12.02.2018

SEVGİLİLER GÜNÜ ANISINA


İlk sevgilimi hatırlayamayacak kadar küçük olduğum için,  adının Mehmet olduğunu bilmeniz yeterli:)) 

İlkokulda tüm kızların aşık olduğu dünya tatlısı bir çocuk olan Mehmet’i hatırladığım hayal meyal  biz kızların  sıkıştırıp, çikolata şekerlemelerle kandırıp, misket oyununa davet ettiğimiz ve hep bizimle ilgilensin diye dikkatini dağıttığımız geliyor. 

Aşk güzel bir şey ulvi bir şey, özlenesi aranılası, bulduğumuz anda da kaybetmekten en çok korktuğumuz şey.

Bir insanın sizi sevmesi, şefkatli kollarıyla sarıp sarmalaması, gece başınızı yastığa koyduğunuzda hep onun hayalini adını düşünmek, tanıştığınız andan itibaren, her günü her saniyeyi kafanızın içinde hayaller ötesinde yaşamak yaşatmak işte bu gerçek aşk. 

Ergen olduğum zamanlarda, sinemaya gitmek el ele tutuşmak gizli kaçak buluşmak, bazen anneye bazen de babaya yakalanmak, evin ortasında zırlayarak çalan telefonla sabahlara kadar konuşmak, 2 mektup, 2 gözyaşı, 2 kar tanesi, belki de genç olmanın getirdiği şaşkınlıkla,  aşık olarak,  hissederek içten kalpten bir sevgiyle sevmek gerçek aşktı. 

 Bazı güzel anlar anılar unutulmuyor, sevgililer gününde  size hediye edilen  minik bir müzik kutusu gibi....

Bugün bile hala  sesinin kulaklarımda yankılandığı nerelerdedir  bilemediğim,  ortada buluşup öpüşerek birleşen  japon modelli müzik kutum, güzel sesli serenomim benim... 

Aşk çocukken başka, ergen olduğunuzda başka fakat kendinizi bulduğunuz 30'lu yaşlarda ise bambaşka. 

Gözü kapalı gittiğiniz anlık seyahatler, uçak biletleri, kıyıda köşede saklanmış albümler, tatiller, her güne ayrı uyandığınız pembe, mor beyaz güller, özenilen saçlar özenilen gözler, sevdiğimiz kokular, ve kalpte ince bir sızıyla hissettiğimiz o olmaz olası hastalık derecesindeki tutkulu aşk:)))

Aşkı düşününce, ünlü düşünürler yaşa gitsin diyorlar, hesapsız çıkarsız, maddiyatsız, yok öyle bir şey arkadaşlar, 

Aşk bir oyundur, hatta bana kalsa strateji oyunu, şah mat...kaleler fillerle kazanılan...

Neden ilk sevdiğini söyleyen kaybeder dersiniz? Aşka kim daha çok meyilliyse en çok o üzülür aşkta:))

Aşk bence  ilahi adalet, savaşta kazanan taraf, yenilen için yangın afet yeridir. Hodri meydan arenadır aşk.

Bence her şeyin bir eğitimi  olduğu gibi aşkında   kendi içinde eğitimleri sınavları olmalı. 

İnsan ilişkileri ,sevmek, aşk bambaşka nede olsa..

 Aşk  dediğimiz şey,  hem  yakar geçer, hem de ağlatır geçer. 

Güzel sandığımız aşk kitaplar da filmler de  öyküler de  şevkle zevkle anlatılan şey  aslında delerde geçer:))

Kesinlikle hastalık olduğunu ruhsal anlamda bağımlılık yaptığını inanıyorum aşkın:)) belki vitaminsel yanı da vardır.

Aşkın içinde tutku da  varsa evlaa:))) yandı gülüm keten helva:))

Yok şöyle biraz mantığımı da  baş köşeye koyayım   diyorsanız, aşkın dışında dış gebelik halli bir şey yaşıyorsunuz derim. 

AŞK'ın  içinden bıçak, ok ve bir nevi ne kadar delici malzeme varsa;  çiziyor,kesiyor, incitiyor gibi AŞK.

Valla yazarken  benim içim ürperdi. 

