22.08.2017

İzmir - Şirince Köyü Çok Şirin



Şirince: Tepelerin Arasında Bir Beyaz Vaha

Bazı yerler vardır; haritadaki konumundan ziyade ruhumuzda bıraktığı sızıyla hatırlanır. İzmir’in Selçuk sırtlarında, mandalina ve zeytin kokularının birbirine karıştığı o virajlı yolun sonunda bizi karşılayan Şirince; sadece bir köy değil, taşın ve tarihin oya gibi işlendiği bir rüyadır.

Tarihin Estetik Mirası: Beyaz Konaklar

Yüksek tepelerin kucağında, özgün dokusunu bir zırh gibi koruyan bu eski Rum köyü, Osmanlı esintileriyle harmanlanmış mimarisiyle zamana meydan okuyor. 1923 mübadelesinin ardından yeni sakinleriyle ruhu tazelenen bu sokaklar, her kapı eşiğinde sizi buyur eden güler yüzlü insanlarıyla yaşayan bir tablo gibi...

Gastronomik Bir Ritüel: Artemis ve Ötesi

Şirince’nin ruhunu solumak kadar, lezzetlerini keşfetmek de bir serüven.

  • Artemis Restaurant: Köyün meydanında, yeşilin binbir tonuna hakim bir manzara eşliğinde yudumlanan bir kadeh şarap ve meşhur Kıyamet Kebabı... Fiyatların ötesinde, o anın vaat ettiği dinginlik paha biçilemez.

  • Kırkınca Arsipel: Gecenin karanlığını canlı müziğin naif tınılarıyla bölen, yorgunluğu dantel işlemeli yastıklarda unutturan bir huzur köşesi.

  • Mürver Şurubu: Sulak bölgelerin çiçeğinden süzülen, ruhu tazeleyen bu şifalı iksir, Şirince’nin ziyaretçilerine sunduğu en zarif hediyelerden biri.

Kutsal Bir Sessizlik: Aziz John Baptist Kilisesi

Köyün güney yamacında yükselen bu mabed, 1800’lerin başında eski hatıraları zedelemeden yeniden inşa edilmiş. Kilisenin görkemli sütunları arasından süzülen ışık ve o dar pencerelerden görünen panoramik Şirince manzarası, insana dünya telâşını unutturuyor.

Dilek havuzuna bırakılan bir madeni para, aslında geleceğe fısıldanan bir umut... Hemen yanı başındaki cam atölyesinde ateşle şekillenen bir kolyenin hikayesine tanıklık etmek ise sanatın en saf hali.

Meyve Şaraplarından Butik Bağlara

Şirince demek, dünyaca ünlü meyve şarapları demek. Karaduttan şeftaliye, yaban mersininden özel üretim serilere kadar her şişe, bu toprakların bereketini taşıyor. Eğer gerçek bir tadım deneyimi ve doğru bir adres arıyorsanız, rotanızı Hera Şarap Evi’ne çevirmelisiniz. Daha derin bir keşif arzusu içinse Urla Bağ Yolu sizi bekliyor.


Şirince’de Ruhunuzu Dinlendirmek İçin Notlar:

  • Sokaklarla Tanış Olun: Tarihi Rum evlerinin ve taş döşeli kaldırımların fotoğrafını çekerken, tarihin kokusunu içinize çekin.

  • Pazarın Aroması: Yöre halkının ellerinden çıkan zeytinyağı ve defne sabunlarıyla evinize küçük bir huzur taşıyın.

  • Sabahın Sesi: Kuş cıvıltılarıyla uyanıp, masalsı bir kahvaltı sofrasında güne "merhaba" deyin.

Şirince, hayallerimizde her zaman yeşilin, doğanın ve mutlu insanların yaşadığı gizli bir vaha olarak kalacak.

Madame  Savon YOLDA

Şirince Tatilden..




















