HORMA KANYONUNDA HAFTA SONU GEZİMİZ
Bahar gelsin de gidelim,
diye düşünürken soğuk mu soğuk ayaz mı ayaz
bir kış gününde Horma kanyonu
yollarına düştük,
Hava buz gibi, iliklerimize
kadar donuyoruz ama olsun keyfimiz yerinde..
Güzel bir grupla beraberiz;
aracımız kar tutmuş yollarda hızla akıp geçerken, pencereden beyaza bürünmüş
ağaçları seyretmenin keyfine varıyoruz.
Yol boyu şarkılar türküler, kahkahalarımız
neşemiz o küçük aracın içini doldurmaya
yetiyor da artıyor bile..
Yolculuk öncesi aldığımız
taze lokumları yiyor ve Karadeniz temalı türkülerin ahengine kendimizi bırakıveriyoruz.
Eski şarkıları ve türküleri
severim. Rock müzik de dinlerim ama böylesi yöresel şarkılar keyif veriyor bana..
Eskilere taaa eskilere
evimizde çalan radyoya kadar gidiyorum..
Zaman da yolculuk yapmak
gibi benimkisi..
Annem mutfak dan sesleniyor
bana genç ve güzel bakışları efsunlu gözlerinin kahverengisi öyle güzel ki , bugün
bile beynimin içinde hala bu görüntüler..
Zeki Müren, Emel Sayın ve
nicelerinin sesleri o küçük odanın içinde yankılanıyor.
Anılar işte böyle insanı bir
yerden alıp başka yerlere sürükleyebiliyor..
İnsan yaşamına güzel
şeylerle doldurmalı anılar, acılar serzenişler, acılar, ümitler ve hayaller
hepsinin bir yeri ve anlamı var..

İstanbul'dan Pınarbaşı
tesislerine varışımız 5,5 saat sürüyor.. Gece 1:00 gibi otobüsümüze binip fazla
mola vermeden 5-6 gibi kanyon mevkiine varmış oluyoruz..
Pınarbaşı Kanyonu yemyeşil bir tabiatın
insanlığa sunduğu bir mucize gibi karşınızda duruyor. Asırlık ahşap evler
dikkatinizi çekiyor. ilçe merkezinden yaklaşık 3 km sonra nefesinizi
kesecek Küre Dağları Milli Parkı – Horma Kanyonu girişine ulaşıyoruz..
Suyun sesi doğanın renk
cümbüşü ile dans ederken, ruhunuza huzur fısıldayan kanyonda karşınıza çıkacak
güzellikleri kestiremiyorsunuz. Macera, adrenalin, sessizlik, coşku ve
merak.... Gözlerimiz yeşilin tüm tonlarına doymakta..
Milli parkın içinden şen
çocuklar gibi usulca içeri süzülüyoruz.
Bir o yandan bir bu yandan
binlerce resim karelerine ve birbirinden güzel anlara hapsoluyoruz..
Kanyon da uzunca bir süre
yürüdükten sonra karşımıza çıkan yaklaşık 15 metre yükseklikten dökülen
mucizevi Ilıca şelalesini hayranlıkla
izliyoruz..
Zarı Çayı Ilıca
şelalesine hayat vermiş, şelalenin aktığı alanda küçük bir gölet
oluşmuş.. Suyun rengi yeşilin tonlarını hapsetmekte...ve göletin çevresi
yemyeşil ağaçlarla kaplı..
Yol boyu gördüğümüz
manzarlar beni benden alıyor.
Duvarlar da nemli bir ortam
mevcut , Yosunsu sarmaşıklar gökyüzüne uzanıyor, milyonlarca beyaz kelebek
sanki yakalanmamak istercesine peşinden bir nazlı gelin edasıyla
koşturmaktan keyif alıyorlar.. Yine burada doğanın güzelliğine hayran kalarak
yeşilin her tür tonunu görmekten bir hayreti cengizlik geçiyor içimizden..
Bu köprüler yıkılırmı diye
sağına soluna bakıyorum ama oldukça sağlam yapılmış ve iyi demirlere bağlanmış
olduğunu görünce içime bir ferahlık gelmiyor değil hani..