Kadın, erkek, genç yaşlı  herkesin içinde yaşayan, nefes almak isteyen  bir virüs  gibi aşk:)))

Herhalde aşkı öğrenerek yaşamak, karşındakini iyi anlamak, iyi izlemek, iyi dinlemek, iyi süzgeçten geçirmek gerek;   Dedim ya aşk kurallı bir şey, aşkta olmayan tek şey, bence şeffaflık, herkes kendine göre yaşıyor aşkın büyüsünü de aşkın cefasını da sefasını da.  

Aştan ziyade karşı cinsle temas etmeyi, onlaşmayı, onun gözünden hayata bakmayı öğrenmek gerek, 

 Öğrenerek yaşamalı insan, öğrenmeden, görmeden, rol model yapmadan, akıl hocalarının kapılarında yatmadan AŞK öğrenilmiyor. 

Aşk'ta anlaşmak da çok önemli, aynı şeylerden keyif almasan bile zıt yönlerden farklı şeyler öğreniyor insan. Karşınızdaki durgun ve içsel biriyse, hareketli yapınız ona iyi gelebilir, tutumlu olmanız, eli  açık  partnerinizi  kontrollü yapabilir. 

İlişkiler hakkında hiç bir şey bilmiyor olabilirsiniz belki partneriniz bunu size  daha iyi öğretebilir, sevgi için aşk için, güzel bir yaşam için  fazla mesai fazla anlayış geliştirip hayatı daha kaliteli yaşamak bence mümkün.  

Ben aşkı da aşksızlığı da çok iyi biliyorum, yeter ki sağlığımız iyi olsun, gönlümüz muhabbet vari dolsun, bizi dinleyecek, hissedecek, kalbi saf temiz insanlar olsun. 

Gelecek  cefalar  sefalarda bizlere  uğur olsun.  

14 Şubatınız Aşk'la değil sevgiyle kalıcı olsun.:))

Gökten üç elma düşürmüyorum, aşağıda görsel hikayeler devam eder güzel okuyucularımıza da inceleyerek düşünmek düşer.. 

Aşk da bir sanattır nasıl olsa yaşamı es geçmeden tüm kalbimizle tutkumuzla hissettiğimiz.  

TÜLİN ÖZKUL 2018  SEVGİLİLER GÜNÜ ANISINA 

 

18.11.2017

Pıtır: Kalbimde Kalan Bir Emanetin Hikayesi



Pıtır: Kalbimde Kalan Bir Emanetin Hikayesi

"Bazı vedalar vardır; kelimelerin yetmediği, sessizliğin en ağır hükmünü sürdüğü... Pıtır, benim için sadece bir kedi değil; hayatın bana sunduğu en kırılgan, en değerli hediyeydi."

Çocukluğumun geçtiği o evde her zaman bir pati sesi, bir mırıldanma yankılanırdı. Henüz küçük bir kız çocuğuyken arkadaşlarımın bana "Kedi Tülin" diye seslenişi, ruhumun bu minik dostlarla nasıl bir kader birliği yaptığının ilk nişanesiydi. Sekiz yaşımın sarışın, yumuşacık kedisinden; annemin iş yerinden getirdiği o asil Şiva’ya ve zekasıyla bizi büyüleyen Boncuk’a kadar... Bizim hikayemizde kedi sevgisi, bir tutkudan öte, bir varoluş biçimiydi.

 Bir Motor Sesinden Gelen Hayat Hediyesi

Geçen yaz, bir arabanın motorundan gelen o ürkek sesle değişti her şey. Kaputu açtığımızda karşılaştığımız o vahşi, ele avuca sığmaz, gözleri ateş gibi parlayan minik mucize: Pıtır. Onu bir hırkanın içine hapsedip eve getirdiğimde, aslında hayatımın en büyük aşklarından birine kucak açtığımı bilmiyordum. Yemyeşil gözleriyle "Beni neden aldın?" der gibi bakan o hırçın yavrunun güvenini kazanmak için bazaların, kanepelerin altında az sürünmedim. Ama sonunda başardım; Pıtır artık ailemizin, evimizin ve en çok da kalbimin merkezindeydi.

