5.07.2017

İçimdeki Tarkovsky

Zamanı Mühürlemek: Tarkovsky Sinemasında Bir Ruh Yolculuğu

"Hayat, her zaman hayal gücümüzden daha zengindir. Gerçek bir sanatçı, ancak yaratmak kendisi için hayati bir zorunluluksa o hakkı kendinde bulur. Tarkovsky için sinema; hayatın akışını bozmadan aktarmak, yani zamanı mühürlemektir."

Andrey Tarkovsky filmleri hakkında konuşmak zordur. Çünkü onun dünyası belirli bir öykü ya da fikir iletimi üzerine kurulmaz; o, izleyiciden bir manevi deneyim talep eder. Bu deneyime teslim olanlar için eşsiz bir rüya, olamayanlar içinse durağan bir bilmecedir. Ancak bu bir seçkincilik değildir; Tarkovsky’ye göre bir sanat eserini anlamak için sadece "açık bir yüreklilik" yeterlidir.

 İvan’dan Kurban’a: Şiirsel Bir Kronoloji

Tarkovsky’nin her filmi, seçkin rüyalar içinde anılara yolculuk eden lirik birer tablodur:

  • İvan’ın Çocukluğu (1960): Venedik’ten büyük ödülle dönen, savaşın ortasında casusluk yapan bir çocuğun sarsıcı hikayesi.

  • Andrey Rublev (1966): 15. yüzyılda bir ikon ressamının inancını yitirişi ve ünlü "çan yapımı" sahnesiyle ruhunun yeniden canlanışı. Sovyet sanatçısına göndermeleri nedeniyle yıllarca rafta bekletilen bir başyapıt.

  • Ayna - Zerkalo (1975): Sanatçının en kişisel işi. Kendi annesinin oynadığı, babası ünlü şair Arseniy Tarkovski’nin şiirlerini seslendirdiği, görsel bir şiirsellik harikası.

  • Stalker - İz Sürücü (1979): Gizemli ve yasak bir "Bölge"de geçen, insanın en derin arzularıyla yüzleştiği o meşhur yolculuk.

Sanat Bir Yakarıştır

Tarkovsky için sanat, Yaradan’dan bağımsız değildir. "Sanatın anlamı yakarmadır" der usta yönetmen. Onun filmleri, insanları bir cevap bulmaya zorlamaz; aksine onları Tanrı’ya, öze ve içlerindeki özgürlüğe yöneltmek için sessiz bir duadır. "Hizmet etmek, fethetmek demek değildir" diyerek sanatçının egosunu bir kenara bırakır.

 Bergman'ın Gözüyle Tarkovsky

Ünlü yönetmen Ingmar Bergman onun için şöyle der: "Tarkovsky bana göre gelmiş geçmiş en iyi, yeni bir anlatım yaratan, hayatı bir yansıma ve rüya olarak ele alan yönetmendir." Gerçekten de o, perdeye yansıyan görüntüleri sadece birer kare değil, ruhun aynadaki cilvesi olarak görür.


 Bir Tarkovsky Filmi İzleme Rehberi

Eğer bu hafta sonu kendinizi "zamanın kollarına" bırakmak isterseniz:

  • 🧘‍♂️ Teslim Olun: Filmi anlamaya çalışmak yerine hissetmeye odaklanın. Mantığınızı değil, sezgilerinizi ön plana çıkarın.

  • 💧 Elementleri İzleyin: Tarkovsky sinemasında su, toprak, ateş ve rüzgar sadece dekor değildir; her biri birer karakterdir. Suyun akışındaki o hipnotik gücü fark edin.

  • 📖 Mühürlenmiş Zaman: Filmi izledikten sonra Tarkovsky’nin aynı isimli kitabına göz atın. Sinema kuramının nasıl bir inanç sistemine dönüştüğünü görmek büyüleyicidir.

"Biz sanatçıların taşıdığı tek sorumluluk, kendi yapıtlarımızın düzeyini yükseltmektir. Özgürlüğünü korumasını bilen insanların hikayesini anlatmaya devam..."

TÜLİN ÖZKUL Sinema Notları – 1985 & Günümüz


''Ben insanım, ben orta yerindeyim evrenin,


Ardımda sayısız tek hücreliler, önümde sayısız yıldızlar.

Ben  bunların arasında uzandım dosdoğru,

İki kıyıyı bağlayan deniz, İki uzayı birleştiren köprü.''

