18.02.2023

METAMORFOZ GÖKÇEADAM

 

Metamorfoz: Gökçeada’da Aşkın, Ruhun ve İlk Fırtınanın İhyası

Ne derler bilirsiniz; yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam trajik bir şekilde son bulur, fakat o kırılma içten gelen bir kudretle gerçekleşirse gerçek yaşam işte o an başlar… Ben, ruhumun en ücra ve zifiri kuyularından geçerek o devasa metamorfozumu tamamladım. Geçmişin üzerime bindirdiği ağır yükleri, fırtınanın tam kalbinde duran o karanlık girdabı gözlerimi kırpmadan seyrettim ve o felaketin içinden sıyrıldım. Artık fırtınayı geride bırakmış, küllerinden doğan bir ruhun gün ışığına gözlerini ilk kez açtığı o kutsal uyanıştayım.

Sırtımı döndüğüm her fırtına, arkamda bıraktığım her bir hayalet, beni bu mucizevi eşiğe getirmek içinmiş meğer. Kendi ruhuma biçtiğim, yıllarca vicdanımın zindanlarında yatırdığım o amansız manevi ceza nihayet bitti. Gözyaşlarımı birer ağıt gibi değil, şifalı birer dua gibi okuyup üfledim gökyüzüne. Kalbimin o sert, katılaşmış kabukları birer birer soyulup toprağa dökülürken, yerini pürüzsüz, parlak ve kristalize çiçeklerin tomurcuklandığı yeni bir iklime bıraktı. Geçmişin kan ter içindeki kabuslarından, derin uykuları bölen o sarsıcı çığlıklardan uyanıyorum artık. Gururlu, onurlu ve içimdeki coşkun akarsular kadar cıvıl cıvılım.


Şimdi kelimelerin dar elbiselerine sığmayan, efsunlu bir güzelliğe sahip Gökçeada ile kurduğum o derin gönül bağı, köpüren mavi suları yara yara ilerleyen bu vapur seferiyle ölümsüz bir mühre dönüşüyor. Vapurun güvertesinde durmuş, rüzgârın kanatlarında süzülen martılara selam veriyorum; Ege’nin o cömert güneşi yüzümü kadim bir dost gibi ılık ılık yalarken, hayatım boyunca aradığım "huzur" kelimesinin tam olarak bu "an"a tekabül ettiğini idrak ediyorum.

Hayatın karmaşasından kopup dünyanın merkezinde, ama bir o kadar da zamansız bir masalın içindeyim. Ve yanımda… Elimi yanağına koyduğumda zamanın durduğunu hissettiğim, varlığına her bir solukta şükrettiğim o mucize var. Mavi dalgaların coşkulu ritmi eşliğinde, o meşhur Tatar güzel gözlerin derinliğinde kayboluyorum. O gözler ki; hem beni dünyevi dertlerin hapsinden kurtaran bir sığınak hem de ruhumun esaretine son verip bana gerçek özgürlüğümü armağan eden sonsuz bir gökyüzü… Ela çekik gözlü bir Tatar kuşun kanatlarına biniyorum; rüzgâr bizi alıp yepyeni, bakir bir yaşama doğru uçuruyor.

İçimizde yıllardır sürüp giden, ruhumuzu aşındıran o yorucu kazanma ve kaybetme muhasebesi nihayet son buldu. Yüreğimin o yumuşacık, narin kalbi dertli dalgalarla, amansız fırtınalarla boğuşurken; avcumun içinde titreyen o "pincik sevdam" artık bir cam fanus kadar zarif, bir o kadar da mukaddes ve kıymetli. Işık hızında savrulup binlerce kırık parçaya bölündüğüm o karanlık çağın dermanını; Gökçeada’nın ulu ağaçlarının gövdesine sarıldığım, toprağın kokusunu içime çektiğim o ulu sükûnette buldum. Ağaçlar fısıldadı bana yeniden doğuşu, ada rüzgârı temizledi ruhumun tozunu.


Artık yolculuk tamamlandı; kırılan kabukların yerini aşktan ve inançtan dokunmuş kırılmaz zırhlar aldı. Şehrin gürültüsü, geçmişin sızısı, zihnimin o kuşkucu fısıltıları bu son vapurun arkasında bıraktığı beyaz köpüklerin içinde eriyip gitti. Gökçeada, sadece bir coğrafya değil, benim yeniden doğuşumun, metamorfozumun şahidi olan kutsal bir limandır artık.