 Pıtır Pıtır Yürüyen Bir Mutluluk

Adını "Pıtır" koydum; çünkü istediğim tek şey, o naif duruşuyla yeni doğmuş bir bebek gibi pıtır pıtır bana yürümesiydi. Öyle de oldu. İşten eve koşa koşa gelirdim; merdivenlerden o eşsiz sesle inişi, kucağıma atlayışı dünyalara bedeldi. O benim için bir hayvan değil, bendeki kutsal bir emanetti. Elini yanağıma koyuşu, göğsümde uyuyuşu, ben yokken bana küsüşü... Kedilerin kalplerinin kırılabileceğini, onların ne kadar derin duygular beslediğini Pıtır’la öğrendim.

 Ansızın Gelen O Kara Haber

Dünya, annemin o telefonuyla başıma yıkıldı. Henüz dünyayı tanıyamamış, hayallerimizi tamamlayamamışken; bir ihmal, bir kaza sonucu Pıtır’ım çatıdan düşüp sonsuzluğa göçmüştü. Ben ona kazaklar, şapkalar örecektim; onu daha çok gezdirecek, o dikilen kulaklarını daha binlerce kez hayranlıkla izleyecektim. O ise arkasında devasa bir acı bırakıp, veda bile etmeden gitti.

Aylar süren o ağır yas, o "Acaba yaşıyor mu?" diyen kabullenemeyiş süreci... Hayat bazen çok acımasız olabiliyor. Ama öğrendim ki; yas tutmak da sevdaya dahilmiş. Pıtır gitti, ama içimdeki o kedi aşkı hiç bitmedi.

Kediler; sezgileriyle yaşayan, sahibini bir anne gibi benimseyen, keyfine ve nizamına düşkün efsunlu varlıklardır. Pıtır’ın anısını burada, bu satırlarda yaşatmak benim ona olan borcumdu.

Şimdilerde, akşamları omzumda hırkamla, elimde bir kap yemek; Diyojen gibi insan değil, besleyecek bir kedi arıyorum sokaklarda. Pıtır’ın ruhu, dokunduğum her patide, verdiğim her bir kap sütte yeniden canlanıyor.

Siyah beyaz bir kedinin zekasında, bir yavrunun ürkek bakışında görüşmek üzere...

SEVGİLİ PITIR'IMIN ANISINA – İSTANBUL 2017









Pıtır'ın eve geldiği ilk gün











5.11.2017

İSTANBUL'DA KATILDIĞIMIZ TÜM FESTİVALLER


Şehrin Ritmi: Festivaller, Renkler ve Zamansız Hatıralar


"Festival; hayatın rutin gri örtüsünü kaldırıp, yerine gökkuşağının tüm tonlarını sermektir. Bir şehrin nefes aldığı, ruhun özgürleştiği o tılsımlı andır."

Latince "festa" kökünden süzülüp gelen, 1200’lü yılların başından beri insanlığı ortak bir sofrada, ortak bir ezgide buluşturan festivaller; sadece birer etkinlik değil, kültürel hafızamızın en neşeli duraklarıdır. Söyleşilerin derinliğinden meydanlara kurulan o derme çatma ama ruhu olan tezgâhlara, gastronominin şöleninden sanatın iyileştirici gücüne kadar festivaller; bizi hayata karşı daha diri, daha çocuksu ve daha umutlu tutmayı başarır.

Gelin, sizi 2016 yılının o macera dolu, rengârenk ve her anı ayrı bir hikâye barındıran üç farklı durağına, anılarımın kanatlarında götüreyim.


Garaj Organizasyon: İkinci Elin ve Retronun Büyülü Dünyası

Aslı Kanber Tuzcuoğlu ve ekibinin imzasını taşıyan bu etkinlik, benim için bir alışverişten öte, sürdürülebilir modanın bir kutlamasıydı. Sarıyer’in deniz kokan havasında, step dans şovları ve radyo kanallarının dinamik ritmiyle harmanlanan bu organizasyonda; retro tablolar, hiç açılmamış paketli vintage hazineler ve hatırası olan kıyafetler adeta birer sanat eseri gibi el değiştiriyordu. Geçmişin estetiğini bugünün ekonomisiyle buluşturan muazzam bir kış masalıydı.



