Ege’nin Mağrur Devine Yolculuk: Rüzgarın Fısıldadığı Ada Gökçeada
Saroz Körfezi’nin girişinde, mavinin en hırçın ve en dingin haliyle kucaklaşan Gökçeada, Türkiye’nin en büyük adası olmanın vakur gururuyla karşılar sizi. Bir yanına Bozcaada’nın zarafetini, diğer yanına Gelibolu’nun hüzünlü tarihini alan bu kadim topraklar; baraj gölleri, göletleri ve bakir doğasıyla adeta denizin ortasında kendi başına buyruk bir kıta gibidir.
Bir Dostun Methedişiyle Düşülen Yollar
Yıllar evvel, henüz Deva İlaç’ta mümessillik yaptığım o koşturmacalı ama heyecan dolu yıllarda; kız kardeşim ve oğlumla beraber düşmüştük bu yollara... Bir arkadaşımızın ballandırarak anlattığı, öve öve bitiremediği o cümleler içimizdeki keşif ateşini öyle bir yakmıştı ki; "Mutlaka gitmeliyiz!" diyerek Kabatepe feribotunda bulmuştuk kendimizi. İyi ki de gitmişiz; çünkü Gökçeada, içine girdikçe sizi kendi masalına hapseden, zamanın yavaşladığı o eski kasaba ruhunu hâlâ bir mücevher gibi saklıyor.
Taş Evlerin ve Asırlık Çınarların Köyleri: Bir Zaman Yolculuğu
Adanın her köşesi, birbirine hem çok yakın hem de dünyalar kadar uzak hikayeler fısıldıyor. Aracımıza atladığımız gibi o meşhur Rum köylerini birer birer arşınlamaya başlıyoruz:
Zeytinli Köyü: Daracık sokaklarında dibek kahvesi ve sakızlı muhallebi kokusunun asılı kaldığı, Rum mimarisinin en zarif, en "cana yakın" örnekleri...
Kaleköy: Adanın balkonu... Denizi en yüksekten selamlayan, akşamları limandaki ışıklarıyla denize gerdanlık takan bir seyir tepesi.
Tepeköy, Dereköy ve Bademli: Bazısı terk edilmişliğin mağrur hüznünü taşıyor, bazısı asırlık çınarların gölgesinde yeniden doğuşun neşesini... Dereköy’ün o eski çamaşırhanesinde geçmişin seslerini duymamak elde değil.
Uğurlu: Adanın en batı ucu... Güneşin Türkiye topraklarına veda ettiği, günün en son bittiği o en huzurlu nokta.
Şifalı Çamur ve Sörfçülerin Rüzgar Dansı: Aydıncık
Keşif rotamız bizi Aydıncık Plajı’na götürüyor. Burası tam bir kontrastlar diyarı! Bir yanda gökyüzünde rengarenk uçurtmalarla rüzgarı dizginleyen sörfçülerin adrenalini, diğer yanda Tuz Gölü’nün kıyısında şifalı çamurlara bulanan insanların sessiz keyfi... Yabancı turistlerin ritüeli haline gelmiş o siyah çamur banyosunun ardından, kendinizi Ege’nin pırıl pırıl, serin sularına bırakmak; bedeni tazeleyen, ruhu hafifleten eşsiz bir arınma seansı.
Kaleköy’de Bir Gece: Madame Eleni’nin Ruhuyla
Güneş yavaş yavaş elini eteğini çekerken, merkeze yakın bir köşede durup akıp giden hayatı izliyoruz. Eski kasaba havası, köşe başlarında güneşin son demlerini içen uykulu kediler ve dingin insanlar... Ama adaya gelip de denizden gelen o gümüşi ikramların tadına bakmadan dönmek olmaz!
Rezervasyonumuzu hemen Kaleköy’ün o meşhur Yakamoz Restaurant’ına yaptırıyoruz. Gün batımı, soframıza eşlik eden en muhteşem, en masalsı dekor... Kulağımızda tavernadan yükselen içli Rum ezgileri, sanki Madame Eleni’nin ruhu yan masadaymışçasına bir atmosfer... Taverna müzikleri eşliğinde geçen o uzun, sohbetli akşam yemeği, hayatın "an"lardan ibaret olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Yıldızların Altında Bir Gece ve Yol Notları
Adada kamp ateşi yakmak, doğayla baş başa kalmak isteyenler için saklı cennet çok... Ama bize göre gökyüzüyle en samimi randevu noktası Yıldız Koyu. Adı gibi, yıldızların parmak uçlarınızdaymış kadar yakın durduğu bu koy, Ege’nin karanlığında size parlayan bir masal vaat ediyor.
Gökçeada’ya Nasıl Ulaşılır? Ankara’dan 720, İstanbul’dan 330 kilometre... Yol uzun gibi görünse de sonu huzura çıkıyor:
Deniz Olmadan Asla: Kabatepe Limanı’ndan kalkan feribotlar yaklaşık bir saatte sizi anakaradan koparıp bu dev adaya bağlar. Yaya yolcular için deniz otobüsleri hızlı birer martı gibi süzülür.
Rotanın Güzelliği: TEM üzerinden Tekirdağ, Keşan ve Gelibolu rotasını takip edip, Eceabat üzerinden Kabatepe’ye varmak; yolda alınan her nefeste tatilin yaklaştığını hissetmek demektir.
Gönlümüzde Kalanlar: Şelalenin gürlemesini ve Barba Yorgo’nun meşhur tavernasındaki o bitmek bilmeyen neşeyi bir sonraki bahara, bir sonraki "yeniden"e borçlanarak ayrılıyoruz Gökçeada’dan...
Yeniden gitmeli, rüzgarın peşine takılmalı ve İmroz’un o kadim sessizliğinde kaybolmalı...
Sevgilerle, Tülin Özkul
Madame Savon YOLDA
İletişim: 0554 994 31 22
tulin.ozkul4@gmail.com
| Kabatepe vapurdayız |
| Dereköy |
| Lazkoyu |
| Kilise |
Gökçeada 2007 |
















