Aşkın o ilk günkü heyecanını, göğsümün ortasında kanat çırpan bir serçe gibi taşıyorum. İnsan hayatında kaç kez böyle hesapsız, kaç kez böyle arınmış ve kadar tutkuyla sevebilir ki? Sevginin en yalın, en hesapsız haliyle teslim oluyorum bu an'a. Ela gözlerin ışığında, bu adanın zamansız koylarında ve birbirimizin sıcaklığında yeni bir dönemin kapısını aralıyoruz.

Biz, içimizdeki o büyük metamorfozu tamamladık. Hayatın tüm karmaşasına, geçmişin tüm gölgelerine inat; aşkla, gururla ve cıvıl cıvıl bir umutla yürüyoruz bu yolda. Kalbimizin sesine sığınıp, mucizelere inanarak… Hayat kısa, ama bu an sonsuz. Ve biz, o sonsuzluğun tam ortasında, aşkın en güzel haliyle yeniden başlıyoruz. GÖKÇEADA 2023












24.11.2021

GİRESUN KAMP NOTLARIM -YAYLALARDA KAMP KURACAKLARA TAVSİYELER


Yayla Günlükleri: Sislerin Ardındaki İlk Gece

"Bazen yol sizi sadece bir yere götürmez; sizi sizden alır, bulutların üzerine, ulu çamların fısıltısına bırakır. Biz de o çağrıya uyduk; arabamıza yazlık kışlık ne varsa doldurduk, yün yorganımızı yanımıza aldık ve Karadeniz’in o hırçın ama şifalı kucağına doğru yola çıktık."

20 günlük, zorlu ama bir o kadar da büyülü Doğu Karadeniz yayla turumuz başladı! Rota uzun, macera çetin: Giresun’dan Artvin’e, Zilkale’den Gito’ya kadar her tepede bir iz, her vadide bir hikâye bırakmaya niyetliyiz.

Başlangıç Noktası: Ünye’nin İyot Kokulu Sabahı

Maceramızın girizgahını Ünye’de yaptık. Gece sahil kenarına kurduğumuz çadırlarımızdan gün ağarırken süzüldüm. Herkes uykudayken denizin o tuzlu kokusunu içime çekmek, kuşların pervanesinde deniz kabuklarından hatıralar toplamak; doğa ananın bana sunduğu ilk "hoş geldin" hediyesiydi. Ama asıl sınav, yeşilin binbir tonuna ev sahipliği yapan Giresun yaylalarında bizi bekliyordu.

Giresun: Mavinin Yeşille Kucaklaştığı Yarımada

Giresun, Karadeniz’in tek adasına karşı selam duran, ulu ağaçların şehri. Kümbet’ten Kulakkaya’ya, Sisdağı’ndan Karagöl’e kadar uzanan bir keşif haritası çizdik kendimize. Derin vadilerin üzerine inci gibi dizilmiş bungalovlar ve çam ağaçlarının arasından parıldayarak akan dereler, ruhumuzu daha ilk dakikadan dinlendirmeye yetti.

Aymaç Tabiat Parkı: Zifiri Karanlıkta Bir "Ajan" Gibi

Kamp alanımıza ulaştığımızda gece zifiri karanlıktı. Farlarımızın ışık oyunları eşliğinde, ladin ormanlarının arasına gizli bir ajan gibi sızdık. Aymaç Tabiat Parkı’nın o el değmemiş, bakir doğasında çadırlarımızı kururken taze kekik kokulu yayla havası ciğerlerimizi bayram ettiriyordu.

Gece hava buz kesip çakal ulumaları çadırın duvarlarında yankılanırken, doğanın o hem ürpertici hem de hayranlık uyandıran gücünü iliklerimize kadar hissettik. Ama çadırın içi, o yün yorganın ve sıcak nefesimizin korumasında bir sığınağa dönüştü.

 Zirvede Bir Şükür Sofrası

Sabah gözlerimizi çam ağaçlarının tam altında, masalsı bir manzaraya açtık. Kamp masamızda yok yoktu: Yayla balı, taze domatesler, peynir ve zeytin... O küçük kamp tüpünde demlenen çayın buğusu, içimizdeki minnettarlığın dumanı gibiydi. Aymaç’taki bu ilk gece, tüm tatilimizin harika bir habercisi oldu.


