu tutabilene, zamana mühür vurabilene aşk olsun!

Bazen sabahın ilk ışıklarıyla birlikte her şeye sil baştan başladığımızı fark etmiyor musunuz? Hayat, önümüzde salınan berrak, yalın ama bir o kadar da derin bir nehir… Onu zorla değiştirmeye çalışmak, akıntıya karşı kürek çekip boğulmaktan farksız. Müdahale etmeyi bıraktığın an başlar asıl özgürlük. Sakinliği bir zırh gibi giyinmek, doğru nefesi ciğerlerine çekmek ve dünyanın bütün o bağırış çağırışına, çirkinliğine zarafet dolu bir sessizlikle göz yummak… İşte yeryüzündeki en büyük sanat budur.

Sahi, biz fazla mı akıllıyız? Yoksa beynimiz bu kaotik dünyayı çözmeye çalışırken kendi tuzağına mı düşüyor?

  • Mutluluk çoğu zaman zihnimizin yarattığı bir hezeyana dönüşürken,

  • Şüpheler ve kuşkular bir kurt gibi içimizi kemiriyor.

Belki de bazen "aptala yatmak", bu dünyada sergilenebilecek en üstün zekâ mertebesidir. Dünyanın karmaşasını çözüp minik yaşamlarımıza reçeteler yazmaya ne hacet? Bildiğim tek bir yalın hakikat var: Hayat, bir rüzgâr fısıltısı kadar kısa ve güzel olan her şey, o fısıltı gibi usulca geçip gidiyor yanımızdan.

Siz bana bakmayın; mutlu bir yeni yıl kutlamasından varoluşsal bir sızıya, derin bir felsefeye evrildi kalemim. Bu yılbaşında ruhunuz size neyi fısıldıyorsa, kalbiniz nereden vuruyorsa onu yapın. İster sokakların coşkusuna karışıp doyasıya eğlenin, ister benim gibi sade, naif bir akşamın sessizliğinde kaybolun.

Yeter ki içimiz, ufkumuz ve birbirimize bakışımız sıcak olsun. Zira insan, şu soğuk evrende sadece ve sadece sıcaklığı özlüyor. Sıcak bir köşe, yumuşak bir battaniye, demli bir çay ve bir tutam insan kokusu… Fazlası ruhumuza yük, fazlası zarar.

Şimdi kapatın gözlerinizi, tutun nefesinizi... 
Ve sonra serbest bırakın; gitsin. 
Sakin, türbülanssız bir akışkanlıkta kalmak iyidir. 

Benim dünyamda; TRT 2’de saat 21.30’da başlayan o siyah-beyaz ödüllü filmlerin lezzeti, ocaktaki demliğin buğusunda saklı huzur var. Duvardaki priz mi? Hâlâ gevşek, hâlâ yenilenmedi. Evin boyası mı? Hâlâ ertelenmiş hayaller gibi beklemede.

"Dertlenme Tülin’im," diyorum kendi içimdeki o huysuz çocuğa, "Boyanır elbet, priz de takılır... Yeter ki ruhun rengi solmasın."

Yeni yılda yine doğanın o cömert koynunda, hislerimizin ritmiyle atacağız adımlarımızı. Kelimelerin sığınağına çekilip birbirimizin sesinde şifa bulacağız. Her anın iliklerinize kadar kıymetini bildiğiniz, umudun deli rüzgârıyla güzelliklere savrulduğunuz, hem coşkuyu hem huzuru aynı kadehten içtiğiniz muhteşem bir sene olsun!

Madame Savon YOLDA

Ocak 2024

  • İletişim: 0554 994 31 22

  • E-posta: tulin.ozkul4@gmail.com






















12.11.2023

Mavi ile Yeşilin Huzur Bulduğu Nokta: Erdek



Deniz üstünde geçen keyifli bir yolculuğun ardından, rotamızı Marmara’nın o sakin, insanı yormayan köşesine; Kapıdağ yarımadası Erdek’e çeviriyoruz. Ada havasında sizi karşılayan o hafif esinti ve zeytin ağaçlarının kokusu, doğru yerde olduğunuzun ilk kanıtı. Erdek, sadece bir sahil kasabası değil; köklü tarihi, sakin sokakları ve büyüleyici gün batımlarıyla Marmara’nın en naif sığınaklarından biri.

