saroz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saroz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.02.2023

METAMORFOZ GÖKÇEADAM

 

Metamorfoz: Gökçeada’da Aşkın, Ruhun ve İlk Fırtınanın İhyası

Ne derler bilirsiniz; yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam trajik bir şekilde son bulur, fakat o kırılma içten gelen bir kudretle gerçekleşirse gerçek yaşam işte o an başlar… Ben, ruhumun en ücra ve zifiri kuyularından geçerek o devasa metamorfozumu tamamladım. Geçmişin üzerime bindirdiği ağır yükleri, fırtınanın tam kalbinde duran o karanlık girdabı gözlerimi kırpmadan seyrettim ve o felaketin içinden sıyrıldım. Artık fırtınayı geride bırakmış, küllerinden doğan bir ruhun gün ışığına gözlerini ilk kez açtığı o kutsal uyanıştayım.

Sırtımı döndüğüm her fırtına, arkamda bıraktığım her bir hayalet, beni bu mucizevi eşiğe getirmek içinmiş meğer. Kendi ruhuma biçtiğim, yıllarca vicdanımın zindanlarında yatırdığım o amansız manevi ceza nihayet bitti. Gözyaşlarımı birer ağıt gibi değil, şifalı birer dua gibi okuyup üfledim gökyüzüne. Kalbimin o sert, katılaşmış kabukları birer birer soyulup toprağa dökülürken, yerini pürüzsüz, parlak ve kristalize çiçeklerin tomurcuklandığı yeni bir iklime bıraktı. Geçmişin kan ter içindeki kabuslarından, derin uykuları bölen o sarsıcı çığlıklardan uyanıyorum artık. Gururlu, onurlu ve içimdeki coşkun akarsular kadar cıvıl cıvılım.


Şimdi kelimelerin dar elbiselerine sığmayan, efsunlu bir güzelliğe sahip Gökçeada ile kurduğum o derin gönül bağı, köpüren mavi suları yara yara ilerleyen bu vapur seferiyle ölümsüz bir mühre dönüşüyor. Vapurun güvertesinde durmuş, rüzgârın kanatlarında süzülen martılara selam veriyorum; Ege’nin o cömert güneşi yüzümü kadim bir dost gibi ılık ılık yalarken, hayatım boyunca aradığım "huzur" kelimesinin tam olarak bu "an"a tekabül ettiğini idrak ediyorum.

Hayatın karmaşasından kopup dünyanın merkezinde, ama bir o kadar da zamansız bir masalın içindeyim. Ve yanımda… Elimi yanağına koyduğumda zamanın durduğunu hissettiğim, varlığına her bir solukta şükrettiğim o mucize var. Mavi dalgaların coşkulu ritmi eşliğinde, o meşhur Tatar güzel gözlerin derinliğinde kayboluyorum. O gözler ki; hem beni dünyevi dertlerin hapsinden kurtaran bir sığınak hem de ruhumun esaretine son verip bana gerçek özgürlüğümü armağan eden sonsuz bir gökyüzü… Ela çekik gözlü bir Tatar kuşun kanatlarına biniyorum; rüzgâr bizi alıp yepyeni, bakir bir yaşama doğru uçuruyor.

İçimizde yıllardır sürüp giden, ruhumuzu aşındıran o yorucu kazanma ve kaybetme muhasebesi nihayet son buldu. Yüreğimin o yumuşacık, narin kalbi dertli dalgalarla, amansız fırtınalarla boğuşurken; avcumun içinde titreyen o "pincik sevdam" artık bir cam fanus kadar zarif, bir o kadar da mukaddes ve kıymetli. Işık hızında savrulup binlerce kırık parçaya bölündüğüm o karanlık çağın dermanını; Gökçeada’nın ulu ağaçlarının gövdesine sarıldığım, toprağın kokusunu içime çektiğim o ulu sükûnette buldum. Ağaçlar fısıldadı bana yeniden doğuşu, ada rüzgârı temizledi ruhumun tozunu.