 Doğa Gezginlerine "Yayla" Notları:

  • 🌬️ Kat Kat Giyinin: Yayla havası şakaya gelmez; yazın ortasında bile battaniyeniz ve yün yorganınız en iyi dostunuz olacak.

  • 🔦 Karanlığın Sessizliği: Kamp alanına gece ulaşacaksanız ışık kaynağınız güçlü olsun ama zifiri karanlığın içindeki o "vahşi" sessizliği dinlemeyi ihmal etmeyin.

  • 🚶‍♂️ Disiplin Şart: Rehberin adımları sık, yol uzun. Doğada vakit geçirmek sabır işidir; Aymaç’ın gizemli patikalarında kaybolmak için can atın.

"Yolculuğun henüz başındayız. Rehberimiz yeni rotalar çiziyor, dağlar bizi çağırıyor. Bakalım sislerin ardında bizi daha neler bekliyor?"

 Madame Savon YOLDA /  Giresun - Aymaç Tabiat Parkı 2024

Yeni rotamız milli parkın içinde olan Kuzalan şelalesi ve sodalı göller...

Ahşap yolları ve eşsiz doğasıyla öne çıkan tabiat parkının, en dikkat çeken noktalarından biri olan Kuzalan Şelalesi; yükseklerdeki beyaz travertenlerden akarak geliyor ve 4 kola ayrılarak eşsiz bir doğal güzelliği ortaya çıkarıyor.

Sık ağaçlı yapısı  ve sodalı gölleriyle , tabiat parkı  inanılmaz büyüleyici bir güzellikte..

Sodalı suların olduğu alanı yürüyerek tırmanıyoruz, yol biraz yorucu olsada gördüğümüz her birikinti her doğa harikası bizi kendine hayran bırakıyor.

Sodalı sularını  içmeye doyamıyor  eski değirmenin olduğu yerde küçük bir mola vererek kalan son suyumuzu da  burada içerek bitiriyoruz.

Yukarılara çıktıkça, nefes alışverişimiz değişiyor kalp ritmimiz hızlanıyor..

Yukarı eğimli merdivenler ne kadar rahat görünse de çıkmak oldukça zorluyor bizleri.. 

Ardımızda bıraktığımız manzara nefes kesici bir güzellikte..

Uzaktan yayılan sisi içinize alıp, dağ çiçeklerini okşayarak seviyorsunuz.. 

 Gökyüzünün ve rüzgarın haşin sesini,  saçınızda ve  yüzünüzde  hissetmek mutlulukların en güzeli..

Orman içindeki devasa ğaçlara, dev yapraklı bitkilere, kırmızıya boyanmış sodalı sulara ve bembeyaz travertenlere hayran kalarak yolumuza devam ediyoruz.

Tabiat parkından büyülenmiş bir şekilde  inişe geçiyoruz ..

Yol üstünde gördüğüm köyler ilham verici,  uzaktan bakınca  karınca boyutunda  ince uzun dolambaçlı    yollar çok güzel görünüyor.. 

Fındık bahçelerinden sesler geliyor kulağımıza..

Yol boyu gördüklerimizle selamlaşıyor, açık havada yürüyüşümüzün  keyfini çıkarıyoruz.

Mis gibi kokular, rahiyalar çiçek kokuları arasında ufak adımlarla yolumuza devam ediyoruz.

İnişimiz biraz yorucu  oluyor fakat; aklımızda Mavi göl'ün hayali var..

Yol boyu elimizde eteğimizde ki  ganinetleri yiyerek başlıyoruz inişimize;  kış armudu, dalından taze fındık, ve tatlı elma..

Doğa ana yol boyu farklı bir tılsımla bize eşlik ediyor, nihayet  Mavi Göl'e varabildik..  

Hakikatende  en büyüğü 30 metre çapında olan turkuaz renkli mavinin farklı tonlarını  gözlerimizin en derinlerine  sunan göller karşısında şaşkınlığımızı saklayamıyoruz.

Farklı bir atmosferin içindeyiz.. 

 Kireç taşları ve sodalı suyun etkisiyle turkuaz renge dönen  mavi göle hayran kalıyoruz. 

Kuzalan Şelalesi Tabiat Parkı‘nın bir diğer öne çıkan güzelliği ise Pamukkale’yi anımsatan beyaz travertenleri oluyor.

Kuzalan Şelalesi ve Mavi Göl‘ün arasındaki yokuş yolu takip ederek görebileceğiniz bu travertenler, ziyaretçiler tarafından pek bilinmese de keşfedilmeyenin peşinde olan biz doğa tutkunlarını fazlasıyla cezbediyor.