Bir an öyle bir noktaya
geliyoruz ki kendimi bir film platosunda gibi hissediyorum..
Ansızın köşeden Yüzüklerin efendis Frodo çıkacakmış gibi bir
atmosfer var..
Efendimis efendimiz çek bize
bir horma kanyonu hatırası diyip hem afişleri hem bayrakları hem de kolay kolay
kimseye göstermeyi sevmediğim artislik pozlardan veriyorum bir değil bir kaç
poz babında :)))
Bu görüntülerde hem ürperdim
hem hoşuma gitti, nasıl daha önce gelipte görmediğime hayıflandım..
Sonra bir rüzgar esti, yapraklar
o kocaman boşluktan aşağıya nehre derelere ve suyun debisinin en yüksek olduğu
mertebelere doğru savrulup gitti..
Bir kaç dakika süren bu
ölümsüz an da ben değil eminim grubumuzda ki diğer bütün arkadaşlarımız
etkilendiler.
Büyük bir mağara içindeyiz
yarı açık yarı kapalı güneş ışıkları gölgeler haleler yaratırken tatlı
rüzgarımız tam da sahnenin başrol oyuncusu kıvamında.
O an öylesine güzel ki, ışık
kırmaları hafif bir güneş ve rüzgarın esinsitiyle havada uçuşan rüzgar ve beyaz
toz zerrecikleri kelebek auraları içimde bir dinginlik ve mutluluk yaratmıyor
desem yalan olur.
Kanyon yaklaşık 3 kilometre
uzunluğunda, Valla kanyonunun ortalarında bir
yerde Muratbaşı köyünün bir mahallesinin içinden,
üç katlı seyir terasına çıkıyoruz..
Seyir terasından
kanyonun büyüklüğü ve derinliği bütün ihtişamı ile görülüyor.
Terasın ilk basamakları
insan da büyük bir heyecan yaratıyor çevremde ki uçsuz bucaksız çılgın
bir manzara var, biraz bakıyorum biraz korkarak geri çekiliyorum.
Yağmur da delice yağmaya
başladı dönen merdivenlerden uçurumun derinliği görünüyor bir iki kat
çıkmaya meyillenirken içime bir korku gelip saplanıyor..
Temkinli olmaya karar verip
bu haşmetli ve inanılmaz güzel devasa manzaranın tadını aşağıdan çıkarmaya
başlıyorum.
Üzerimizde sarı mavi kırmızı
yağmurluklar doğayla uyumlu bir renk cümbüşü şöleni sunuyor.

Burada biraz daha durup
dinlenip uzaklardan görünen dağları kayalıkları ve uçsuz bucaksız manzaranın
güzelliğinde insan olmanın hem hüznünü hem de varoluşmuzu sorguluyoruz.
Aşağılardan görünen devasa
kanyon öyle güzel ki kıvrım kıvrım gözden kayboluyor, ve ben orada yürümenin
nasıl olacağını düşünüyorum.
Yola devam etmemiz
gerektiğini bilerek , bir küçük kestirme yol içinden sonbaharın ve kışın tüm
güzelliğini temiz havayı içimize çekerek
inanması mucize diyebileceğim tatliş bir köyün çıkışına geliyoruz.
El yapımı tazecik yufkadan açılmış peynirli
patatesli patlıcanlı gözlemelere ve yeni demlenmiş tavşan kanı tazecik
çaylara hayır diyemiyoruz.
Köy insanı hemen oracıkta
bizi sarıp sarmalıyor, ulu bir çınar gibi, sırtımızı yaslayacağımız büyük bir
dağın eteğindeyiz sanki..
Ortam da yanan kuzine
sobanın sıcaklığında yan yana oturmuş ve dünyanın burada durduğunu bilerek el
açması böreklerin lezzet ötesi
gözlemelerin tadını çıkartıyoruz.
