28.12.2016

AYVACIK - ASSOS - BEHRAMKALE

Zamanın Durduğu Durak: Gürpınar’dan Assos’a Bir Vefa Yolculuğu

Hayat, bazen bizi başladığımız yere, ama bambaşka bir benlikle geri getirir. Yıllar evvel, oğlumun henüz yedi yaşında küçük bir çocukken bahçelerinde koşturduğu o masal köyüne, Ayvacık Gürpınar’a yeniden düştü yolumuz. Zaman, o küçük çocuğu Marmara Güzel Sanatlar’da seramiğe can veren, kendine güvenli ve vakur bir delikanlıya dönüştürmüş olsa da; hatıralar hâlâ o ilk günkü tazeliğiyle veranda köşelerinde bizi bekliyordu.

 Maziden Atiye: Gürpınar’da Bir Zaman Sıçraması

Hava pırıl pırıl, bulutlar bembeyaz birer pamuk tarlası... "Tosbağa" arabamızın içinde ruhumuzu besleyen melodiler yankılanırken, zeytin ağaçlarının gümüş yaprakları arasından köye yaklaşıyoruz. İçimde tatlı bir telaş: Acaba o evi bulabilir miyim? Sokaklar, ağaçlar, o kuş sesleriyle bezeli bakir sessizlik değişmiş midir?

Yol kenarında, yılların yükünü omuzlayan koca gövdeli bir ağacın altındaki çeşmede mola veriyoruz. Suyun serinliği yüzümüze değerken, öğle güneşinin altın huzmeleri masamıza konuk oluyor. Ve işte orada... Kaldığımız evi, sanki dün ayrılmışız gibi elimle koymuşçasına buluyorum. Zaman burada biraz daha cömert davranmış; binalar yaşlanmamış, sadece ağaçlar biraz daha boy atmış, doğa biraz daha kendi içine çekilmiş.

Zeytin ağaçları... Denizin hemen dibimizde olmasına inat, ben o her mevsim yeşil kalan ağaçların sadakatine bayılıyorum. Topraktan bereket fışkırıyor; incirler ballanmış, dallar meyveyle ağırlaşmış. Bir hüzün gelip boğazıma düğümlense de biliyorum ki; eski sayfalar kapanır, hayat döngüsünde yepyeni ve bembeyaz sayfalar açılır. Hayat böyle bir döngüdür; hüzünle sevinç her daim yan yanadır.


 Kıtaların Ucundaki Muhafız: Babakale

Gürpınar’ın o hüzünlü huzurundan ayrılıp rotamızı Babakale’ye kırıyoruz. Burası, Osmanlı’nın korsanlara karşı inşa ettiği son kale, mahkumların özgürlük umuduyla ördüğü bir taş destan... 1725 yılından bugüne dimdik ayakta duran kalede, Ege’nin sonsuz maviliğine bakmak paha biçilemez.

Köy halkını korumak için inşa edilen bu surlar, bugün sessiz bir tarihe ev sahipliği yapıyor. Tam karşımızda, Yunanistan’ın Midilli Adası’nda (Molivos Kasabası) yer alan ikizi bize el sallıyor sanki. Yarım saatlik bir yürüyüşle kaleyi arşınlarken, tarihin o sessiz limanını ve köyün huzurunu iliklerinizde hissediyorsunuz.


 Taşın Dile Geldiği Yer: Assos ve Behramkale

Behramkale’ye giden yol, mis kokulu dağların arasından süzülen bir manzara şöleni. M.Ö. 3000 yıllarından beri insanlığa kucak açmış bu kadim topraklar, her yeri beton yapma akımına yenilmeden günümüze ulaşmış birer mücevher gibi.

  • Sokakların Ruhu: Rum tarzı taş evlerin arasından kıvrılan Arnavut kaldırımlı sokaklar... Her köşede bir sanat atölyesi, incik boncuklar, el dokuması kilimler ve Ege’nin o rengarenk dünyası sizi sarıp sarmalıyor.

  • Bir Sakızlı Kahve Molası: Köyün o meşhur manzaralı kahvesinde, sakızlı kahvenizi yudumlarken denize bakmak, ruhunuza dokunan en güzel tedavi.