60 farklı familyaya ait 129 bitki türü ve 36 familyaya ait 105 kuş türüne de ev sahipliği yapan bu muhteşem tabiat parkının en zirve noktası; deniz seviyesinden 1800 metre yükseklikteki Dikoluk Pınarı ve Marazlı Tepesi..

Hızlıca kamp alanımıza doğru ilerlemekte fayda var, hava değişken yüzünü göstermek için acele ediyor..

Güneşli başladığımız yolculuğumuz yerini bol yağmura ve sise bırakıyor..

KUZALAN ŞELALESİ VE MAVİ GÖL 

Yeni rotamız olan   yağmur, sis ve tüm doğa harikalarının iç içe geçtiği cennet Alçakbel Piknik Alanına kampımızı atıyoruz.

Burası  temiz hava eşliğinde piknik yapmak isteyenlerin  bir numaralı tercihi...

Yorgunluk açlık ve hafif bastıran sisin etkisiyle efsunlu bu yerde yemek için hazırlıklara başlıyoruz.

Yemek üresince sohbetler devam ediyor, gün boyu nerelere gittik neler yaptık tek tek üzerinden geçiyorz.

Harika bir manzara eşliğinde yaylalarda yuvarlanmanın, devasa salıncaklarda sallanmanın keyfini sürmüşüz gün boyu..

Yol üstünde keşfettiğimiz   @gırıkbahçe restaurant'ta harika bir  kara lahana çorbası içmişiz..

Sis bir yandan bastırırken şömine başında keyif yapmışız..

Buralara gelmişken mutlaka yöresel yemeklerin tadına bakmanızı öneririm.

 Kara lahana çorbası, lahana diblesi, , pazı mücveri, , laz böreği, fasulye diblesi, pancar sarması, hamsi böreği, mısır ekmeği, fasulye turşusu, ısırgan çorbası, galdirik turşusu yörenin en çok beğenilen yemekleri..

Bana göre yöre evlerde yapılan yemeklerin lezzeti ta burdan arşa çıkar, yağından suyundan el emeğinen çok fark ediyor.

Artık akşam olmak üzere hem yorgunluk hem de açlık bizi zorlamaya başladı..

Yaylalardan köylere köylerden şehir meydanlarına doğru iniyoruz. 

Hemen karşımıza çıkan kasaptan güzel bir et alıp akşama nefis bir saç kavurma yapımına hazırlanıyoruz..

Hazır alışveriş molası verilmişken kasabın önünde oturmuş geleni geçeni izliyorum..

 Sıra sıra tezgahlarda taze tereyağ , peynir ve mantar çeşitleri satılıyor, esnaf güleryüzlü canayakın..

Fırından tazecik aldığımız ekmek ve simitle birazcık karnımızı doyuruyoruz.

Çoğu tezgahın başında kadınlar var bir nevi gurur duyuyorum yurdum insanımın  çalışkanlığıyla..

Alışverişimiz bitiyor,  ayrılmadan önce küçük bir dükkandan kovboy şapkası alıyorum.

Yol boyu bana eşlik edecek bu güzel  şapkayı başımdan hiç ama hiç  çıkarmıyorum:))

Köy yaşamı çok şey katıyor insana elinde olanlara şükrediyor rahat yaşamlarımızın kıymetini bir üst mertebeden kıymetini biliyoruz.. 

Hep beraber, saçda et kavurmazı  yapıp ,  nezih masamızı şen  kahkahalarımız  ve  topladığımız  beyaz papatyalarla taçlandırıyoruz.

Masamızın etrafında oynaşan rengarenk  ışıklar, altın bir mücevher gibi yüzümüze  yansıyor..

Sohbeti koyulaştırmak istiyoruz  fakat yağmur gittikçe bastırmakta..

Erkenden çadırlarımıza çekilme fikri ne kadar kabak tadı versede:)) yaktığımız ateşin başında son bir kahve keyfi yapmaktan bizi kimse alıkoyamaz:)))

Gece karanlık ve her yer ateş duman is kokuyor, uluma ve  yırtıcı hayvanların sesleri geceyle birlikte  birbirine karışıyor. 

Bir gece önce ki Samanyolu ve yıldızlardan eser yok..

Kamboçya ormanını andıran kamp alanımızda göz gözü görmüyor..