                         
   










18.08.2017

Evde Mutluluk Sanatı: Evde Geçirilen Kaliteli Zamanlar

Evde Mutluluk Sanatı: Evde Geçirilen Kaliteli Zamanlar

Ev bazen dünyanın en sıkıcı yeri, bazen de en güvenli limanıdır. Kapıyı kapatıp içeri girdiğimizde başlayan o gündelik yaşantı; aslında ruhumuzu besleyen, bizi tazeleyen minik bir evrendir. Çoğu zaman huzuru dışarıda ararız ama asıl zenginlik, dört duvar arasında yarattığımız o küçük, samimi anlarda saklıdır. Evde geçirilen vakti bir zorunluluk değil, bir ritüel haline getirmek elimizde. İşte evde kaliteli zaman geçirmenin, ruhu ve bedeni doyurmanın yolları:

1. Güne Başlama ve Uyanma Ritüeli

Evde kaliteli zaman, sabahın ilk ışıklarıyla başlayan o sakin uyanma ritüeli ile mühürlenir. Güne aceleyle değil, kendinize zaman tanıyarak uyanmak en büyük lükstür. İlk iş olarak o mis kokulu sabah kahvesini demlemek, evdeki huzurun ilk adımıdır. Hemen ardından güzel bir kahvaltı... Sıcak, demini tam almış bir çay; yanında bol otlu, peynirli bir omlet... Taze sebzeleri harmanlamak, çeri domateslerin üzerine zeytinyağı ve baharat fısıldamak, yemek hazırlamayı bir tür meditasyona dönüştürür. Unutmayın, sağlık mutfakta başlar, ruh ise o masanın başında dinlenir.

2. Kahve Yanı Hayalleri ve Küçük Gündelik Huzurlar

Kahvaltı masasını hemen toplamayı sevmeyenlerden misiniz? Biraz daha atıştırmak, ardından evin en güzel ışık alan köşesine geçmek günü yavaşlatmanın harika bir yoludur. Ev işlerini bile bir keyfe dönüştürebilirsiniz; örneğin çamaşırları yıkayıp balkona asmak ve rüzgarda o tatlı uçuşlarını, hafifçe dalgalanışlarını seyretmek insana garip bir dinginlik verir. Düşünmek, pencereden uçaklara el sallamak ve hayal kurmak hala bedava; neden bu lüksün tadını çıkarmayalım?

3. Sosyal Paylaşımlar ve Akşam Yemeği Hazırlıkları

Ev, sadece yalnız kalma alanı değil, aynı zamanda sevdiklerimizle çoğaldığımız yerdir. Kapınızı gelen dostlara açmak, evi onların kahkahalarıyla doldurmak paha biçilemez. Dostların gelişiyle birlikte mutfakta başlayan o tatlı akşam yemeği hazırlıkları, paylaşılan en kaliteli zamanlardandır. Birlikte salata yapmak, yemeğin tuzunu kontrol etmek, masayı özenle kurmak evdeki aidiyet duygusunu pekiştirir.

4. Teras Keyfi ve Gün Batımı Dansı

Yemek sonrasında ya da günün yorgunluğu çökerken, evin en güzel yerine, eğer varsa terasa veya balkona kurulma vakti gelmiştir. Evinizde, veya başka  nerede olursanız olun bir günü uğurlamanın en güzel yolu, gökyüzünü izlemektir. Terasda keyif yaparken gün batımını izlemek, gökyüzünün aldığı o turuncu ve kızıl renklerin denizin veya şehir çizgilerinin üzerinde batışına şahit olmak ruhu tamamen sıfırlar.

5. Gece Kapanışı: Dingin Bir Film ve Bitki Çayları

Güneş tamamen battıktan ve ev sessizliğe büründükten sonra, zihni dinlendirecek dingin bir film izleme saati başlar. Sizi yormayacak, aksine içine çekecek bir hikayenin karşısına geçip, günün tüm koşturmacasını geride bırakabilirsiniz. Bu sinema keyfine eşlik edecek, günün son dokunuşu ise akşam bitki çaylarıyla kendini ödüllendirmektir. Melisa, papatya veya yasemin... Sıcak bir fincan çay eşliğinde günü uğurlamak, kendimize verdiğimiz en güzel sözdür.

Hafta Sonu İçin Küçük Öneriler

Evdeki ve dışarıdaki vaktinizi daha kaliteli kılmak için minik bir liste:

  • 🧹 Arınma Zamanı: Kullanmadığınız kıyafetleri kolileyip ihtiyaç sahiplerine verin, ilginizi çekmeyen kitapları takas edin. Evinizle birlikte ruhunuz da hafiflesin.

  • 🐟 Şehri Yeniden Keşfetmek: Yaşadığınız şehri bir de gece ya da sakin saatlerde gezin. Sakin bir balık yemeği veya trafikten uzak sokaklarda yürüyüş yapmak, şehri yeniden keşfetmenizi sağlar.