İvan'ın Çocukluğu (1962) 











Andrei Rublev (1966





Solaris - Solyaris (1972)



    Ne olursa olsun bir meta olarak tüketilmek istenmeyen her türlü sanatın amacı, hiç şüphesiz kendine ve çevresine, hayatın ve insan varlığının amacını açıklamak, yani insanoğlunun gezegenimizdeki varoluş nedenini  ve amacını göstermek olmalıdır. Hatta belki de hiç açıklamaya bile kalkmadan onları bu soruyla karşı karşıya bırakmalıdır.”(Mühürlenmiş Zaman)
İz Sürücü - Stalker (1979) 
“Zayıflık harika bir şeydir, güç hiçbir şey. Bir insan yeni doğduğunda zayıf ve esnektir, öldüğü zaman ise sert, kaskatı ve duygusuzdur. Bir ağaç büyürken zayıf, esnek ve tazedir. Kuru ve sert hâle geldiğinde ölür. 
Sertlik ve güç ölümün arkadaşlarıdır. Esneklik ve zayıflık ise varoluş tazeliğinin ifadeleridir. 






Nostalji - Nostalghia (1983) 










Kurban - Offret (1986) 














Sinema insanlığa hiçbir şey öğretemez.
Çünkü insanlık hiçbir şey öğrenmeyeceğini son 4000 yılda ispatlamıştır. 


22.06.2017

MASUMİYET MÜZESİ / ORHAN PAMUK


"Sana bir şey söyleyeceğim," dedi.
"Söyle."
"Söylediğim şeyi yeterince ciddiye almazsın ya da tamamen yanlış davranırsın diye korkuyorum."
"Bana güven."
"İşte ondan emin değilim,ama gene de söyleyeceğim," dedi. Artık okun yaydan çıktığını,içindeki gizli şeyi bundan sonra saklayamayacağını bilen birinin kararlılığı geldi yüzüne."Bana yanlış davranırsan ölürüm,"dedi.
"Kazayı unut canım ve lütfen söyle artık."
Tıpkı Şanzelize Butik'te çantanın parasını bana geri veremediği öğle vakti yaptığı gibi sessizce ağlamaya başladı.
Hıçkırıkları uğradığı haksızlığa öfkelenen bir çocuğun hırçın sesine dönüştü.
"Sana aşık oldum.Sana çok fena aşık oldum!"
Sesi hem suçlayıcıydı,hem de beklenmedik ölçüde şefkatli.
Ellerini yüzüne kapayıp ağladı.


Eşyaların Ruhu ve Bir Aşkın Arşivi: Masumiyet Müzesi

"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir miydim? Orhan Pamuk’un kaleminden Kemal ile Füsun’un 1974’te başlayıp zamana meydan okuyan o sarsıcı aşkına hoş geldiniz."

1975’in bir bahar günü başlayan bu hikaye; Nişantaşı’nın zengin çocuğu Kemal ile uzak, yoksul ama büyüleyici akrabası Füsun’un trajik savruluşudur. Kitabı bitirdiğim andan itibaren etkisinden kurtulamadığım bu roman, sadece bir aşk hikayesi değil; İstanbul’un, eşyaların ve hatıraların kutsallaştığı bir ayindir.

 Satır Aralarındaki "Ergen" Orhan Pamuk

Orhan Pamuk’un kitaplarını okuyanlar bilir; çocukluk ve eski İstanbul onun sığınağıdır. Şişli’nin, Beşiktaş’ın havasında, babasının silüetinde hep o saf, temiz duygulu çocuk saklıdır. Bana göre Kemal’in yaşadığı bu hezeyanlı aşk, aslında bizzat Pamuk’un kendi ruhunun bir yansımasıdır. O, modernizmin içinde kaybolmuşken bile bir yerlerde deli gibi Tanrı’yı ve anlamı arayan bir İstanbul aşığıdır.

 Nesnelerle Avunmak: Bir Aşkın Parasetamolü

Altı sene boyunca kaybolmuş birini aramak, bir bakış yakalayabilmek için yıllarca aynı sofrada yabancı gibi oturmak... Bu, aşkın ötesinde bir adanmışlık. Kemal’in Füsun’a ait her şeyi; bir tokayı, bir çift küpeyi, bir sigara izmaritini bile saklaması, ona sahip olamamanın acısını dindiren bir nevi "parasetamol" gibidir. Dişi kaşınan bir bebek misali, bu nesnelerle avutur kendini koca yürekli bir adam.