Çadırımızın üstüne yağan yağmur ufaktan içeri giriyor, botlarımız , sandalyelerimiz ıslanmış vaziyette:)..

Uzun bir gece uykusu sonrasında tazece canlanmış fresh bir  sabaha günaydın diyoruz. 

Güneş tanrıçamız nasıl olsa tüm yeryüzünü ısıttığı gibi bizleri de fazlasıyla ısıtıcak ..

Tabi önemli olan kalplerin ısınması gerisi hallolur nasıl olsa:)))

Mantar çeşitleri

KÜMBET YAYLASI  - KOÇKAYA TABİAT PARKI- BİRUN DAĞ EVİ 

Şehrin en önemli doğal güzelliklerinden biri olan,  gür ormanlarla  çiçeklerle bezeli atmosferiyle tertemiz bir havaya sahip  Koçkaya tabiat parkı içinde ki  Kümbet yaylasına ne söylesek az kalır bence:))..  bakınız:  Birun kümbet dağ evi   

Kümbet dağ evi hem yaz hem de kış tatili için yer arayanlara bir nimet..

Nefis manzaralı odalar, ateş başı dinlence köşeleri, misafirperfer güleryüzlü personeli ve yayla havasıyla vazgeçilmezler arasında..

 Muhteşem fotoğraf karelerine hayat verdiği Kümbet yaylasında her  yıl temmuz ayında şenlikler düzenleniyor.

Devasa şato kıvamında yayla  evleri , gözün alabildiği sisin  içinde beliren  tılsımlı vadiler muhteşem.. 

Ormanların, ahşaba yönelik  endüstriyel tasarım için kendini fazlasıyla  feda ettiği her şeyi burada  bulmak mümkün.

Kütük evler, kütük masalar, oturma yerleri  hediyelik eşyalar ve daha niceleri.. 

Biruni yaylasında kocaman salıncaklar da sallanıyoruz..

Aniden bastıran sisin güzelliğinden kendimizi alamıyorz burada, hem oteller, geziyoruz hem de sıcak bir bardak çayımzı içip yolumuza devam ediyoruz. 

KULAKKAYA YAYLASI -ALÇAKBEL ORMANİÇİ PİKNİK ALANI 

Giresun şehir merkezine 40 km uzaklıktaki Dereli ilçesinde 1700 metrelik yükseklikte yer alan Kulakkaya Yaylası; Giresun’un ve bölgenin en popüler yaylalarından biri..

Eşsiz havası ve doğasıyla öne çıkan yayla aynı zamanda çeşitli orman güllerine ve vargit çiçeklerine de ev sahipliği yapıyor. 




DERELİ KARAGÖL   - PAŞAKONAĞI YAYLASI - 

GİRESUN KRATER GÖLLERİ 

Giresun’un Dereli ilçesine 57 km uzaklıkta 2754 metrelik bir rakımda birbiri ardına sıralanan Giresun Krater Gölleri‘ne halk arasında Karagöl, Sağrak Gölü, Aygır Gölü ve Bağırsak Gölü gibi isimler verilmiş. 

Yaban hayatı açısından da büyük önem taşıyan göllerin çevresinde birçok hayvan çeşidi bulunuyor. 

Sunduğu manzaralarla ender görülen görüntülere sahne olan gölün çevresi doğa aktiviteleri için de oldukça uygun olduğundan oldukça rağbet görüyor..

Yaylara çıkmak için altınızda iyi bir aracın olması gerekiyor, belli bir alana kadar araçla ulaşmaya çalıştık fakat; yolların fazla yıpranmış olması  nedeniyle çoğu krater gölleri göremeden geri döndük.

Aldığımız yayla havası bize fazlasıyla yetti fakat siz buralara kadar gitmişken mutlaka bu yaylaları görün derim. 

''bu gezilerde en çok nelerden etkilendin? diye soracak olursanız tek kelimeyle krater göller derim''

Karadeniz yaylaları baştanbaşa bu göllerle çevrili, her şehrin ayrı bir yaşam  kültürü olduğu gibi yaylalarında kendilerine ait buzullarla çevrili  krater gölleri mevcut..

Bakış açınızı değiştirerek  insan olmanın erdemini keşfetmek  ve ruh dunyanızdaki gerçek kişiliğinizle yüzleşmek istediğinizde bu el değmemiş bakir rotalar sizlere çok iyi gelecektir.

