3.11.2024

Ateşin Dansı, Baharın Şarkısı: Bir Kakava Destanı

Ateşin Dansı, Baharın Şarkısı: Bir Kakava Destanı

Baharın müjdecisi rüzgarlar kapıyı çaldığında, ruhumuzu Edirne’nin uçsuz bucaksız sarı atlaslarına, ayçiçeği tarlalarının o derin sarhoşluğuna bıraktık. İstanbul’un beton soğukluğunu arkamızda bırakıp, her kilometrede çocukluğumuzun masalsı diyarlarına, neşenin başkentine süzüldük. Yol boyu tüten kahve kokuları, tarlaların ortasına kurulan derme çatma sofralar ve güneşin tenimizi bir anne şefkatiyle yalayıp geçmesi...

Sanki dünya bizim için yeniden kuruluyordu.

 Sarayiçi: Zamanın Kıyısında Bir Konaklama

Sarayiçi’ne vardığımızda, tarih ve tabiat el ele vermiş bizi bekliyordu. Küçücük çadırımızı yemyeşil bir ormanın  ortasına kurduğumuzda, gökyüzünün o mağrur maviliği karşısında sessizliğe büründük. Şairin dediği gibi; ömrümüzde ilk defa gökyüzünün bu kadar uzak ve bu kadar geniş olduğuna şaşarak durduk.

Eskitilmiş renkli otobüslerin içinde bir çocuk gibi hayallere daldık. Güvenle tuttuğumuz o ele sığınıp, uysal bir melek gibi tarihin dehlizlerine süzüldük. Adalet Kasrı’nın gölgesinde taş kesilmiş heykellerle dertleştik, bin yıllık camilerin duvarlarına bembeyaz umutlarımızı sürdük. Başımızda taze kır çiçeklerinden taçlar, ruhumuzda gecenin cıvıltısı... Edirne bizi içine, en derinindeki o kadim huzuruna çekti.

 Tavukçu Ormanı: Cennetten Bir Fısıltı

Ertesi sabah güneş, çadırımızı bir altın koza gibi ısıtırken uyandık. Adımlarımız bizi Tavukçu Ormanı’nın o bakir, dokunulmamış yeşilliğine götürdü. Burası upuzun ağaçların göğe yükseldiği, kelebeklerin senfoniler eşliğinde uçuştuğu gizli bir mabet gibiydi.

Çıplak ayakla toprağa bastığımızda, toprağın nabzını kalbimizde hissettik. IV. Mehmet’in Av Köşkü’nün kalıntıları arasında, tarihin tozlu sayfalarından sızan bol köpüklü kahvelerimizi yudumlarken birer zaman yolcusuyduk. Kimseler duymasın, kimseler bilmesin istedik bu gizli cenneti; sadece rüzgarın fısıltısı ve kuşların kadim şarkısı kalsın kulaklarımızda.

  Mahşeri Bir Coşku, Kırmızı Bir Kıyamet -Yine yeniden Edirne

Ertesi yıl, "Madame Savon Yolda" grubumuzla, dostluğun ve keşfin gücüyle yeniden düştük yollara. Bu kez Edirne bir mahşer yeri! Rengarenk şalvarlar, çiçekli basma elbiseler, kadınların maharetli ellerinden süzülen meyve sabunları ve kırmızının her tonunda bir neşe seli...

Geçen yılın o huzurlu sessizliği yerini, davulların göğü inlettiği, zurnaların nefesiyle ruhu sağalttığı bir cümbüşe bırakmıştı. Çadırlarımızı nehrin kıyısına kurduk, afişimizi rüzgara teslim ettik. Gözlerimizin önünde uçuşan rüzgar gülleri, geçmişin festivallerinden kopup gelen domates savaşlarının o hınzır anıları...

 Final: Arınma Ateşi ve Tunca’nın Sırrı

Ve beklenen an... Meydanda devasa bir Kakava Ateşi yükseldi göğe. Ateşin haşmeti karşısında, günahlarından arınmaya çalışan ortaçağ dervişleri gibiydik. Isı tenimizi, coşku ruhumuzu sardı.

Sabahın beşi vurduğunda, binlerce yürek Adalet Kulesi’nin altındaki köprüye aktık. Tunca’nın serin sularına dileklerimizi bıraktık, baharın bereketini dallardan kopardık. Alnımızdan terler akarken, Roman şarkılarının o hipnotik ritminde kendimizden geçtik. Dans ettik, güldük, haykırdık! Mutluluğun resmi yapılamazdı belki ama o gece Sarayiçi’nde mutluluk kanlı canlı karşımızda, göbek atıyordu!