Erdek’te Zamanı Durduran Keşifler

Erdek’e geldiğinizde telaşı bir kenara bırakmalı ve kendinizi bu yarımadanın ritmine bırakmalısınız. İşte Erdek’i Erdek yapan ve mutlaka yaşanması gereken deneyimler:

  • Sahil Şeridi ve Gün Batımı Yürüyüşleri: Erdek’in alametifarikası, kilometrelerce uzanan sahil şerididir. Akşamüstü güneş alçalırken sahilde yürümek, denizin üstünde oluşan kızıllığı izlemek kelimenin tam anlamıyla büyüleyici.

  • Kyzikos Antik Kenti: Tarih meraklıları için Erdek, adeta bir hazine sandığı. Dünyanın en büyük tapınaklarından birine ev sahipliği yapmış olan Kyzikos Antik Kenti’nin kalıntıları arasında dolaşırken, geçmişin ihtişamını hissetmemek elde değil.

  • Seyitgazi Tepesi: Erdek’i kuş bakışı izlemek ve o meşhur manzarayı fotoğraflamak istiyorsanız, istikametiniz Seyitgazi Tepesi olmalı. Özellikle gün doğumunda veya gün batımında buranın atmosferi bir başka.

Doğallığın Tam Kalbinde Bir Mola

Erdek’in en güzel yanı, samimiyetini kaybetmemiş olması. Zeytinliklerin arasından geçerek ulaşacağınız küçük köyler, upuzun plajlar ve kıyıya vuran sakin dalgalar, şehir hayatının tüm yorgunluğunu bir anda silip götürüyor.

Küçük Bir Not: Erdek’e gelmişken, yörenin dünyaca ünlü zeytin ve zeytinyağlarından tatmadan, sahil kenarındaki balıkçılarda taze bir akşam yemeği yemeden sakın dönmeyin.

Marmara'nın bu köklü limanı, her gidişte insanı kendine çeken, kalabalıktan uzak ama bir o kadar da yaşayan ruhuyla, hafızanızda unutulmaz bir yer edinecek.

 Kirazlı  Manastırı ; Amazon Ormanlarını Aratmayan Bir Gizem

Avşa’nın mavisinden feribotla Erdek’in derin yeşiline, Kapıdağ Yarımadası’na geçiyoruz. Burası sadece bir tatil beldesi değil, doğanın kendi hükümdarlığını ilan ettiği bir yer: Kirazlı Manastırı. 19. yüzyılda antik bir tapınağın üzerine inşa edilen bu yapı, artık ormanla birleşmiş; gizli geçitleri, tünelleri ve ağaç köklerine karışmış dehlizleriyle mistik bir masal dünyasına dönüşmüş. Devasa anıt ağaçların göğe uzandığı bu sessizlikte, sanki eski zaman ruhları adımlarınıza eşlik ediyor.

Ballıpınar Şelalesi Kapıdağ Yarımadası’nın saklı cenneti: Sık orman dokusunun içinde, dev kayaların arasından yaklaşık 6-7 metre yükseklikten dökülen doğal bir şelaledir. Suyun düştüğü yerde berrak, küçük bir gölet oluşturur. Tam karşısındaki ahşap seyir terası ve merdivenleri sayesinde ulaşımı kolay, doğallığı bozulmamış, sadece su ve kuş sesini dinleyebileceğiniz huzurlu bir kaçış noktasıdır.

 Kyzikos: Antik Kentin Görkemli Mirası

Yol bizi tarihin en asil sayfalarına, Kyzikos Antik Kenti’ne götürüyor. Roma İmparatoru Hadrianus adına inşa edilen Hadrian Tapınağı, amfi tiyatrosu ve devasa hamam kalıntılarıyla Kyzikos, tarih öncesinden bugüne taşınan bir medeniyet fısıltısı. Ünlü matematikçilerin ve denizcilerin ayak izlerini takip ederken, bu toprağın derinliğine bir kez daha hayran kalıyoruz.

1. Kuzey Kıyı Köyleri (Doğa ve Sakin Sahiller)

  • Ballıpınar: Eski bir Pomak köyüdür. Coğrafi işaretli meşhur tatlı mor soğanın ve lezzetli kirazların anavatanıdır. İç kısımlarındaki şelalesiyle bilinir. Ballıpınar şelalesi buradadır. Köy yemyeşil doğa harikası bir yerdir. 

  • Turanköy: Yarımadanın kuzeyindeki en popüler tatil noktalarından biridir. Sığ, temiz ve geniş kumsalıyla özellikle çocuklu ailelerin deniz keyfi için ilk tercihidir.

  • Ormanlı: Şelalesi ve sakin sahiliyle bilinir. Doğa yürüyüşçülerinin ve kampçıların favori duraklarındandır.