Artık yolculuk tamamlandı; kırılan kabukların yerini aşktan ve inançtan dokunmuş kırılmaz zırhlar aldı. Şehrin gürültüsü, geçmişin sızısı, zihnimin o kuşkucu fısıltıları bu son vapurun arkasında bıraktığı beyaz köpüklerin içinde eriyip gitti. Gökçeada, sadece bir coğrafya değil, benim yeniden doğuşumun, metamorfozumun şahidi olan kutsal bir limandır artık.

Aşkın o ilk günkü heyecanını, göğsümün ortasında kanat çırpan bir serçe gibi taşıyorum. İnsan hayatında kaç kez böyle hesapsız, kaç kez böyle arınmış ve kadar tutkuyla sevebilir ki? Sevginin en yalın, en hesapsız haliyle teslim oluyorum bu an'a. Ela gözlerin ışığında, bu adanın zamansız koylarında ve birbirimizin sıcaklığında yeni bir dönemin kapısını aralıyoruz.

Biz, içimizdeki o büyük metamorfozu tamamladık. Hayatın tüm karmaşasına, geçmişin tüm gölgelerine inat; aşkla, gururla ve cıvıl cıvıl bir umutla yürüyoruz bu yolda. Kalbimizin sesine sığınıp, mucizelere inanarak… Hayat kısa, ama bu an sonsuz. Ve biz, o sonsuzluğun tam ortasında, aşkın en güzel haliyle yeniden başlıyoruz. GÖKÇEADA 2023












26.09.2021

SAROZ'DA HOMOSAPİENS KAMPÇILAR

 

 Sultaniçe Günlükleri: Ayçiçekleri ve Unutulan Nezaket

"Hangi yöne dönersek dönelim doğa ananın koynundayız. Van Gogh’u yâd etmeden geçip gitmek olmaz bu sarı tarlalardan... Başımızda hasır şapkalar, içimizde yeni biçilmiş buğday kokusu; biz yine Trakya’nın o efsunlu yollarındayız."

Yüzünü güneşe dönen ayçiçeklerinin arasında, termostan süzülen bir yudum çayın buğusuyla başladık yolculuğumuza. Saroz’un nefis koylarını, Enez’in bakir köylerini arkamızda bırakıp; sadeliğin ve mütevazılığın kalbine, Sultaniçe Limanı’na vardık.

 Zamanda Bir "Geri Vites": Eski Yazlıklar ve Kır Kahveleri

Sultaniçe; teknolojinin yormadığı, insan ilişkilerinin o eski samimiyetini koruduğu bir vaha. Akşamları toplanıp çay içilen o eski yazlık bahçeleri, emekli tayfasının demlendiği kır kahveleri... Bir ara sahnede çalan o tanıdık melodiyle yerimden fırlayıp güzel bir dans şovu sunmamak için kendimi zor tuttum! Burada zaman, bir ileri bir geri sarıyor; size sadece bu nostaljinin tadını çıkarmak kalıyor.

 "Lost" Adasında Bir Homosapiens: Kampın Doğal Yüzü

İlk gece, el yordamıyla kurduğumuz çadırın içinde devasa cırcır böceklerinin şarkısını dinledik. Telefon çekmiyor, lüks yok... Adeta bir Avatar ütopyasında ya da Lost adasında kimliğimizi yeniden bulma telaşındayız. Ortak tulumbadan çekirdek kabilemize su taşırken, havada uçuşan o içten "günaydınları" ve "yardımcı olabilirim"leri fark ediyorum. Sahi; biz insanoğlu olarak bu nezaketi ve empatiyi ne zaman, nerede kaybetmiştik? Sultaniçe, bize sadece doğayı değil, birbirimize olan saygımızı da hatırlattı.

 Denizler Altında Yirmi Bin Fersah

Günün ilk ışıklarıyla çarşaf gibi, pırıl pırıl bir denize uyanmak... Bulutlardan şarkı sözleri sayarken, sakin dalgaların koynunda hayattan gün çalmanın derindeyim. Kıyıdan uzaklaşıp balıklarla yarışırken, Jules Verne’in dünyasına selam duruyorum. Gün batımında ise yerini yemyeşil ormana ve denize vuran yakamoza bırakan o kızıllık; dostlarla kurulan, ışık oyunlarıyla süslü kamp sofrasının en güzel dekoru oluyor.


