27.07.2024

Marmara Adası: Mermerin Beyazı, Ruhun Sessizliği

 

 Marmara Adası: Mermerin Beyazı, Ruhun Sessizliği

Marmara’nın kalbinde, mermerin beyazı ile zeytinin yeşilinin buluştuğu o büyülü adaya; Madame Savon’un pencerinden, uykunun nezaketine ve yalnızlığın hürriyetine övgü dolu bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bayramın o telaşlı kalabalığından sıyrılıp, ruhumun  pusulasını Tekirdağ’ın rüzgarlı kıyılarına çevirdiğimde   aslında kendi içime giden o kestirme yolu arıyordum. Çekmeköy’ün bitmek bilmez trafiğinde gıdım gıdım ilerlerken, nihayet feribotun güvertesinde, yüzüme vuran sabah esintisiyle o özgür nefesi bulabildim. 

 Güvertede Bir Varoluş Senfonisi

Etrafımda bir yaşam galeyanı… Kimisi "minderlerde uyumak yasaktır" tabelasının gölgesinde teslim olmuş uykunun şifalı kollarına, kimisi bir bardak sıcak çay için telaşlı bir sırada. Elimde İlber Ortaylı’nın "İnsan Geleceğini Nasıl Kurar?" kitabı, zihnimde ise dünyanın gürültülü korosu…

Bayat bir tostun tadında hayatın o ince dengesini sorgularken anladım: Her şey o kutsal dengede güzel. İlk bakışın heyecanı da, rüzgarın serinliği de... Denge yoksa hayat; narin bir yüreğin, hoyrat bir közde yanıp kül oluşudur.

 Süt Liman Bir Sığınak: Marmara

İki saatlik bir deniz masalının ardından, Marmara Adası beni o vakur emekli sakinliğiyle karşıladı. Meydandaki salaş kafelerden yükselen dostane çığırtkanlıklar, sanki başka bir gezegenin lisanı gibiydi. Deniz; lacivert entarisini giymiş, kıyıya vuran martı çığlıklarıyla beni selamlıyordu. Uzaklaşmak ne güzel... Bir yabancı gibi, evi ve dertleri kıyıda bırakıp sadece gökyüzünü izlemek.

 Uykunun Nezaketi: Ruhun Teslimiyeti

Uyku; hava, su ve ekmekten sonra gelen en zarif nimet... Kalp ağrılarını üfleyip geçen, çocukken kanayan dizlerimizi şifalı uykularla dindirdiğimiz o eşsiz teslimiyet. Bu teslimiyeti, Gündoğdu köyünde zeytin ağaçlarının arasına gizlenmiş, denize nazır sevimli bir yuvada buldum.

Sevgili Mehmet ve Christina; biri mimar, diğeri dansın dramatik diliyle yoğrulmuş iki güzel ruh... Onların ellerinde bir sanat eserine dönüşen bu misafir evi, adanın en kimlikli köşesi. Meksika mimarisinin esintileri, 90’lardan kalma sarımtırak bir çocukluk hatırası gibi duran verandalar ve mermerin sanata dönüştüğü atölyeler… Bahçedeki hamakta sallanırken Mozart’ın notaları rüzgara karışıyor, zeytin ağaçları sessiz bir meditasyona eşlik ediyordu.

 Patikalarda Kaybolan Bir Gezgin

Adanın arka yüzüne, mermer ocaklarının talanına rağmen hala direnen o vahşi güzelliğe doğru sürdüm aracımı. Saraylar köyünün mermer heykelleri arasında dolaşırken, kendimi bir açık hava müzesinde hissettim. Perili köşkleri andıran hayalet evlerin izini sürdüm, koylarda köpekbalığı korkumla çocuksu bir yüzleşme yaşadım.

Gündoğdu’nun geleneksel pilav ve kavurma gününde, adalıların yüzündeki o kadim çizgilerde kendi çocukluğumun bayramlarını buldum. Tavşan kanı bir çayın buharında, yalnız gezmenin o muazzam özgürlüğünü yudumladım.