Son Söz: Gelecek yıl, yine o çiçekli elbiselerim, süslü tüllerim ve kırmızının her tonuyla orada olacağım. Çünkü hayat, festivalleri beklemek için çok kısa; ama her anı bir festival coşkusuyla yaşamak için çok güzel.

"Sevgili evren; iyiyiz biz, güzeliz biz, mutluyuz biz... Daha ne olsun!"


 Edirne: Zamanın ve Baharın Başkenti

Edirne, sadece bir şehir değil; Mimar Sinan’ın dehasıyla göğe yükselen minarelerin, Meriç’in sularında yıkanan güneşin ve her bahar küllerinden doğan bir efsanenin adıdır. Bu topraklarda her taşın bir fısıltısı, her çiçeğin bir hikayesi vardır.

Sanatın ve İnancın Kadim İzleri

  • Selimiye ve Arasta: Sinan’ın "ustalık eserim" dediği o muazzam kubbe altında, inancın mimariyle buluştuğu eşsiz bir durak. Arasta’nın tarihi dükkanlarında yankılanan eski zaman sesleri...

  • Eski Cami ve Muradiye: Duvarlara nakşedilmiş devasa hat sanatları ve Mevlevihane’nin ruhu dinginleştiren o mistik sükûneti.

  • Büyük Sinagog ve Sveti Georgi: Şehrin kalbinde yükselen farklı duaların, asırlık bir kardeşlik armonisi içinde yankılanışı.

  • Sağlık Müzesi (II. Bayezid Külliyesi): Suyun şırıltısı ve müziğin tınısıyla ruhun tedavi edildiği, şifanın sanata dönüştüğü o zarif avlu.

Rayların ve Nehrin Şarkısı

Karaağaç Tren Garı'nda donup kalan zaman, Lozan Anıtı'nda taçlanan hürriyet... Ve elbette Meriç Nehri. Köprünün üzerinden batan güneşi izlemek, suyun akışıyla beraber kendi içsel yolculuğuna çıkmak gibidir.


Kakava: Ateşin ve Suyun Mukaddes Kavuşması

Roman dünyasının kalbinden yükselen Kakava, Hızır ve İlyas’ın bir gül ağacı dibindeki ebedi randevusudur. Baharın kapıyı çaldığı o efsunlu anlarda:

  • Umutlar ve Nehir: Binlerce elin titreyerek yazdığı o kağıtlar, Tunca’nın serin sularına bırakılır. Su, hayalleri yarınlara taşırken; nehir kenarındaki ağaçlardan koparılan minicik dallar, evlerin kapısına baharın müjdecisi olarak asılır.

  • Arınma Ateşi: 5 Mayıs’ta Sarayiçi’nde yükselen o devasa ateş, sadece odunları değil; kışı, kederi ve ruhun yorgunluğunu da yakıp kül eder. Geriye kalan, paylaşılan sıcak bir pilav ve coşkun bir danstır.


Tavuk Ormanı ve Av Köşkü: Sultanların Has Bahçesi

Şehrin gürültüsünden kaçıp 58 hektarlık bir yeşil rüyaya dalmaktır Tavuk Ormanı. Bir zamanlar binlerce kanatlının şenlendirdiği bu orman, bugün trekking tutkunlarının ve huzur arayanların sığınağıdır.

  • Şifalı Topraklar: Akyıldızdan mor sümbüle, çiğdemden yılan yastığına kadar tabiatın eczanesinden süzülen bitkiler ayaklarınızın altında bir halı gibi serilir.

  • IV. Mehmet’in Mirası: 1671 yılından günümüze ulaşan Av Köşkü (nam-ı diğer Bülbül Köşkü), Osmanlı sultanlarının doğaya olan tutkusunun zarif bir nişanesidir. Restore edilen o taş duvarlar arasında, hala eski av partilerinin yankısını duymak mümkündür.


Gezginin Heybesinden Notlar

"Bazı sessizlikler çok şey anlatır; tıpkı Tavuk Ormanı'nın derinliklerinde kendimizi mutlu ve güvende hissettiğimiz o anlar gibi. İlk adımlar her zaman zordur ama o ilk adımların hatırına binlerce kilometre yürünür..."

Madame Savon YOLDA

İletişim: 0554 994 31 22

tulin.ozkul4@gmail.com



  



                  


               

                   








            







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

DUBAİ : ÇÖLÜN ORTASINDA Kİ VAHA

Dubai, sadece bir ticaret merkezi değil; aynı zamanda "imkansızın mümkün kılındığı" bir mühendislik ve sanat harikası. Dubai denil...