 Saroz ve Sultaniçe Keşif Notları

  • 👣 Toprakla Temas: Kamp sandalyenizi bırakın ve toprak ananın kucağına oturun. Bir yerden bir yere rızık taşıyan minicik karıncaların azmini izlemeden dönmeyin.

  • 💧 Tulumba Mesaisi: Lüksün bittiği yerde dayanışma başlar. Ortak tulumbadan su taşımanın o ilkel ama birleştirici hazzını yaşayın.

  • 🌅 Gün Batımı Ayini: Güneş Sultaniçe’de sadece batmıyor; denizin üzerine yakamozdan bir yol seriyor. Bu anı bir kamp ateşiyle taçlandırın.

  • 🏠 Eskiye Selam: Köy kahvelerinde bir yorgunluk çayı için, o naif insan hikâyelerine kulak kabartın.

"Biliyoruz ki bir daha gelsek belki bıraktıklarımızı burada bulamayacağız. O yüzden şimdi, tam da şu an; rüzgârın esintisini yüzümüzde duyarken hayatın tadını sonuna kadar çıkarma niyetindeyiz."

Madame Savon YOLDA  İletişim: 0554 994 31 22

 Saroz - Enez - Sultaniçe / Temmuz 2021

Tatil rotamızı Saroz'un nefis koylarıyla Enez'in doğal bakir köylerine çevirdik..

Yolumuz Tekirdağ Keşan üzerinden geçmekte ve gideceğimiz yer çok yakınlarda bir yerlerde..

Ayçiçekleri tarlalarıyla  buluşmak,  yüzümüzü rüzgara verip  yeni biçilmiş buğday  tarlaları arasında koşturmak istiyoruz

Envai çeşit çiçek böcekle  kaynaşmak nasıl  keyif verici anlatamam sizlere..

Yol boyu haşin rüzgarla sallanan ağaçlardan  nefis hikaye  başlıkları çıkıyor  her birimize...

Bu tatili fazlasıyla hak ettik ve artık keyfini çıkarma zamanı yaşasın kamp kurmanın keyfi.

Toprak ananın kucağında oturmak ve tek dertleri bir yerden bir yere yiyecek taşımak olan minicik karıncaları incelemeden buradan ayrılmak istemiyorum nedense...

Verimli toprakların ve  yeni sulanmış tarlaların  bakirliğinde  güneşin şahane  kızıllığında  kendimizi kaybediyoruz.

Böyle  güzel hayallarle kıpır kıpır güzelim Saroz'un nadide koylarını  ve Enezi arkamızda bırakarak,  Sultaniçe limana varmış olduk...

Konum itibarıyla sadeliğin,  mütavaziliğin,  eskiye düzenin tam da göbeğindeyiz.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki , yatırımcılar için  burası bulunmaz bir nimet..

Nezih köyler, balıkçı limanları,  sayfiye yazlık evleri ,  villalar yemyeşil kamp alanlarıyla büyüleyici bir yer burası...

Teknolojiden ve   çarpık kentleşmeden , saçma  kavramlardan   insan ilişkilerinin kargaşasından   uzaksınız oh ne ala...

 Akşamları birlikte toplanıp çay içilen eski türden yazlık  bahçeler,  lokaller,  eski kır kahveleri ve eskiye dair ne ararsanız  hepsi burada..

Biraz geçmişe bir ileri bir geri yapmak isterseniz buyrun güzeller güzeli  ortam sizin..

Sahnede çalınan şarkının adı neydi bilmiyorum ama bir ara yerimden  fırlayıp şu emekli tayfasına güzel bir dans showu  sunmamak için zor tuttum kendimi:)))

Durum bundan ibaret yani :) yeni yetme gençlik  akşam olunca  durmaksızın  sahile akıyor,...