Pop-Up Kadıköy: Yerel Sanatın ve Dayanışmanın Kalbi

Saint-Joseph’liler Derneği’nin tarihi dokusunda hayat bulan Pop-Up Kadıköy, yerel üreticilerin ve sanatçıların o kolektif enerjisini bir vaha gibi sunuyordu. El yapımı seramiklerden fanzin dergi gruplarının asi kolaj işlerine, edebiyat atölyelerinden yaratıcı workshop davetlerine kadar her stant, yeni bir dünyanın kapısını aralıyordu. İnsanların yaratıcılıklarını bol kazanç ve yüksek enerjiyle harmanladığı bu ortamda, alışveriş yapmak bile kolektif bir sanat terapisine dönüştü.



Hoş Geldin 2016: Harbiye’de Bir Kış Senfonisi

Şişli Belediyesi ve Garaj Organizasyon’un el ele vererek Harbiye Askeri Müze’de hayat verdiği yılbaşı festivali, hafızamda taze demlenmiş kahve ve yoğun çikolata kokularıyla mühürlendi. Best FM’in melodileri eşliğinde, insanların kaynaştığı, yeni yıl umutlarının paketlere sığdırıldığı o sıcacık kış eğlencesi, hepimize bir can suyu gibi gelmişti.


🎸 Ekşi Fest: Maslak Ormanı’nda Müziğin Özgür Ruhu

Ve kuşkusuz o yılın zirvesi; efsanevi Ekşi Fest... Maslak ormanının kadim ağaçları altında; reggae’den blues’a, punk’tan rock müziğe uzanan o devasa akustik fırtına... Geniş konser alanlarında müziğin ritmine kapılırken, doğanın koynundaki oyun konsollarıyla çocukluğumuza döndüğümüz, yeşilin içinde kaybolup notalarda kendimizi bulduğumuz unutulmaz bir arınmaydı.


⚓ Madame Savon’un Festival Notu:

Festivaller gelip geçse de bıraktıkları o pozitif enerji ve kültürel birikim ruhumuzda baki kalıyor. Şimdi yeni rotaları keşfetme, takvimimizde yeni güzelliklere yer açma zamanı. Hayatın ritmini ve o "festa" ruhunu hiç kaybetmemeniz dileğiyle.

Yıl boyu keyifle, sanatla ve yüksek enerjiyle kalın...

Madame Savon YOLDA / 2016














17.10.2017

AZERBAYCAN NOTLARIM - BAKÜ'DE SON GÜNÜMÜZ 6.GÜN


Elveda Rüzgârların Şehri: Bakü’de Son Dans ve Veda

Selamlar Herkese! Türkiye’den büyük bir heyecanla yola çıktığımız Azerbaycan serüvenimizin nihayet o hüzünlü son sabahına uyandık. İçimiz biraz buruk; çünkü kalbimizi, en derin özlemlerimizi ve beş yıllık hasretin sıcaklığını bu ışıl ışıl yanan şehrin sokaklarında bırakıyoruz. Ayrılmak istemeyen ayaklarımız, bizi Bakü’nün taş kaldırımlarında son bir kez "ayak sürümeye" davet ediyor.


 Bir Sabah Ahengi: The House Cafe ve Şehir Turu

Güne, veda saatinin şerefine The House Cafe’de başladık. Mekânın asaletine ve o nefis kahvaltının ahengine kendimizi öyle bir bıraktık ki, zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık.

  • Modern Bakü'nün Kalbi: Kahvaltı sonrası şehrin en şık yüzü Port Baku’yu etraflıca gezerek Starbucks’ta kahvelerimizi yudumladık. Bakü, her geçen gün devleşen modern bir dünya başkenti olduğunu her köşesinde hissettiriyor.

  • Yeşil Pazar (Yaşıl Bazar): Ama asıl ruhu halkın arasında, pazarlarda bulduk! En taze meyvelerin, en kaliteli süt ürünlerinin ve Azerbaycan’ın en popüler lezzetlerinin adresi olan Yeşil Pazar, bana 90'ların o samimi İstanbul sokaklarını hatırlattı. Fiyatların uygunluğu ve ürünlerin tazeliği gerçekten büyüleyici.


 Kahkahalarla Buz Üstünde: Zabitler Parkı

Hâlâ buradayken, daha önce sözleştiğimiz gibi Zabitler Parkı içindeki buz pistine attık kendimizi.