 Mermerin Kalbine Dokunmak

Adadan ayrılmadan önce, Marmara’nın beyaz gerdanlığı olan mermerin hikayesine dokundum. Avni Jale Özken Müzesi'nde; Ayasofya’dan Süleymaniye’ye taşınan o asırlık emeği, müzenin anforaları ve arkeolojik eserleri arasında hayranlıkla izledim. Yaşasın müzecilik, yaşasın emeğin o kutsal izi!

Kırmızı Kutular ve Zeytin Fısıltıları: 

"Gelenler, gidenler ve denizin üzerinde parıldayan o sert, kırmızı metal kutular... Hayat bazen sadece izlemekten ibarettir; bir yabancının gözleriyle, kendi hikâyene bakmak gibi."

Evden uzakta olmak, dertlerin gürültüsünü limanda bırakıp rüzgârın fısıltısına sığınmak ne büyük bir lütuf. Kaybettiğimi onarmaya, nefes almaya, en çok da kendimi yeniden bulmaya ihtiyacım var. İnsanlar kalabalık, sesler iç içe... Beynimin içinde ise kontrolsüzce çalan, gelişi güzel ama bir o kadar da hüzünlü bir senfoni orkestrası var.

Şuracığa, toprağın göğe değdiği yere uzanıp martıların özgürlüğünü izlemek istiyorum.  geçmiş ve geleceği hiç düşünmeden; uzak bir coğrafyanın isimsiz bir yabancısı olmak... Hava sıcak; limonatanın serinliği yetmiyor, buz gibi suyun o berrak gerçeğine sığınıyorum. Adada kaç gün kalacağım? Belirsiz. Ama spontane bir hayatın beni kollarına aldığı kesin.

"İnsanoğlu gerçekten bir akvaryumda yaşıyor. Başka dünyalar, başka insanlar bazen ürkütücü geliyor; sanki kusursuz kurgulanmış bir simülasyonun içindeyiz. Bu hayat, hassas kalpler için bir cehennem; özgüveni zırh edinmişler içinse tam bir cennet bahçesi."

 

 Yorgunluk ve uykusuzluk, benim en kadim dert ortağım. Nerede başını yastığa koymuş birini görsem imrenirim; o loş ışığın büyüsünde, yorganını başına çekip Tanrı’dan af dileyen o masumiyete...

Uyku, bence dünyanın hava ve sudan sonraki en büyük mucizesi. En ağır acılar uykuyla ufalır, kalp ağrıları uykuyla diner. Çocukken düşüp kanattığımız dizlerimizi, en güzel uyku üfleyip püfleyerek iyileştirmez miydi? Uykuda bir nezaket var, bir incelik ve ruhun sonsuz teslimiyeti...

Gündoğdu Köyü : Zeytin Dalları Arasında Bir Sığınak

Sonunda buldum o saklı köşeyi: Gündoğdu'da  zeytin ağaçlarının gümüşi yapraklarıyla sarmalanmış, denize nazır iki katlı o mağrur otel. Deniz kokusunu ciğerlerime çektiğim bu bahçede, bir yandan bol köpüklü kahvemi yudumluyor, diğer yandan yaz meyvelerinin o ham tadını çıkarıyorum.

Burası bir aile yadigârı; emekle, sevgiyle, inanmışlıkla cennetten bir köşe haline getirilmiş. Şimdi bu bahçede bir hamak fısıldıyor kulağıma:

"İster uykunun o şifalı kollarına bırak kendini, ister uçsuz bucaksız mavilikte yeni bir 'sen' icat et... Artık seçim, özgürlüğüne kavuşan ruhunda."

Zeytin Dalları Arasında Bir Rönesans: Emek, Sanat ve Hakikat

"Baktığım her köşede bir bahçe değil; ilmek ilmek işlenmiş bir emek, kök salmış bir sevgi ve sabırla yoğrulmuş bir zahmet gördüm."