2. Batı Kıyı Köyleri (Turizm ve Plajlar)

  • Ocaklar: Köy statüsünden çıkıp büyük bir tatil beldesine dönüşse de Kapıdağ'ın kalbidir. Kilometrelerce uzanan kumsalı, sığ denizi ve turizm tesisleriyle yarımadanın eğlence ve konaklama merkezidir.

  • Narlı: Canlı bir balıkçı köyüdür. Sahil şeridindeki çay bahçeleri, pansiyonları ve hemen karşısındaki adalar manzarasıyla akşam yürüyüşleri için çok keyiflidir.

  • İlhanlar (İlhan Köyü): Balıkçılıkla geçinen, limanı ve kendine has sakin dokusuyla tam bir kaçış noktasıdır.

3. Doğu ve Güney Kıyı Köyleri (Zeytin ve Huzur)

  • Tatlısu: Bandırma'ya en yakın köylerden biridir. Genellikle yazlıkçıların tercih ettiği, asırlık ağaçların gölgesindeki çay bahçeleriyle ve geniş sahiliyle bilinen huzurlu bir köydür.

  • Aşağıyapıcı ve Yukarıyapıcı: Yarımadanın girişinde yer alırlar. Özellikle Yukarıyapıcı, göleti ve dağ havasıyla doğa yürüyüşleri için sıkça ziyaret edilir. Zeytincilik çok gelişmiştir.

Özetle Kapıdağ Köyleri: Batısı hareketli birer plaj şeridi, kuzeyi saklı koylar ve tarım cenneti, doğusu ise huzurlu zeytinliklerle kaplı birer dinlenme köşesidir.

 

🗺️ Erdek Yolcularına Çok Özel Bir Kapıdağ Tavsiyesi!

Not: Erdek tarafına geldiyseniz, yarımadayı baştan başa gezerek görmeden sakın dönmeyin derim!

Kapıdağ, coğrafi yapısı gereği harika bir döngüye sahip. Bir uçtan başlayıp sahil şeridini takip ederek yarımadayı tam bir çember şeklinde turlayabilir ve hiçbir yolu iki kez geçmeden başladığınız noktaya geri dönebilirsiniz.

🔄 Bu "Çember Turu" size ne sunacak?

  • Erdek, Ocaklar ve Narlı tarafında açık deniz ve adalar manzarasını,

  • Turanköy ve Ormanlı tarafında doğanın içine saklanmış bakir koyları,

  • Ballıpınar’da şelaleyi ve meşhur mor soğan tarlalarını,

  • Tatlısu hattında ise asırlık ağaçların gölgesindeki huzuru göreceksiniz.

Sadece birkaç saat içinde sağınızın orman, solunuzun ise uçsuz bucaksız deniz olduğu harika yollardan geçeceksiniz. Arabanızla, motosikletinizle veya vaktiniz varsa bisikletinizle bu turu mutlaka yapın; Kapıdağ’ın her köşesindeki farklı bir iklime ve kültüre tanıklık edin. Yolculuğun tadını çıkarın! 🚗🏍️🌲

 Hayatınızda büyük sürprizlerle, ruhunuzu besleyecek derin keşiflerle ve her daim yeni yollarla karşılaşmanız dileğiyle..."

 Madame Savon YOLDA 

İletişim: 0554 994 31 22 

 Erdek 2024


KAPIDAĞ YARIMADA ÇEVRESİ OTEL VE RESTAURANTLAR 

ERDEK KAMPİNG BAKINIZ ERDEK KAMPİNG *********

EMEKLİLER DERNEĞİ SOSYAL TESİS  BAKINIZ TUED ********

KEBABCI ŞEHMUZ USTA  *********BAKINIZ

YAĞCI OTEL 

ARDA HÜLYA MOTEL 

YASEMİN OTEL 

KEBABCI ŞEHMUZ USTA 

TANOVA  -KAHVALTI GÜZEL 

KÜÇÜKOVA PLAJI 

PAFLİMA  BUNGALOW

DOĞANLAR PLAJI 

TUANA APART PANSİYON 

MANASTIR BEACH - GİZLİ PLAJ 

YOLSUZ KOY

MUKHA ORMANLI 

EĞRİDERE BALLIPINAR

SOĞAN KAYALARI 


PROGRAM AKIŞI; 

1. Gün: Erdek Merkez, Sahil Keyfi ve Gün Batımı

  • Sabah - Merkeze Varış ve Kahvaltı: Erdek’e ulaştıktan sonra sahil şeridindeki (Kurbağalı veya Çuğra mevkii) kafelerden birinde denize karşı güzel bir kahvaltı yapın. Ardından merkezin simgesi olan palmiye ağaçlı sahil kordonunda keyifli bir yürüyüşe çıkın.