Teknoloji ve gerçeküstücülükten uzak, rüyalar ülkesinin en derin en yeşil  vadilerinde kaybolarak kendinizi bulduğunuz vakit ise: geri dönmek için hazır olacaksınız..

Yaylalarda çektiğim  videoları  aşağıya bırakıyorum belki izlemek istersiniz..

Kamp başında yağmur sesi

Yayla havası

Kümbet yaylası

Keyifle okumanız ve sonunda eşsiz Giresun yaylalarını  gezi rotalarınza   eklemeniz dileğiyle..

Sevgiler herkese Tülin Özkul 

GİRESUN VLOG 1

GİRESUN VLOG 2

GİRESUN VLOG3

Eylül 2021 GİRESUN DERELİ - KÜMBET YAYLASI 

Etkinlik: CEP DER TREK  Trekking ve Yürüyüş Grubu Lideri ZEKİ ÇEPNİ 


Yerel Rehber: Mustafa Aydın 0505 3058385  Sosyal Medya  , gidosk

Giresun Oryamtiring İl Temsilcisi ve Giresun Doğa Sporları Klubu Yönetimi

GİDOSK 

UNUTMADAN!!!

Yemyeşil Giresun yaylalarına gitmeden  önce kamp için nasıl hazırlandık? yanımızda neler götürdük? neler yedik içtik? biraz bunlara değinmek istiyorum. 

Eminim uzun süreli kamp yapacaklar için bu bilgilerin bir nebze olsun faydası olacaktır diye düşünüyorum.

Mevsim devamlı değişken olduğu için hem yazlık hemde kışlık kıyafet almak gerekiyor.

Öncelik sıcak tutacak mont ve anorak yelek, belki polar bir eşofman ve sweat..

Kışlık bot, spor ayakkabı da almakta fayda var.

Belki daha fazlası da olabilir. 

Sıcak tutacak bir hırka, havanın sıcaktan soğuya doğru anlık değişimleri nedeniyle eldiven sapka..

Sırtınızı ve ayaklarınızı sıcak tutacak örgü türü çorap şal gibi şeyler de işinizi görecektir. 

Kamp için her ne kadar uyku tulumu, kışlık çadır iş görsede; bana kalırsa yaylalarda kamp kuracaksanız, aracınıza  yün battaniye kalın yün yorgan almanızda fayda var. 

Böylece ani hava değişimlerinde yaylalarda -18 soğukta olsanız da üşümez   donmazsınız..

Hava durumlarına pek aldanmayın gece gündüz ve yaylalarda sıcaklık dereceleri çok fark ediyor.

Tüp mutlaka alın yanınıza, her güne pratik bir yemek pişirme işiniz var...

Konserve olur, makarna olur, bulgur olur iyi bir tavanız varsa bol bol et tavuk ızgara yapabilirsiniz .. 

Yaylaya çıkmadan hemen önce tüm alışverişinizi yapıp her şeyinizi yanınızda bulundurun derim.. 

Ekmeği bol bol alın, kahvaltı için klasik şeyler süt  sevdiğiniz kahvaltı gevrekleri olsun yanınızda..

Biz bir ara yufka alıp yol kenarında gözleme bile  yapmıştık mesela:)))..

Tabi söylediğim tüm bu ürünler için mini bir araç buzdolabı olması lazım, ya da bu tür şeyleri  günlük alıp tüketebilirsiniz. 

Minik tencere  tava çaydanlık kap kutusu, ve ayrı bir kutu yada çanta yiyecekleri kutusu olmalı..

Yiyecek ve kahvaltılıklarınızı arabada büyük bir kutuda saklayabilirsiniz fakat; masanıza getirdiğiniz herşey minimal anlamda küçük kaplarda  olmasında fayda var..


21.11.2021

Doğanın Kalbinde Konaklama Sanatı: Kampçının El Kitabı ve Yıldızlar Altında Sıcak Bir Koza

Gökyüzünü bir yorgan, toprağı bir sırdaş edinmek paha biçilemez bir özgürlüktür. Ancak bu özgürlük; doğaya duyulan derin bir saygı ve titiz bir hazırlıkla taçlandırılmalıdır. Şehirden kaçıp o mis gibi çam kokusunu ciğerlerimize çekmek, telefon bildirimlerini geride bırakıp kuş sesleriyle uyanmak... Kamp hayatının büyüsü tam olarak burada başlar. Çadırın fermuarını çekip dışarıdaki vahşi doğaya adım atmadan önceki o an, yani günün yorgunluğunu üzerimizden attığımız an ise her şeyin en kritik noktasıdır: İyi bir uyku.