Yağmur yağmaya devam ediyor
bir çatı altına girmişiz hafiften üşümüz ama yine de bana mısın demiyoruz ve
karşımda yer alan hırçın karadeniz temalı güzel manzaranın tadını
çıkarıyoruz.
Bazı sessizliklerde çok
şeyler anlatıldığı gibi dünyanın uzak bir yerinde kendimiz mutlu yerimizi
garanti görüyoruz.
İlk adımlar her nereye
gidersiniz gidin ah o ilk adımlar yok mu, o ilk adımların hatırına ne
kilometreler yürünmüş, insanoğlu uzaya çıkmaya bile cesaretlenmiştir.
Özet geçmek gerekirse
Kastamonu Pınarbaşı'ya geldiğinizde sizi harika gizemli pastoral manzaralar
karşılıyor olacak arkadaşlar..
Siz isterseniz burada
çadır kurabilir veya yakın yerlerde ki otellerde kalabilirsiniz biz oyumuzu
Kastamonu Uğurlu konaklarından yana kullandık..
Bu sene 3. kez gittiğimiz ve
memnuniyet konusunda harika duygularla ayrıldığımız otelimizin linkini merak
edenler için buraya bırakıyorum. uğurlu konakları bakınız.
Programa göre devam etmeyi
çok isterdik ama malesef ki yoğun kar yağışı nedeniyle ILGARİNİ mağarası EJDER ÇUKURU VE MANTAR MAĞARASI'nı göremedik.. Sonbahar havasında ki
mevsim bir anda yerini göz alıcı beyaz bir aydınlığa bembeyaz karlara bıraktı.
Kar usulca yağıyor ve buraya
dair içimde efsane hikayeler canlanıyordu.
Mağarayı görmeyi çok
istemiştim hatta biraz içimde heyecanla karışık endişe de belirmişti.. Zamanın
ta ötesinde buraya ilk ayak basanlar, mağara içine yerleşim yerleri yapıp
kiliseyi de kondurmayı unutmayan tarihin en eski kavimleri...
Sorkun yaylasının uzantısında yer alan
İlgarini mağarasının denizden yüksekliği 1250 metre. Dünyanın 4. büyük
mağarası , içerisinde 1 Milyon yıllık sarkıt roma ve bizans dönemine ait
mezar ve dini yapı kalıntıları mevcut..
Yaklaşık 200 yıllık bir
zaman diliminde oluşan mağara tabii bir kayalık içinde 800 metre uzunluğa
sahip..
Mağaranın girişinde bizans
devrine ait olduğu sanılan yaklaşık 10 hanelik bir köy yıkıntısı bulunmakta,
daha derinlerde ise duvar örülerek yapılmış patika ile inilen kilise ve
mezarların bulunduğu bir salon var, burada çok sayıda insan iskeleti bulunmakta
fakat ne gariptir ki bu iskeletlerin neredeyse tamamının kafatasları
hazineciler ve meraklı ziyaretçiler tarafından hatıra olarak götürülmüş..
Bahar da yeniden geliriz ve
bu göz alıcı kanyonun tadını daha fazla gezebiliriz diyerek şimdilik
rotamızı Kastamonu'ya çeviriyoruz.
Konaklayacağımız otelimiz bu
civarın en şahanesinden, odalarımız sıcacık, yemekler enfes misafirperverlik
şahane daha ne olsun..
Dışarda kar yağıyor camdan
dışarıyı seyrediyorum evlerine koşarak giden insanlar ve Kastamonunun kara bulanmış kalesi heybetlice
önümüzde uzanıyor..
Akşam yemeğimizi güzel
müzikler eşliğinde otelimizde aldıktan sonra gece nefis bir kar yağışı altında
şehri gezmenin eski evlerin arasından usulca süzülmenin keyfi de bir başka
oluyor.
Gece nefis bir uyku usulca
yağan karın sessizliği sokak lambasını odamıza vuran sarımtrak renk
geçişleriyle sabahı etmişiz..
Yorulduğumu biliyorum ama
olsun değdi, program harika işliyor ve biz görmek istediğimiz ve zamanın
gerisine ışınlandığımızı hissettiğimz bu toprakları çok seviyoruz.