Severek yapılan her işin sonu, ruhu dinlendiren o kutsal limana çıkıyor. Yol ne kadar yorucu, patikalar ne kadar dik olursa olsun; o menzile varmak için yürümeye değer. Gündoğan’ın bu cennet köşesinde, hamakların gökyüzüne gülümsediği, rengârenk minderlerin sükuneti fısıldadığı bir yeşilliğin kalbindeyim. Ortak mutfak alanından gelen o iştah açıcı kokular, buranın sadece bir konaklama yeri değil, nefes alan bir "yuva" olduğunun en somut kanıtı.

Adanın Ruhu: Mermer Tozundan Geleneksel Sofralara

Sevgili Mehmet ile yaptığımız sohbet, adanın damarlarına sızmamı sağlıyor. Bana Topağaç’ın bereketini, Asmalı’nın huzurunu, Saraylar’ın o görkemli mermer ocaklarını ve tarihin nefes aldığı açık hava müzesini anlatıyor.

"Gündoğdu köyünde akşamüzeri kaynayacak olan geleneksel pilav ve kavurma kazanlarını kaçırma," diyor.

Sosyolog yanım, bu kolektif paylaşıma ve geleneksel ritme şimdiden hayran kalıyor. Buradan ayrılmak mı? Aklımın kıyısından bile geçmiyor; ruhum buraya çapalanmış durumda.

Parmak Uçlarımdaki Hakikat: Atölyeler ve Notalar

Zeytin bağının kalbine gizlenmiş sanatsal atölyeleri gezerken zamanın dokusu değişiyor. Duvarlardaki o özel resimlere, boyanın kuruduğu o pürüzlü yüzeylere parmak uçlarımla dokunuyorum. Ressamın fırçasındaki sevgiyi ve umudu hissetmeye çalışıyorum.

Biliyorum ki bu bahçe;

  • Gündoğumuyla her sabah yeniden doğmak,

  • Meditasyonla içsel gürültüyü susturmak,

  • Sabahın ilk ışıklarında doğanın ritmiyle dans etmek için yaratılmış.

Henüz başlamasa da Mozart’ın notaları şimdiden rüzgârla beraber kulaklarımda yankılanıyor. Notalarla ritim tutarken, bu zeytin kokulu sohbete tüm benliğimle eşlik ediyorum.

Geleceğin Projeksiyonu: Salaş Bir Kır Evi Hayali

O an, zeytin ağaçlarının gölgesinde bir hakikatle yüzleşiyorum: Benim huzurum, "kırmızı metal kutuların" gürültüsünde değil, bu sadelikte gizli. Bir gün, bir zeytin bahçesinin ortasında, salaş bir kır evinde, duvarlarında kendi kolajlarımın asılı olduğu o sessizlikte gerçek "ben"i bulacağım.

Tavşan Kanı Bir Mesutluk: Papatya Falından Bayram Sofrasına

"Gündoğdu’nun etli pilav kokusu rüzgâra karıştı; ruhumdaki o ağır buhranı bir kenara bırakıp, adanın kalbine doğru yola koyulma vakti."

Marmara Adası, her virajda yeni bir mucize fısıldıyor kulağıma. Merkezdeki şirin dükkânları geride bırakıp en tepeye tırmandığımda, tüm dünya bir halı gibi ayaklarımın altına seriliyor. Bu rüyadan uyanmak, bu mavilikten kopmak istemiyorum. Aracım patika yollarda süzüldükçe; irili ufaklı takım adalar, bakir koylar ve poyrazın o serin şefkati önümde tek tek diziliyor. Havada asılı kalan kır çiçeklerinin papatyaların  rayihası, içimdeki o dumanlı kederi dağıtmak için orada sanki...

 Varoluşsal Bir Soluklanma: "Kimim Ben?"