Madame Savon’un merceğinden, vahşi doğada konforu, sıcaklığı ve güveni inşa etmenin inceliklerine yakından bakmaya ne dersiniz? Çantanızı hazırlayın, sıcacık ve samimi bir yolculuğa çıkıyoruz!

Yıldızlar Altında Sıcak Bir Koza: Uyku Tulumu Seçme Sanatı

Doğanın kalbinde vakit geçirirken, günün tüm maceralarından sonra sıcacık, güvenli ve konforlu bir yuvaya kıvrılmaktan daha güzel ne olabilir ki? İşte tam bu noktada, kamp çantanızın en sadık, en vazgeçilmez kahramanı sahneye çıkar: Uyku tulumu.

Unutulmamalıdır ki; uyku tulumları kendileri ısı üretmez. Onlar, vücudunuzun yaydığı o kıymetli sıcaklığı hapseden ve dış dünyayla aranıza bariyer kuran sessiz muhafızlardır. Ancak en kaliteli tulum bile, altında doğru bir mat desteği yoksa, toprağın soğuğuna karşı mağlup sayılır. Yalıtım, konforun temel taşıdır.

1. Sıcaklığın Alfabesi: Standartlar ve Limitler

Çoğu üretici, uluslararası standartları kullanır. Etiketlerde gördüğünüz o terimlerin aslında ruhunuza fısıldadığı gerçekler şöyledir:

  • Comfort (Konfor): Kadınlar ve "soğuk uyuyan" dostlarımız için en sağlıklı kriterdir. Bu derecede huzurla uyuyabilirsiniz.

  • Lower Limit (Alt Limit): Metabolizması yüksek, üşümeyen biri için sınır çizgisi.

  • Extreme (Ekstrem): Bu bir konfor derecesi değil, bir "hayatta kalma" sınırıdır. Hipotermiden yaklaşık 6 saat korunma limitidir; seçim yaparken bu rakamı asla baz almayın.

Marka Rehberi: Bu standartlara en şeffaf şekilde uyan markaların başında Deuter (özellikle Astro serisi), Mountain Hardwear ve Sea to Summit gelir. Özellikle Sea to Summit Flame ve Spark serileri, sıcaklık/ağırlık oranında harikadır.

2. Dolgunun Ruhu: Kaz Tüyü mü, Sentetik mi?

Tulumun kalbi, içindeki yalıtım malzemesinde (Loft) atar.

  • Asil Kaz Tüyü: Hafifliğin ve sıcaklığın zirvesidir. Az yer kaplar, nefes alır ve çok dayanıklıdır. Ancak ıslanmaya karşı hassastır. "Fill Power" değeri yükseldikçe (800-900 gibi), tulumunuz hem daha hafif hem de sıcak bir mucizeye dönüşür.

    • Öncü Markalar: Marmot (Col serisi), Western Mountaineering ve Rab (özellikle Neutrino ve Mythic serileri kaz tüyünün zirvesidir).

  • Pratik Sentetik: Bütçe dostudur ve ıslanığında dahi yalıtım özelliğini bir miktar korur. Araçla gidilen kamplar için idealdir.

    • Öncü Markalar: Salewa, The North Face (Eco Trail serisi) ve Decathlon (Forclaz).

3. Anatomi ve Form: Mumya Şeklinin Zarafeti

Vücut hatlarını saran mumya şekli ısı kaybını minimize eder. Tulumun içinde ne çok boşluk kalmalı ne de çok dar olmalı. Eğer tulumunuz boyunuza göre uzunsa, ayak ucuna ertesi gün giyeceğiniz kıyafetleri yerleştirin; hem boşluğu doldurun hem de sabah sıcacık giysilerle uyanın. Kadın tulumları ise anatomik olarak omuzları daha dar ve boyu daha kısa üretilir (Deuter SL serisi gibi).

4. İnce Detaylar, Büyük Konforlar

  • Termostat Olarak Başlık: Isı baş bölgesinden kaybedilir. Başlığınızı sıkın; hijyen için başınıza bir buff takarak saç yağının tuluma bulaşmasını engelleyin.

  • Fermuar Disiplini: Pürüzsüz çalışan YKK fermuarlar (Örn: Rab ve Marmot) gece yarısı kurtarıcınızdır.