  • 🥗 Sağlıklı Dokunuşlar: Mutfağınızda sağlıklı tercihlere yer açın; margarini evden kovun, gerçek zeytinyağına ve buharda pişmiş sebzelere şans verin.

  • 📝 Planlı Yenilenme: Kendinize bir "yapılacaklar listesi" oluşturun ve ona sadık kalın. Eski dostlarla buluşmayı ihmal etmeyin.

"Mutlu yaşayın, mutlu olun güzel evlerinizde. Şimdilik hoşça kalın, güzel hafta sonları olsun hepinize!"






17.08.2017

Frida Kahlo'nun Renkli Dünyasında Olmak.

🌺 Frida Kahlo: Acının Tuvalinde Bir Direniş Senfonisi

"Önemli olan hiç parçalanmamak değil; parçalandıktan sonra o kırıklardan daha güçlü bir bütün inşa edebilmektir."

Kafasında koca güller, bakışlarında Meksika’nın devrimci ruhu ve bedeninde bir ömür taşıdığı o sızılı metal çubuk... Frida, "Bir ressam olarak doğdum" diyecek kadar özgüvenli, "Bir fahişe olarak doğdum" diyecek kadar cesur ve "Bir aşık olarak öldü" diyecek kadar tutkulu bir kadındı. Onun hayatını yazmak, bir bıçağın keskin ucunda yürümek gibi; hem kanatıyor hem de hayatta olduğunuzu hissettiriyor.

🦋 Tahta Bacaklı Küçük Dev: Frida’nın Çocukluğu

6 Temmuz 1907’de, Meksika’nın o Mavi Ev'inde (La Casa Azul), devrimle birlikte doğmayı seçen bir ruhtu o. Altı yaşında geçirdiği çocuk felci, ona "Tahta Bacak Frida" lakabını bıraktı ama o, bu eksikliği giydiği uzun eteklerin zarafetiyle ve babası Wilhelm’in ona aşıladığı o sarsılmaz iradeyle örttü. Bir erkek çocuğu gibi büyüdü; keskin, zeki ve pes etmez...

🚋 Altın Tozları ve Kırılan Bir Hayat

17 Eylül 1925... Bir tramvay çarpışması, altın tozlarının havada uçuştuğu o an; Frida’nın bedenini parçalara ayırdı. 32 ameliyat, aylarca süren korseler ve yatağa mahkûmiyet... Ama annesinin tavana astığı o ayna, Frida’nın kurtuluşu oldu. Parçalanmış bedenine attığı ilk çığlığı, fırçasının darbeleriyle dindirdi. O aynadaki yabancıyla, yani kendisiyle yeniden tanıştı. Resim onu iyileştirmedi belki ama ona acıyla dans etmeyi öğretti.

🎨 "Evren Diego, Ben Diego": Devlerin Aşkı

Meksikalı Michelangelo, Diego Rivera... Frida’nın hayatındaki "ikinci büyük kaza". Ona olan aşkını şu sözlerle mühürlemişti: "Başlangıç Diego, Yapıcı Diego, Çocuğum Diego... Ben Diego... Evren Diego." Diego onu defalarca yaraladı, defalarca yalnız bıraktı; ama Frida, bir erkeğin arkasında değil, tam yanında, kendi renkleriyle durmayı seçti. Diego onun için her şeydi: babası, oğlu, sevgilisi ve celladı.


⚓ Madame Savon’un Kadınlara Notu: Kendi Küllerinden Doğmak

Tarih; Sylvia Plath’ten Camille Claudel’e kadar deha sahibi birçok kadını, sevdikleri adamların gölgesinde bıraktı. Ama bugün durup kendimize bakma vakti. Mutluluk; bir adamın kollarında sindirilmek değil, onun tam yanında, omuz omuza durabilmektir.

Yanlış giden ne varsa orada bırakın. Kimseye muhtaç değilsiniz. Aynaya bakma cesaretiniz yoksa, dünyanın size bakmasını bekleyemezsiniz. Bugün bir plan yapın; ama bu sizin planınız olsun. Kendi masanız, kendi işiniz, kendi hayır'ınız... Yıllar önce vazgeçtiğiniz o "siz" olun. Saçınızı kestirin, bir seyahate çıkın, yeni bir dil öğrenin ya da sadece susun. Ama mutlaka kendiniz olun.