  • Antik Liman'ın Işıltısı: Assos’un denizi insanı tazeleyen, pırıl pırıl bir aynadır. Dibi taş olduğu için suyu kristal kadar berraktır. İster Antik Liman'ın iskelesinden, ister Kadırga Koyu'nun geniş sahilinden kendinizi o serin sulara bırakın; her kulaçta tarihle yıkandığınızı hissedersiniz.


 Athena’nın Işığında Gün Batımı: Bir Baş Dönmesi

Ve final... Gün batmadan en az iki buçuk saat evvel varmalıyız oraya. Athena Tapınağı’nın 2500 yıllık devasa sütunları arasından süzülen o ilahi ışık hüzmesi, insanda hafif bir baş dönmesi yaratıyor.

Tapınak, Midilli Adası’na karşı müthiş bir manzaraya sahip. Güneş yavaş yavaş denize doğru süzülürken, gökten inen o ışık sağanağı kalıntıları adeta canlandırıyor. 2500 yıllık bir mirasın ayakta kalan son şahitleri arasında yürümek, zamanın ne kadar küçük, anın ise ne kadar sonsuz olduğunu hatırlatıyor.

Harika yerleri, taptaze zeytinleri ve sanat kokan sokakları ardımızda bırakarak İstanbul’un karmaşasına dönüyoruz. Ama kalbimiz hâlâ o sahil kasabalarında, o zeytin ağaçlarının gölgesinde ve gökyüzünün cana yakın renklerinde kaldı.

Tatil keşfetmektir, keşfetmek ise yaşamaktır. Yine gitsek, yine keşfetsek... Ne dersiniz?

Sevgilerle, Tülin Özkul

Madame Savon YOLDA

İletişim: 0554 994 31 22

tulin.ozkul4@gmail.com









Baykuş seramik atölyesi







HEDİYELİK EŞYALAR








AGİ GİFT SOFT



Ayvacık Gürpınar Yolu

Ayvacık


Babakale





2010 AYVACIK



ASSOS 2010





27.12.2016

TRABZON YAYLALARI


 Yeşilin Binbir Tonu: Trabzon Yaylalarında Bulutlarla Dans

Karadeniz bizi çağırıyor... Öyle bir çağrı ki bu; metropolün yorucu keşmekeşini, ruhu daraltan beton binaları ve kentin o tuhaf kalabalığını bir çırpıda unutturuyor. Ciğerlerimize dolan o keskin yayla kokusuyla kendimize geliyoruz; biz buna kısaca "yeşillik çarpması" diyoruz ve bu tatlı sersemlikten hiç ayılmak istemiyoruz.

Trabzon’un yaylaları bir başka, Rize’nin sarp yamaçları, Artvin’in masalsı Şavşat’ı, Giresun’un hırçın dorukları bambaşka... Her biri kendi bağımsız krallığını ilan etmiş gibi. Yöre insanı bile bir vadiden diğerine değişiyor; dilleri, şakaları, karakterleri ve yaşam biçimleri coğrafyanın sertliğiyle harmanlanmış. Bu kez yolumuz, yaylalar şehri Trabzon’un göğe komşu obalarına, keşfedilmeyi bekleyen gizli cennetlerine düşüyor.


 Gökyüzü Sofraları: Trabzon’un Efsunlu Yaylaları

Her biri birer nefes alanı, her biri birer şifa kaynağı olan o meşhur duraklarımız:

  • Maçka - Mavura ve Solma Yaylası: Mavura ile Solma arasındaki o 3,5 kilometrelik toprak yol, doğanın kalbine yürümek isteyenler için biçilmiş kaftan. Orman manzarasının eşlik ettiği bu rota, yaya yürüyüşü için Karadeniz’in en ideal parkurlarından biri.

  • Lapazan Yaylası (2.200m): Zamanın donduğu yer... Haziran ve Temmuz aylarında bile güneşin eritemediği kar yığınlarıyla karşılaşmak sizi şaşırtmasın. Aşınmaya dirençli bitki örtüsüyle burası, doğal bir çim kayağı pisti gibi uzanıyor önünüzde.

  • Maçka - Çakırgöl Yaylası (2.504m): Zirveye giden yolda Arnavutluk’tan Deveboynu’na kadar tam 12 farklı obayı selamlayarak çıkıyorsunuz. Göğe en yakın gölün kıyısında, dünyanın gürültüsü yerini suyun ve rüzgarın sesine bırakıyor.