Bazen ruh daraltısı, balgamlı bir öksürük gibi yapışıyor gövdeme. Öyle anlarda insan, devasa kainatın ortasında savunmasız bir çocuk gibi kalıyor; yalnızlaşıyor, hüzne kesiyor. Sorular peş peşe diziliyor zihnimin kahvehanesinde:

"Kimim ben? Nereye gidiyorum? Bu simülasyonun neresindeyim?" Çığlıklarımı bir kenara bırakıp toprağa çöküyorum. Avucumdaki papatyalarla fala dalıyorum; kocaman bir "SEVİYOR" çıkıyor. Yüzümde muzip, çocuksu bir gülüş... Adanın misafiriyim ben; beni çağıran oydu, şimdi ise şefkatle sarmalıyor.

 Bir Bayram Neşesi: Kavurma Sırasındaki İnsanlık

Yamaçlardan aşağı, savrulmadan iniyorum. Yukarıdan bakınca cam gibi parlayan koylar, kendini serinliğe bırakmış insanlar... Ve nihayet o koku! Gündoğdu’nun meşhur kavurma ve pilav sırasındayım.

Yemeğimi yerken bir yandan da ada halkını izliyorum. Yılların izi yüzlerine birer hayat hikâyesi gibi oturmuş; samimi, candan, telaşsızlar... Uğultulu sohbetler, koşturan çocuklar ve o küçük balkonlu kadim evler... Kendimi "Yanlış bir karenin içinde miyim?" diye sorgularken, tam da olmam gereken yerin burası olduğunu iliklerime kadar hissediyorum. Bu atmosfer, çocukluğumun o güvenli, sıcak bayram sabahlarını anımsatıyor bana.

 Kırmızı Kutular ve Özgürlüğün Bahtiyarlığı

Üstüne içtiğim o demli tavşan kanı çay, mesutluğun ete kemiğe bürünmüş hali gibi. Kahvehanenin içini inceliyorum; sıra sıra dizilmiş çay paketleri, o aşina olduğum ama bu kez sıcaklık yayan kırmızı metal kutular... Kahvehanenin camlarından  yansıyan  denizin mavi  akışını  usulca izliyorum.

Yanımdakiler hayretle soruyor: "Bunca yolu tek başına mı geldin?" Bilmiyorlar ki; tek başına gezmenin, kendi iç sesinle dans etmenin ve özgürce gezmenin  keyfi hiçbir kalabalıkta yok. Onlar şaşırırken, ben demli çayımdan bir yudum daha alıp, bu eşsiz bahtiyarlığın tadını çıkarıyorum.

 Mermer Tozu ve Perili Köşkler: Adanın Gri Keşfi

"Yolum kır alanlardan derin yeşilliklere evrilirken; büyük ağaçların gölgesinde, adanın o mağrur ve biraz da yaralı arka yüzüyle tanışıyorum."

Ada Art Misafir Evi’ndeki o huzurlu gecenin ardından, bu kez rotamı adanın öteki yüzüne; maden ocaklarının ve sessiz köylerin olduğu kuzeye kırıyorum. Yol boyu, otlanmaya çıkmış ineklerin dinginliği ve dere tepe aşan eski köprülerin hikâyesi eşlik ediyor bana. Hava o kadar sıcak ki, rüzgâr bile bazen teslim oluyor bu hararete.

 Tepedeki Masal: Perili Köşk

Yolun bir kıvrımında, yeşilin bittiği ve mavinin başladığı o uçurumun kenarında şahane bir koy beliriyor. Tam ucunda ise adeta bir "perili köşk" edasıyla duran, tek başına direnen o ev... Gözümü kestiriyorum; bu masalsı sessizliğe dönüş yolunda mutlaka dokunmam şart.

Arabamın arkası tam bir kaos; eşyalar, anılar ve belki bir kamp alanı bulurum umuduyla yanıma aldığım çadırım birbirine karışmış durumda. Bu dağınıklık aslında yolun ruhu; plansızlığın en güzel,hali  en salaş çıktısı...

 Modernliğin Soğuk Yüzü ve Yaralı Deniz

Adanın ön tarafındaki o samimi, "çocukluğumun bayramları" tadındaki doku, burada yerini lüks villalara ve modern yerleşimlere bırakmış. Ne garip; binalar yeni ve modern olsa da bana buz gibi soğuk geliyorlar. Adanın o kadim ruhu bu betonların arasında nefes alamıyor sanki.