🕯️ Veda: Yaşasın Hayat!

Temmuz 1953'te sağ bacağını kaybettiğinde bile pes etmedi. Ölmeden kısa süre önce tamamladığı son tablosuna "Viva La Vida" (Yaşasın Hayat) adını verdi. 13 Temmuz 1954'te aramızdan ayrılırken arkasında acıdan süzülmüş devasa bir güzellik bıraktı. Külleri şimdi o çocukluğunu geçirdiği Mavi Ev'de, huzur içinde dinleniyor.

Seni sevmekten neden vazgeçtim? Çünkü kötü günümde yanımda olmadığını, gözlerime kalbinle bakmadığını ve bencilce sadece kendi geleceğini düşündüğünü anladım. Sevgim yüceydi ama senin benden çoktan vazgeçtiğini fark ettiğim an, ben de senden vazgeçtim.

TÜLİN ÖZKUL / 2024 - Frida'nın Anısına



“Bu üzerime gelen aynanın altında; birden, 


şiddetli bir resmetme arzusu uyandı bende.” 


“Kendi portrelerimi yapıyorum; 

çünkü çoğu zaman yalnızım ve en iyi bildiğim 

insan da benim.







 Frida'dan Diego'ya mektup:
Diego Rivera'ma..

Seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. Küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. Şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. Bütün bedenler çürüyor aslında diegom. Eskiyor bütün bedenler.

Ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.
Benim acı çeken bir yüreğim var Diego. Seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var.

Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın Diego.

Ben de seni anlamak istedim. Tüm hayatımı, hayatımın her bir zerresini seni anlamaya adadım. Sen nereye gittiysen, ben de gittim. Sen neye güldüysen ona güldüm. Sen kimi sevdiysen onu sevdim. Hangi kadınla seviştiysen o kadınla seviştim. Bende bulamadığın ve başka kadınlarda aradığın şeyi keşfetmek için, senin öptüğün kadınları öptüm. Dokunduğun kadınlara dokundum.

Senin sevmediklerini de sevdim ben Diego. Neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim. Ya da sevmeye çalıştım. İçimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki. Öfkem dinmedi diego.

Her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. Ya da aslında senden hiç gitmemiştim.

Seninle Amerika’ya gelmemi istediğinde, benim olduğunu sandım. En büyük yanılgım oldu bu belki de. Sen ne benim ne de başka bir kadının olamazdın. Kimseye ait olamazdın sen. Ruhun buna izin vermezdi. Oysaki ben, sana ait oldum hep. Yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım Diego. Acı çekerek seviştim onlarla.

Bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. Ah Diegom, bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. Söküp atmak istedim rahmimi. Sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.

Kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. Nasıl korktuğunu, ölmem den. Sırf bundan ölmedim ben Diegom. Sen acı çekme diye. Ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. Çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. Bana acı ve geri dön istedim. Buna bile razıydım sevgilim.

Senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. Sana benim gibi bakamayan herkesten. Senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç.

Kurbağa sevgilim, Diegom… Bana dünya’nın en büyük acısını yaşattın sen. Gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren.

Ama sevgilim, bir daha gelseydim dünya’ya yine seni severdim. Canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!
Frida Kahlo

                                               Frida Kahlo kimdir


















                                  Frida Kahlo kimdir

Tarzından Örnekler















"Hep kendimi dünyanın en garip insanı olarak düşünürdüm. 
Fakat sonra dünyada ne kadar çok insan olduğunu düşünmeye başladım.
 Bu kadar çok insan arasında elbet benim gibi biri olmalıydı, kendini benzer yönlerden tuhaf ve kusurlu hisseden.
 Sonra onu hayal etmeye başladım.
 Bir yerlerde oturmuş onun da beni düşünüyor olduğunu hayal ettim.
 Yani eğer bir yerlerdeysen ve bunu okuyorsan ve bunu biliyorsan, evet, bu doğru ben buradayım ve en az senin kadar garibim."

Bu da benden bir selam olsun Frida'ya:)




TÜLİN FRİDA OLURSA:))











Marmara’nın Enerji Deposu: Avşa Adası

  Marmara’nın Eğlence ve Huzur Adası: Avşa Gezi Rehberi (Plajlar, Şarap Evleri ve Gece Hayatı) Büyük şehirlerin gürültüsünden, bitmek bilmey...