Gece şehri karlar altında
gezerken bembeyaz karların altında arkasında ki öküzü çekmeye çalışan fatma
bacının heykel tasviri beni çok etkiliyor..
Çam ağaçları arasında
sessizce parkın ve şehrin tam ortasında yer alan bu tasviri unutacağımı
sanmıyorum..
O güzelim kahvaltının
zeytinlerin peynirlerin mis gibi kızarmış ekmek ve böreklerin hakkını vererek
güzeller güzeli otelimizden ayrılıyoruz.
Yeniden geleceğimizin
güvenli hissiyatı ve arkamızdan onca dökülen bir maşrapa su ile uğurlanıyoruz
yeni rotamıza..
Bu program 2 günlük
konaklamalı bir program olduğu için birbirlerine yakın destinasyonlar içinde
küçük programlar oluşturmuştum..
Şehirden ayrılmadan
önce, Kastamonu kalesine çıkıp panoramik bir şekilde şehri izlemek ve
fotoğraflamak keyifliydi..
Kastamonu'dan aldığımız
organik yiyecek ve yöresel simitlerle eve dönmenin keyfi de
ayrıca bir güzel tabi..
Tatlısı ekşisi derken
elimizde çantalarla aracımıza sığamaz oluyoruz.
Yola devam diyerek, yoğun
kar yağışı altında çevrenin büyüleyici güzelliğini izleyerek gezimizin bir
başka durağı olan Safranbolu'ya gelmiş bulunduk..
Yolumuzun üzerinde
bakınız Konari dipsiz göl'de yemek ve eğlence molasını da
verdikten sonra istikamet Tokatlı kanyonuna rotamızı çevirdik.
Safranbolu turizm açısından
gerçekten görülmeye değer bir destinasyon, evleriyle yemekleriyle tatlı ve
lezzetleriyle doyulmayan ve gez gez bitmeyen bir şehir..
Tokatlı kanyonunu bilmeyen duymayan
varsa özelikle araştırmalarını ve burayı ziyaret etmelerini isterim.
Farklı açılardan Kapadokya Ihlara vadisin andırsa da içeri de
huzurun cennetin güzelliği mevcut..
Tahta yollar, minik
şelaleler, yürüyüş rotası inanılmaz bir güzellik sizi bekliyor..
Bu rotayı bilenler şehrin
diğer iki ucundan çıkabiliyor..
Yolu bazı kısımlarını sel götürdüğü
için geçişlerde zorluk yaşadık bu sebepten dolayı gizemli kanyonun derinlerine
gitmekten çekindik.
Gitmek isteyenlere bir bahar
günü kır çiçekleri eşliğinde nefis bir yürüyüşle taçlandırmanızı öneririm.
Güzel bir programın daha
sonuna geldik sevgili değerli okuyucularım.
Sorularınız olursa veya
yardımcı olabileceğim bir konu olursa dönüş yaparsanız çok sevinirim.
Ayrıca Horma Kanyonun'da
bize rehberlik yapmış ve çok yardımları dokunmuş rehber abimizin de
iletişim bilgilerini aşağıya yazıyorum. Eminim ki mağara gezileriniz de
sizlere çok faydası dokunacaktır.
Geldik tatlı bir gezinin ve
yazının daha sonuna yeni rotalar şimdiden oluşturuldu bile:))
Yeni gezimiz de Saraybosna, Mostar, Vişegrad Drina köprüsünü geziyor olacağız.
Daha gidilecek keşfedilecek
yaşanacka ve anı biriktirilecek çok yerler var..
Hepsini görmekte gezmekte
fayda var, insan gördükçe meramını anlattıkça merakını giderdikçe ve
sosyalleştikçe daha da mutlu bir insana bireye dönüşüyor.
Güzel rotalarda
buluşmak dileğiyle,
Kurumsal ve bireysel
etkinlikleriniz için bize ulaşabilirsiniz.
Madame Savon YOLDA
İletişim: 0554 994 31 22
tulin.ozkul4@gmail.com



Yorumlar
Yorum Gönder