 Füsun: Kendi İçinde Hapis Bir Karakter

Füsun, hem kendine hem Kemal’e deliler gibi aşıkken, neden minik karakteristik işkenceler yaptı onlara? İçindeki öfkeden ve hırçınlıktan büyük duvarlar örerek mutluluğu kendine çok gördü. Tam kapı çalınmışken, tam vuslat yakınken ölüm meleğiyle karşılaşma anı, belki de bu aşkı efsaneleştiren o kara delikti.


 Masumiyet Müzesi Yolcusuna Notlar

Eğer siz de bu tutkulu bağımlılığın izini sürmek isterseniz:

  • 📖 Önce Kitap: Olay örgüsünden ziyade Kemal’in iç dünyasındaki o "hastalık derecesindeki" tutkuyu anlamak için satırlarda kaybolun.

  • 🏛️ Sonra Müze: Çukurcuma’daki müzeye gidin. O 4213 sigara izmaritini, Füsun’un küpelerini ve o eski İstanbul kokusunu yerinde hissedin.

  • 🌆 İstanbul'u Dinleyin: Romanı okurken Taksim’den Nişantaşı’na yürüyün; Pamuk’un tarif ettiği o "hüzünlü İstanbul" silüeti size eşlik edecektir.

"İnsanlar bilsin ki, çok mutlu bir hayat yaşadım." diyebilmek için, aşkın her türlü yakıcılığını göze almak mı gerekir? Cevabı Çukurcuma’nın dar sokaklarında saklı.

TÜLİN ÖZKUL Masumiyet Müzesi Notları - 2017



18.06.2017

Moda 127 Sanat Atölyesi


Moda’da Bir Nefes Molası: Sanatın ve Hayallerin Atölyesi

"Nerede bir tasarım okulu görsem içim burkulur, nerede bir sanat atölyesi görsem nefes aldığımı hissederim. Bugün, o iç sesimi dinlemek için Moda’nın ara sokaklarında minik bir sanat laboratuvarının kapısını araladım."

Hayatım boyunca görsel sanatlara, seramiğe ve el işlerine hep derin bir tutku besledim. Sanat tarihi eğitimim, dinlediğim klasik müzikler ve üzerine koyduğum felsefi okumalar bugün beni ben yapan en güçlü kolonlar oldu. Bazen sadece kendimle baş başa kalmak, maharetimi ve ruhumu dinlemek isterim. İşte tam böyle bir günde yolum Moda 127’ye düştü.

 Bir Mini Konservatuvar: Moda 127

Moda’nın o en işlek caddelerinden birinin ara sokağında, bizi büyük bir dev aynasının karşıladığı büyülü bir kattayız. Burası adeta bir mini konservatuvar; raflarda el emeği eserler, tablolardan fırlayan hikayeler ve boy boy sanat objeleri... Karakalemden suluboyaya, seramikten tekstile kadar yaratıcılığın her hali bu atölyenin duvarları arasında nefes alıyor.

Keçeden Bir Hayal, Minimalist Bir Dokunuş

Atölyede kendi maharetimi sergileme vakti geldiğinde, keçeden minimalist bir yastık yapmaya karar verdim. İnsanın elleriyle bir şeye şekil vermesi, zihnindeki karmaşayı susturup sadece o anki üretime odaklanması paha biçilemez bir terapi. Moda 127’de her hafta sonu ve akşamları düzenlenen kişiye özel dersler, rutinden kaçıp sanata sığınmak isteyenler için gerçek bir vaha.


 Sanatla Şifalanma Rehberi

Ruhunuzu sanatla beslemek ve yaratıcılığınızı uyandırmak için küçük öneriler:

  • 🖼️ Müze Terapisi: Sıkıldığınızda bir müzeyi gezin; oradaki eserlerin sessizliği, zihninizdeki gürültüyü yatıştıracaktır.

  • 🛠️ Workshop Deneyimi: Resim, seramik veya baskı... Hiç bilmediğiniz bir alanda bir atölye dersine katılın. Hata yapmaktan korkmadan sadece o anın keyfini çıkarın.

  • 🎶 Ritimle Üretin: Bir şeyler çizerken veya tasarlarken arka planda klasik müziğin gücünden yararlanın; odaklanmanızı ve hayal gücünüzü artıracaktır.

"Benim ne atölye sevdalarım ne de festival günlerim biter... Sanatla kalın, kendinizi ödüllendirmeyi unutmayın!"

BAYAN PATİTA (TÜLİN ÖZKUL)



 











DUBAİ : ÇÖLÜN ORTASINDA Kİ VAHA

Dubai, sadece bir ticaret merkezi değil; aynı zamanda "imkansızın mümkün kılındığı" bir mühendislik ve sanat harikası. Dubai denil...