  • Buzda Hayatta Kalma Mücadelesi: Ayakta durmaya çalışmak, düşmemek için verilen o komik çırpınışlar ve araya karışan bol kahkahalı anlar... Son günümüzün en unutulmaz, en çocuksu hatırası bu pistin üzerinde yazıldı.

  • Sahil Esintisi: Ardından kiraladığımız bisikletlerle, Hazar’ın o mis gibi iyot kokusunu içimize çekerek sahile indik. Güneş tepede, hava pırıl pırıl; Bakü sanki gitmeyelim diye tüm güzelliğini önümüze seriyordu.


 Gecenin Ritmine Teslim: Finnegans Pub

Veda gecemizde eğlencenin dozunu biraz artırdık. Finnegans Irish Pub’da kendimizi bir canlı konserin tam ortasında bulduk.

  • Nizami Sokak’ın Enerjisi: Müzikler o kadar güzel, ortam o kadar büyüleyiciydi ki; tüm gece olduğumuz yerde dans etmekten kendimizi alamadık. Bakü’nün gece hayatı, Avrupa’nın en seçkin başkentleriyle yarışacak bir enerjiye sahip. Mekândan mekâna akarken, bu şehrin hiç uyumayan o neşeli ruhuna bir kez daha ortak olduk.


 Gelecek Seyyahlara Altın Tavsiyeler

Eğer yolunuz bu ateşler ülkesine düşerse, bizim tecrübelerimizle harmanlanmış şu rotayı mutlaka cebinize koyun:

  1. 1. Gün: Bakü Bulvarı’nda Halı Müzesi, öğleden sonra İçerişehir turu: Kız Kulesi, Şirvanşahlar Sarayı ve o minicik Minyatür Kitap Müzesi.

  2. 2. Gün: Gobustan Milli Parkı’ndaki petroglifler, Çamur Volkanları ve iç mimarisi muazzam taşlarla bezeli Bibiheybet Camii.

  3. 3. Gün: Haydar Aliyev Kültür Merkezi’nin beyaz rüyası, ardından Ateşgah ve topraktan çıkan alevlerin efsanesi Yanardağ.


 Bir Seyyahın Vedası

Nihayet Haydar Aliyev Havalimanı’ndayız. Bavulumuzda Azerbaycan halılarının desenleri, damağımızda kutabın lezzeti, kalbimizde ise silinmeyecek dostluklar var. Keşfedilecek daha çok yer, gidilecek çok yol var...

Yeni ülkelerde, yeni gökyüzlerinin altında ve yepyeni maceralarda buluşmak üzere... Çok sağ olun, hoşça kalın!

Sevgilerle,

TÜLİN ÖZKUL Bakü, Azerbaycan - 2026


Madame Savon YOLDA

İletişim: 0554 994 31 22

tulin.ozkul4@gmail.com



William Shekespeare

The House Cafe

Bakü Zabitler Parkı



Taze Pazar antikacılar





Bakü zabitler park buz parkı







12.10.2017

AZERBAYCAN NOTLARIM - HALI MÜZESİ 5. GÜN


Hazar Kıyısında Bir Sanat Destanı: Azerbaycan Milli Halı Müzesi

Selamlar yeniden! Birkaç gündür can Azerbaycan’ın misafirperverliğinde, ruhumuzu doyuran bir keşif yolculuğundayız. Bugün rotamız, sadece bir sergi alanı değil; Azerbaycan’ın tapusu, hanımların parmak uçlarından dökülen arzuların ve duaların sessiz çığlığı olan Milli Halı Müzesi.

Mikayıl Hüseynov Caddesi üzerinde, dışarıdan bakıldığında rulo yapılmış görkemli bir halıyı andıran bu bina, içeri girdiğiniz an sizi Orta Çağ’dan günümüze uzanan devasa bir zaman tüneline hapsediyor.


 İlmek İlmek Tarih: Letif Kerimov’un Mirası

1967 yılında halı üstadı Letif Kerimov’un rehberliğinde kurulan bu müze, dünyada halı sanatına adanmış ilk ve en büyük merkez olma özelliğini taşıyor. Müzenin kalbinde, 6.000’den fazla eser; inançların, mitlerin ve felsefi düşüncelerin dokumaya dönüşmüş hali olarak bizi selamlıyor.

