kavrunyaylası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kavrunyaylası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.03.2026

Yeşil Büyünün Kalbinde 25 Gün: Karadeniz’in Zorlu Zirveleri ve Kavrun’un Ruhuma Dokunan Masalı


Karadeniz… Doğanın tüm cömertliğini sergilediği ama bir o kadar da sınırlarınızı sınadığı, hırçın ve büyüleyici bir coğrafya. Tam 25 gün boyunca bu yeşil cennetin virajlı yollarını arşınladım, yaylalarında soluklandım. Fakat bu rotanın ve hayatımın en unutulmaz, ruhumu en çok sarsan noktası hiç şüphesiz Kaçkarların kucağında yer alan Yukarı Kavrun Yaylası oldu.

Karadeniz yaylaları tabelada göründüğü kadar yakın, haritada durduğu kadar kolay değildir. Buradaki kamp tecrübesi, doğayla bir savaş değil; doğanın gücü karşısında saygıyla eğilmeyi öğrenme yolculuğudur.

Bulutların Üstünde Bir Mücadele: Çetin Karadeniz Şartları

Karadeniz turumun son durağı olan Kavrun Yaylası, Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde, Ayder’e yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta fakat sanki bambaşka bir dünyada duruyor. 1.980 ile 2.350 metre rakım arasında yer alan Aşağı ve Yukarı Kavrun, Kaçkar Dağları Milli Parkı’nın en dik ve büyüleyici geçiş noktalarından biri.

Ancak buraya ulaşmak başlı başına bir sınav. Yaylaya çıkan toprak yol oldukça engebeli ve sert. Yapılacak en büyük hata buraya alçak bir binek araçla çıkmaya çalışmaktır — ki ben o hatayı bilfiil yaptım ve ciddi anlamda zorlandım. Karadeniz yaylalarının hakkı kesinlikle pikap, 4x4 araç veya ATV/Jeep tarzı yüksek vasıtalardır.

Rüzgârın ve sert iklimin izleri sadece yollarda değil, yaylanın geleneksel mimarisinde de gizli. Yaklaşık 200 yıllık bir yaylacılık kültürüne ev sahipliği yapan Kavrun’da, ahşap ve taştan inşa edilmiş evlerin kuzey duvarları sert fırtınalara dayanması için ekstra kalın yapılmış. Mayıs ve Ekim ayları arasında hayat bulan bu evler, kış geldiğinde kapılarını sessizliğe kapatıp baharı bekliyor.

Soğuk Geceler, Sıcak Sobalar ve Heidi’nin Dağları

Yukarı Kavrun’da kamp kurduğumuzda bizi iliklerimize kadar işleyen serin ve keskin bir hava karşıladı. Neyse ki aracımızda tedbirliydik; yün yorganlar ve kalın battaniyeler olmasa gecenin dondurucu soğuğunu atlatmak imkânsız olurdu. Çeşmeden su getirmeye gittiğim o kısa anlarda bile dudaklarımın kuruyup çatladığını, yüzümün Karadeniz’in o aldatıcı yayla güneşiyle kavrulduğunu hissedebiliyordum.

Fakat gece ne kadar çetinse, gündüz bir o kadar masalsıydı.

Ağustos ayında bile başı dumanlı olan bu dağlarda, Fırtına Deresi’nin coşkun kollarından biri olan Kavrun Deresi’nin sesiyle uyanıyorsunuz. Trekking tutkunlarının, dağcıların uğrak yeri olan dumanı tüten o küçük kafeye sığınmak, orada yakılan sıcak sobanın başında ellerimizi ısıtıp demli bir Rize çayı yudumlamak bende unutulmaz izler bıraktı.

Gündüzleri güneş açtığında etraf bir anda adeta Alplere dönüşüyordu. Kendimi Heidi’nin büyükbabasının dağlarında hissettiğim o pastoral manzarada; renk renk dağ ve kır çiçekleri, baş döndüren bir oksijen ve nefes kesen dere yatakları vardı. Sabah çadırımızın fermuarını açtığımızda bizi selamlayan tatlış inekler ve sadık çoban köpekleri, doğanın en samimi ev sahipleriydi.

İnsan Olmanın Erdemini hissettiğim O An

Tüm bu yolculuğun özü, vadiye uzaktan baktığım o büyülü anda gizliydi.

İneklerin dağların eteklerinde tazecik otları yiyerek geviş getirdiği, dağların dik yamaçlarına günün son sarı ışıklarının vurduğu o dakikalarda içimi tarif edilemez bir duygu kapladı. Elimde tuttuğum kır çiçeklerine bakarken gözlerim yaşardı. Hayatımın en mutlu, en duygulu ve ruhumu en çok sarsan anıydı bu.

Şehrin gürültüsünden, hırslarından uzak; doğanın bu heybetli ve saf huzuru karşısında insan olmanın erdemini ve sadeliğini tüm vücudumda hissettim. Büyüklüğü karşısında küçüldüğüm o dağlara bir kez daha sevdalandım.

Lezzet ve Veda: Yine Geleceğim!

Kavrun sadece manzarasıyla değil, damakta iz bırakan lezzetleriyle de unutulmaz:

  • Sıcak bir mangal ateşinden farksız Karalahana Çorbası (O soğukta içtiğim en şifalı lezzet!)

  • Buram buram yayla tereyağı ile yapılan Muhlama (Kuymak)

  • Sıcak mısır ekmeği, Rize kavurması ve kovanlardan taptaze çıkan yayla balı

Karadeniz kampı zorludur; ıslatır, üşütür, dudaklarınızı çatlatır ve sizi yorar. Ama karşılığında ruhunuza öyle bir iyileşme sunar ki, döndüğünüz an tek bir şey istersiniz: Tekrar gitmek.

Yeniden o ahşap yayla evlerinin arasında çadır kurmak, buharı tüten karalahana çorbasından bir kaşık daha almak ve Kaçkarların sarı ışıklarına karşı sessizce durup şükretmek için gün sayıyorum. 🌿


Madame Savon YOLDA
tulin.ozkul4@gmail.com



















                                         
                                         
                                         

                                         

                                         

                                             
                                           
                                           
                                           

   














Ağva’da Huzur, Lezzet ve Macera Dolu Bir Hafta Sonu

Madame Savon YOLDA / Ağva'da Hafta sonu kaçamakları İstanbul’un o bitmek bilmeyen koşturmacasından, korna seslerinden ve gri bulutlarınd...