Hemen şuracıkta   canlı müzik bar  açan girişimci  köşeyi döner mi dersiniz bilemedim:)))

İnsanımızın keyif derecesi her yerde aynı:) kimileri akşam yemeğiyle meşgul kimileri  limanda güneşi batırıp konakladığı yere bir an önce  dönme  telaşesinde..

Sonuca bakacak olursak ailenizle  birlikte sakin huzurlu tatil yapabileceğiniz bir yerdesiniz..

***

İlk gün gece karanlığında el yordamıyla  kurmuş olduğumuz çadırın içindeyiz , etrafta uçuşan cırcır böceklerini    evrimleşmeye yüz tutmuş devasa  böceklerin seslerini dinliyoruz. 

Kendi   kurgularımızın ve yarattığımız hayali dünyaların  peşindeyiz. 

Tarihler öncesine dönmüş gibiyiz  homosapiensleri düşünüp duruyoruz burada..

  Avatar ütopyasında kimliğimizi yeniden bulma telaşelerindeyiz...

Ateş yok su yok, tuvalet yok  lost adasında kaybolmuş  gibiyiz...

Telefonlar çekmiyor doğallıktan ödün vermeyen kamp alanımıza insanlar gece gündüz demeden akın ediyor. 

Hemen ileride herkesin ortak  olarak kullandığı tulumbadan   çekirdek kabilemize sırayla su taşıyıp duruyoruz.

Unuttuğunuz günaydınlar  nezaket ve görgü kuralları  teşekkür ederimler yardımcı olabilirimler havada uçusup duruyor. 

Soruyorum sahi; insanoğlu saygıyı ve sevgiyi ne zaman bulup ne zaman  kaybetmişti?

İnce düşünmenin empati yapmanın rol çalmadan sevmenin önemini ne zaman kaybettik hep birlikte..

Günün erken saatleri, nefis bir deniz manzarasına karşı yüzümüzde rüzgarın esintisini duyabiliyoruz.

Deniz pırıl pırıl olabildiğince bakir ve güzel..

Bulutlardan şarkı sözleri sayıyorum içimden..

Akıp giden fütursuz sakin dalganın koynunda hayattan gün çalmak derdindeyim. 

İçimiz dışımız çocuklar gibi  şen,  bir an önce doğallığın koynuna akarak, durgun denizin altını üstüne getirmek,  denizler altında 200 fersah misali  balıklarla yarışırcasına yüzmek istiyoruz. 

Nereye gidersem gideyim sabah erken saatlerde girilen denizin tadını hiç bir şeyle değişmem..

Mis olur, çarşaf gibi olur temiz olur vesselam:)))

 Gün batımında ise;  yemyeşil ormana ve denize vuran yakamoza  karşı büyük bir kamp ateşi yakmak , ışık oyunlarıyla süslediğimiz soframızın keyfini  dostlarımızla birlikte  çıkarabilmek nasıl da güzel..

Evi düşünmek evi özlemek ne kelime olduğumuz yerin tadını sonuna kadar çıkartmak niyetindeyiz. 

Keyifli bir tatilin içindeyiz..

Sultaniçe yeni misafirleriyle bir dolup bir taşıyor..

Bir yandan kampçılar bir yandan piknikçiler bu sevimli kamp alanımızı dolduruyor..

Biliyoruz ki bir daha gelsek belki bıraktıklarımzı burada bulamayacağız..

Denizin güzelliğinde çam ağaçları arasında ne o eski Sarozu ne de Sultaniçe kalmayacak..

Keşfedecek çok şey var diyerek bir kaç gün daha burada kalarak rotamızı başka yerlere çeviriyoruz..

Herkese güzel tatiller dileriz.

SAROZ- ENEZ    TEMMUZ  2021





Kökleri Aynı, Yönleri Farklı Nehirler: Kardeşliğin Anatomisi ve Sessiz İnfazı

  Kökleri Aynı, Yönleri Farklı Nehirler: Kardeşliğin Anatomisi ve Sessiz İnfazı İnsanoğlunun bu yeryüzünde deneyimlediği en karmaşık, en giz...