  • Kat Kat Kültür: Müze, bir halının dokusu gibi katman katman yükseliyor. Birinci katta düz dokumalar (palaz, kilim, cecim); ikinci katta bölgelere göre sınıflandırılmış (Kuba, Şirvan, Gence, Kazah, Karabağ ve Tebriz) eşsiz halılar; üçüncü katta ise halı ressamlarının elinden çıkmış ünik sanat eserleri sergileniyor.

  • Mistik Semboller: Kuba halılarındaki ruhun ebediyetini simgeleyen kuş tasvirlerinden, Karabağ’ın o meşhur çiçekli desenlerine kadar her ilmek bir hikâye anlatıyor. "Kadim Minare" halılarındaki kufi yazılar, İslamiyet’in estetikle vuslatını gözler önüne seriyor.


 Teknolojinin Estetikle Dansı

Halı Müzesi, sadece eserleriyle değil, sergileme tekniğiyle de dünya çapında bir örnek.

  • Hologramlar ve Dokunuşlar: Müzenin içinde halı motiflerini yansıtan hologramlar, derinlemesine öğrenmeyi sağlayan dokunmatik ekranlar ve sesli rehberler sayesinde tarihle aranızdaki duvarlar yıkılıyor.

  • Canlı Dokuma: Giriş katında usta dokuyucuların ellerinde şekillenen çantalar ve cüzdanlar, bu kadim zanaatın nasıl hala nefes aldığını kanıtlıyor. Hatta isterseniz siz de tezgâh başına geçip bu büyülü dünyaya dokunabiliyorsunuz.


 Bir Karakter Sınavı: Halı ve Gelin Adayı

Azerbaycan kültüründe halı dokumak, sadece el becerisi değil, aynı zamanda bir sabır ve karakter göstergesidir. Eskiden gelin adaylarına halı dokuyup dokumadığı, onun sükûnetini ve yaratıcılığını anlamak için sorulurmuş. Müzede gezerken Nizami’den Dede Korkut’a, Leyla ile Mecnun’dan tarihi kahramanlara kadar pek çok şahsiyetin halılara resmedildiğini görmek sizi hayrete düşürecek.


 Seyyahın Not Defteri

Hazar’ın serin rüzgârı eşliğinde bu büyüleyici binayı gezmek, Azerbaycan’ın somut olmayan kültürel mirasına dokunmak demektir. 2010 yılında UNESCO listesine giren bu eşsiz hazineyi görmeden Bakü’den dönmek, şehrin ruhunu eksik bırakmak olur.

Yarın, Bakü’nün ışıl ışıl gece hayatına, o meşhur English publarına ve sokağın enerjisine doğru akacağız. Sevgiyle kalın, keşif tutkunuzu hiç yitirmeyin!

Sevgilerle,

TÜLİN ÖZKUL Bakü, Azerbaycan - 2026

Madame Savon YOLDA

İletişim: 0554 994 31 22

tulin.ozkul4@gmail.com




































Dede Korkut


Halı müzesi



Bakü şehrinin modern simgesi olarak kabul edilen Alev kuleleri olarak adlandırılan  bu üç kule konut, otel ve ofis olarak kullanılıyor, Akşamları led ışıklarla çeşitli formlar verilen kuleler şehrin uzak noktasından hatta her yerden  görülebiliyor.
Üstünde yanan ışıklar ve hareketli reklamlar insanı bambaşka bir aleme götürüyor.
 Şehrin simgesi olmazsa olmazı bu alev kuleleri.


Alev kuleleri

Şehitler hıyabanı cafe içi


Şehitliğin  hemen yanı başında, çay semaver keyfi yapabileceğiniz bu mekan var , burası şehitlikle yanyana bir yer..  
 Şehitlik sonrası burada çay içmek için biraz mola veriyoruz. Çay  yanında alışkın olmadığımız yiyecekler geliyor hem  reçel hem lokum hem de kıtlama  şekerler ilgimizi çekiyor..


Şehitlik


Kökleri Aynı, Yönleri Farklı Nehirler: Kardeşliğin Anatomisi ve Sessiz İnfazı

  Kökleri Aynı, Yönleri Farklı Nehirler: Kardeşliğin Anatomisi ve Sessiz İnfazı İnsanoğlunun bu yeryüzünde deneyimlediği en karmaşık, en giz...