  • Öğleden Sonra - Çuğra Plajı: Erdek’in en popüler ve en temiz plajlarından biri olan Çuğra Plajı'na gidin. İnce kumu ve sığ deniziyle bilinir. Deniz keyfi yapmak ve güneşlenmek için ideal bir noktadır.

  • Akşamüstü & Gün Batımı - Seyitgazi Tepesi: Akşama doğru Erdek’in en güzel manzara noktası olan Seyitgazi Tepesi’ne çıkın. Buradan tüm Erdek koyunu ve gün batımını izlemek harika bir deneyimdir.

  • Akşam - Sahil Restoranları: Akşam yemeği için kordondaki balık restoranlarını tercih edebilirsiniz. Erdek’in taze deniz ürünleri ve zeytinyağlı mezeleri oldukça meşhurdur.

2. Gün: Tarih ve Doğa (Kyzikos ve Kapıdağ Yarımadası)

  • Sabah - Kyzikos Antik Kenti: Güne Erdek girişinde yer alan, Roma döneminin en büyük tapınaklarından birine ev sahipliği yapmış Kyzikos Antik Kenti ve Hadrianus Tapınağı kalıntılarını ziyaret ederek başlayın. Tarih meraklıları için oldukça etkileyici bir yerdir.

  • Öğleden Sonra - Ocaklar Beldesi: Erdek merkezine yaklaşık 5-10 dakika mesafede olan, geniş ve uzun kumsalıyla ünlü Ocaklar’a geçin. Buranın denizi de sığ ve temizdir. Öğle yemeğini sahil kenarındaki şirin gözlemecilerde veya restoranlarda yiyebilirsiniz.

  • Akşamüstü - Narlı Köyü: Kapıdağ Yarımadası’nın batı sahilinde ilerleyerek eski bir Rum balıkçı köyü olan Narlı’ya gidin. Köyün limanında yürüyüş yapıp, asırlık çınarların altında çay veya kahve içerek günün yorgunluğunu atabilirsiniz.

3. Gün: Kapıdağ Yarımadası Koyları ve Doğa Keşfi

  • Sabah - Turanköy Plajı: Kapıdağ Yarımadası’nın kuzeyine doğru keyifli bir doğa yolculuğuna çıkın. Yeşilliklerin içinden geçerek ulaşacağınız Turanköy, adeta Karadeniz doğası ile Ege denizinin birleşimi gibidir. Koyu ve plajı oldukça bakirdir.

  • Öğleden Sonra - Doğanlar veya Ormanlı Köyü: Turanköy’e yakın mesafede olan Doğanlar ya da şelalesiyle ünlü Ormanlı Köyü'nü ziyaret edin. Buralar kalabalıktan uzak, kafa dinlemek ve doğayla baş başa kalmak isteyenler için saklı cennetlerdir.

  • Akşamüstü - Dönüş Öncesi Alışveriş: Erdek merkezine dönüp veda etmeden önce, bölgenin dünyaca ünlü yeşil çizik zeytinini, sızma zeytinyağını ve meşhur Erdek kırmızı soğanını yerel üreticilerden satın alabilirsiniz.







KYZİKOS



                  



              


       

               



















18.02.2023

METAMORFOZ GÖKÇEADAM

 

Metamorfoz: Gökçeada’da Aşkın, Ruhun ve İlk Fırtınanın İhyası

Ne derler bilirsiniz; yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam trajik bir şekilde son bulur, fakat o kırılma içten gelen bir kudretle gerçekleşirse gerçek yaşam işte o an başlar… Ben, ruhumun en ücra ve zifiri kuyularından geçerek o devasa metamorfozumu tamamladım. Geçmişin üzerime bindirdiği ağır yükleri, fırtınanın tam kalbinde duran o karanlık girdabı gözlerimi kırpmadan seyrettim ve o felaketin içinden sıyrıldım. Artık fırtınayı geride bırakmış, küllerinden doğan bir ruhun gün ışığına gözlerini ilk kez açtığı o kutsal uyanıştayım.