  • İçlik Kullanımı: Tulumun içine giyeceğiniz bir içlik (Örn: Sea to Summit Reactor serisi), hijyen sağlar ve sıcaklığı artırır.

  • Gizli Cepler: Telefon ve pillerinizi donmaktan korumak için iç cepler altın değerindedir.

I. Altın Kural: Hazırlık ve Keşif

Bir rotaya çıkmadan önce, kalbinizden önce zihniniz o bölgeye varmalıdır.

  • Malzeme Testi: Yeni aldığınız her ekipman evde test edilmeli. Doğanın ortasında eksik kazıkla karşılaşmak maceranın ruhunu zedeler.

  • Bölge Analizi: Ulaşım, su ve telefon çekim gücü önceden bilinmeli. En kıymetli bilgiler, o toprağın kadim sahibi olan köylülerden edinilir.

II. Çadır Yeri Seçimi: Stratejik Bir Estetik

Çadırınızı kuracağınız yer, o geceki huzurunuzun mühürlendiği noktadır.

  • Güneş ve Rüzgar: Gölge alanlar ve rüzgarın hiddetinden uzak kuytular seçilmeli, hava kararmadan kurulum tamamlanmalıdır.

  • Doğasal Riskler: Yıldırıma karşı tek ağaç altına, sele karşı dere yataklarına asla sığınılmamalıdır.

  • Zemin Etüdü: Taşlar ayıklanmalı, yağmurlu havada iplerin gerginliğinden emin olunmalıdır.

"Doğaya zarar vermemek, kamp yerini seçerken en büyük konforumuz olmalıdır. Biz orada bir misafiriz; geride sadece ezilmiş otlar ve temiz bir hatıra bırakmalıyız."

III. Kamp Yaşamının İncelikleri

  • Ayakkabı Disiplini: Çadır dışında bir torbada saklanarak iç mekan hijyeni korunur.

  • Mutfak ve Uyku Ayrımı: Yemek pişirilen alan ile uyunan alan ayrı olmalı, gıda kapları ağaca asılmalıdır.

  • Nemle Mücadele: Islak tente gün ışığında kurutulmalıdır.

  • Atık Yönetimi: Doğa evimizdir; geride tek bir çöp bırakılmamalıdır.

🌊 Deniz mi, Orman mı? Kampçılık coğrafyaya göre şekil değiştirir. Açık arazinin yalnızlığı başkadır ama ücretli kamp alanları hijyen ve banyo imkanlarıyla büyük lükstür. Uzun yollarda kamp bulamadığınızda butik otel veya bungalov çevrelerinden izin alarak konaklamak da zarif bir çözümdür.

Kamp Ateşinin Sönmeye Yüz Tuttuğu An: Doğaya ve Rüya Gibi Uykulara Davet

Şimdi o çantanızı, sırtınızdaki yükü ve zirveye vardığınızdaki o muazzam özgürlüğü gözünüzün önüne getirin. Tüm bunları taçlandıran, günün sonunda sizi şefkatle sarmalayan o sıcak koza, artık sizin en sadık yoldaşınız.

Doğada geçirilen bir geceyi eziyete değil, ruhu dinlendiren bir şölene dönüştürmek tamamen bu küçük detaylarda gizli. Doğru tulumu seçmek, altınıza sağlam matınızı sermek ve sabah çadırınızın fermuarını açtığınızda yüzünüze vuran o ilk güneş ışığıyla gülümsemek...

Çünkü inanın ki; en güzel rüyalar şehrin gürültüsünden uzakta, rüzgârın çadırınıza fısıltısıyla ve sıcacık bir uyku tulumunun güvenliğinde görülür.

Öyleyse daha fazla beklemeyin. Çadırınızı kurun, çantanızı sırtlayın, o yıldızlı gökyüzünün altında yerinizi alın. Belki bir sonraki kamp ateşinin etrafında, bu kez kendi hikayelerinizi anlatırken buluruz birbirimizi.

Hazırlığınız tam, yolunuz açık olsun. Doğanın sessizliğinde buluşmak dileğiyle...

Bize Katılın:

  • E-posta: tulin.ozkul4@gmail.com

  • Instagram & Youtube: Madame Savon Yolda

Ağva’da Huzur, Lezzet ve Macera Dolu Bir Hafta Sonu

Madame Savon YOLDA / Ağva'da Hafta sonu kaçamakları İstanbul’un o bitmek bilmeyen koşturmacasından, korna seslerinden ve gri bulutlarınd...