  • Karadağ Yaylası (1.946m): Burası sadece bir yayla değil, bir şifa yurdu. Bol oksijeniyle akciğerlerin bayram ettiği, yaban hayatının tüm zenginliğiyle hüküm sürdüğü bir huzur kalesi.

  • Tonya - Erikbeli ve Sazalanı: Altyapısı tamamlanmış, bakkalı ve kır kahvesiyle sizi bir dost gibi karşılayan bu yaylalar, doğa yürüyüşçüleri için adeta bir kavşak noktası. Zigana’ya uzanan yollar burada birleşir.

  • Sis Dağı Yaylası (1.550m): Adı gibi gizemli... Her Temmuz ayının üçüncü cumartesi günü kurulan şenliklerde, horon sesleri sislerin arasından yükselip gökyüzüne karışıyor.

  • Çatma Obası: Küçük ama efsaneleri büyük... Mızraklı Su ve Şehitler Tepesi gibi hikayelerle örülü bu yaylada yürümek, bir masalın içinde yol almak gibidir.


 Sofranın Bereketi: Hamsiden Sütlaca Bir Lezzet Destanı

Trabzon demek, bereketli bir sofra demek... Karalahana ve mısır ekmeğinin sadık dostluğuna hamsinin binbir yüzü eşlik eder:

  • Hamsi Kuşu ve Hamsili Pilavın asaletine, Hamsili Kaygananın neşesi eşlik eder.

  • Akçaabat Köftesinin o kendine has tadı, Trabzon Pidesinin uzayan peyniri ve yolu Maçka’ya düşenlerin ödülü olan o efsanevi Hamsiköy Sütlacı...

  • Kışın geldiyseniz, Sümela’yı kar altında izledikten sonra dumanı tüten bir Kara Lahana Dolması yemeden dönmek, Karadeniz’e ayıp etmek sayılır.


 El Emeği, Göz Nuru: Kemeraltı’nın Gümüş Telleri

Eskinin daracık arnavut kaldırımlarında yürürken, kendinizi bir zaman tünelinde hissedeceğiniz Kemeraltı'na mutlaka uğrayın. Trabzon’un ruhu, o incecik gümüş tellerin sabırla işlendiği Telkari sanatında gizlidir. Altıncılar ve gümüşçüler çarşısında, bir sanatı nakış gibi işleyen ustaların çekiç seslerini dinlemek, tarihin nabzını tutmak gibidir.


 Bir Anadolu Efsanesi: Vakfıkebir Ekmeği

Tüm ülkenin dilinde olan, ama yerinde yenmesi bir başka olan Vakfıkebir Ekmeği... Bu ekmek, sadece bir gıda değil, bir sabır hikayesidir.

  • Odun Ateşi ve Ekşi Maya: Uzun süre piştiği için dışı kalın ve kıtır, içi ise pamuk gibi yumuşaktır. Ekşi mayası ona hem o eşsiz lezzeti verir hem de günlerce taze kalmasını sağlar.

  • Doyurucu ve Sağlıklı: Midede şişkinlik yapmaz, dilimlendiğinde ufalanmaz. Temiz bezlere sarıp sakladığınızda 15 gün boyunca size eşlik eder.

  • Küçük Bir Sır: Bu ekmekten yapılan tostun tadı başka hiçbir şeyde yoktur. Kenarından kesip kesip yemek ise bu ritüelin en tatlı kısmıdır.


Karadeniz; yaylalarıyla ruhu, mutfağıyla bedeni tazeleyen bitmek bilmeyen bir keşif...

Dönmeyin; Sümela'nın gizemini solumadan, Uzungöl'ün sisli sabahına uyanmadan, tereyağında cızırdayan alabalığın tadına bakmadan buralardan dönmeyin.

Madame Savon YOLDA

İletişim: 0554 994 31 22

tulin.ozkul4@gmail.com






























DUBAİ : ÇÖLÜN ORTASINDA Kİ VAHA

Dubai, sadece bir ticaret merkezi değil; aynı zamanda "imkansızın mümkün kılındığı" bir mühendislik ve sanat harikası. Dubai denil...