Sırtımı döndüğüm her fırtına, arkamda bıraktığım her bir hayalet, beni bu mucizevi eşiğe getirmek içinmiş meğer. Kendi ruhuma biçtiğim, yıllarca vicdanımın zindanlarında yatırdığım o amansız manevi ceza nihayet bitti. Gözyaşlarımı birer ağıt gibi değil, şifalı birer dua gibi okuyup üfledim gökyüzüne. Kalbimin o sert, katılaşmış kabukları birer birer soyulup toprağa dökülürken, yerini pürüzsüz, parlak ve kristalize çiçeklerin tomurcuklandığı yeni bir iklime bıraktı. Geçmişin kan ter içindeki kabuslarından, derin uykuları bölen o sarsıcı çığlıklardan uyanıyorum artık. Gururlu, onurlu ve içimdeki coşkun akarsular kadar cıvıl cıvılım.


Şimdi kelimelerin dar elbiselerine sığmayan, efsunlu bir güzelliğe sahip Gökçeada ile kurduğum o derin gönül bağı, köpüren mavi suları yara yara ilerleyen bu vapur seferiyle ölümsüz bir mühre dönüşüyor. Vapurun güvertesinde durmuş, rüzgârın kanatlarında süzülen martılara selam veriyorum; Ege’nin o cömert güneşi yüzümü kadim bir dost gibi ılık ılık yalarken, hayatım boyunca aradığım "huzur" kelimesinin tam olarak bu "an"a tekabül ettiğini idrak ediyorum.

Hayatın karmaşasından kopup dünyanın merkezinde, ama bir o kadar da zamansız bir masalın içindeyim. Ve yanımda… Elimi yanağına koyduğumda zamanın durduğunu hissettiğim, varlığına her bir solukta şükrettiğim o mucize var. Mavi dalgaların coşkulu ritmi eşliğinde, o meşhur Tatar güzel gözlerin derinliğinde kayboluyorum. O gözler ki; hem beni dünyevi dertlerin hapsinden kurtaran bir sığınak hem de ruhumun esaretine son verip bana gerçek özgürlüğümü armağan eden sonsuz bir gökyüzü… Ela çekik gözlü bir Tatar kuşun kanatlarına biniyorum; rüzgâr bizi alıp yepyeni, bakir bir yaşama doğru uçuruyor.

İçimizde yıllardır sürüp giden, ruhumuzu aşındıran o yorucu kazanma ve kaybetme muhasebesi nihayet son buldu. Yüreğimin o yumuşacık, narin kalbi dertli dalgalarla, amansız fırtınalarla boğuşurken; avcumun içinde titreyen o "pincik sevdam" artık bir cam fanus kadar zarif, bir o kadar da mukaddes ve kıymetli. Işık hızında savrulup binlerce kırık parçaya bölündüğüm o karanlık çağın dermanını; Gökçeada’nın ulu ağaçlarının gövdesine sarıldığım, toprağın kokusunu içime çektiğim o ulu sükûnette buldum. Ağaçlar fısıldadı bana yeniden doğuşu, ada rüzgârı temizledi ruhumun tozunu.


Artık yolculuk tamamlandı; kırılan kabukların yerini aşktan ve inançtan dokunmuş kırılmaz zırhlar aldı. Şehrin gürültüsü, geçmişin sızısı, zihnimin o kuşkucu fısıltıları bu son vapurun arkasında bıraktığı beyaz köpüklerin içinde eriyip gitti. Gökçeada, sadece bir coğrafya değil, benim yeniden doğuşumun, metamorfozumun şahidi olan kutsal bir limandır artık.

Aşkın o ilk günkü heyecanını, göğsümün ortasında kanat çırpan bir serçe gibi taşıyorum. İnsan hayatında kaç kez böyle hesapsız, kaç kez böyle arınmış ve kadar tutkuyla sevebilir ki? Sevginin en yalın, en hesapsız haliyle teslim oluyorum bu an'a. Ela gözlerin ışığında, bu adanın zamansız koylarında ve birbirimizin sıcaklığında yeni bir dönemin kapısını aralıyoruz.

Biz, içimizdeki o büyük metamorfozu tamamladık. Hayatın tüm karmaşasına, geçmişin tüm gölgelerine inat; aşkla, gururla ve cıvıl cıvıl bir umutla yürüyoruz bu yolda. Kalbimizin sesine sığınıp, mucizelere inanarak… Hayat kısa, ama bu an sonsuz. Ve biz, o sonsuzluğun tam ortasında, aşkın en güzel haliyle yeniden başlıyoruz. GÖKÇEADA 2023












Kökleri Aynı, Yönleri Farklı Nehirler: Kardeşliğin Anatomisi ve Sessiz İnfazı

  Kökleri Aynı, Yönleri Farklı Nehirler: Kardeşliğin Anatomisi ve Sessiz İnfazı İnsanoğlunun bu yeryüzünde deneyimlediği en karmaşık, en giz...