Gördüğüm harika koylara rağmen denize girmekten vazgeçiyorum. Yukarıdan bir mücevher gibi parlayan o mavilik, dibine indiğimde tozlu bir bulanıklığa bırakıyor yerini. Acaba geçen devasa gemilerin izi mi bu, yoksa ormanı acımasızca talan eden o mermer ocaklarının tozu mu? Doğanın kalbindeki bu "beyaz yara", içimdeki hevesi de oracıkta söndürüveriyor.

 Saraylar Köyü: Mermerin Sanata Dönüştüğü Meydan

Ve nihayet Saraylar... Köyün meydanı bir açık hava müzesi gibi; devasa maden ocaklarının gölgesinde, mermerden yontulmuş heykeller kaplamış her yeri. İnsanoğlunun doğayı hem talan edip hem de ondan sanat çıkarma çelişkisi, bu heykellerin soğuk yüzünde asılı kalmış.

"Doğa mı insanın sanatı için bir hammadde, yoksa insan mı doğanın içine sızmış bir yabancı?" 

Hayalet Evler ve Mermer Şehirler: Bir Adanın Anatomisi

"Ben hem her yere, hem de hiçbir yere ait değilim. Dünya denen bu yeryüzünde, ayaklarımı yere sağlam basacak köklenecek o toprağı arayıp duruyorum."

Saraylar köyünün meydanındaki su çeşmeleri, mimarisiyle beni bir anlığına Saraybosna’nın o huzurlu sokaklarına götürüyor. Burada, adanın nabzını tutan, yerel sorunları dert edinmiş o "birkaç kafadarın" kurduğu ADA TV ekibiyle tanışıyorum. Adanın sesini duyurmaya çalışan bu tutkulu insanlarla karşılaşmak, yolculuğun en samimi sürprizlerinden biri oluyor.

Hayalet Evin Aynasında Kendimle Karşılaşma

Dönüş yolunda, aklımı çelen o "hayalet evin" peşine düşüyorum. Ormanın içinde, yolu kaybetmiş bir gezgin gibi boğuşurken sonunda büyük bir araziye açılan o demir kapıyı buluyorum. Sağlı sollu yayılan inekler, incir ağaçlarının kokusu ve meyve bahçeleri...

Koyda denize girdiğimde, içimi o çocuksu "köpekbalığı korkusu" sarıveriyor; gülmeyin, denizin de tıpkı insanınki gibi görünmeyen, karanlık bir yüzü olduğuna inanırım hep. Lost adasında kaybolmuş bir kazazede gibi arşınladığım bu topraklardan geriye; denize vuran o göz alıcı ışık dalgaları ve hayalet evin camından bana yansıyan kendi silüetim kalıyor. Bu arayış, bu koşturma hiç bitmeyecek biliyorum; ta ki o gerçek "topraklanma" anını bulana dek.

Marmara Mermerinden Tarihe Bir Köprü

Şehre yaklaştığımda Marmara adası, gerdanını takmış nazlı bir gelin gibi ışıl ışıl karşılıyor beni. Gece olmadan yetiştiğim Avni Jale Özken Marmara Adalar Müzesi, adanın sadece taştan değil, derin bir tarihten ibaret olduğunu fısıldıyor.

  • Ayasofya’dan Süleymaniye’ye,

  • Zeus Sunağı’ndan Kubbet-üs Sahra’ya kadar...

Dünyanın en kıymetli mimarilerine ruh veren o mermerlerin serüvenine, antik anforaların sessizliğine doyamıyorum. Burası bir mermer kenti olan Kyzikos'un mirası; emeği geçen herkese bir müze dostu olarak teşekkür ediyorum.

 Tavşan Kanı Çaydan Levrek Ziyafetine

Akşamın cıvıltısı sokağa taştığında, kendimi limanın o kalabalık akışına bırakıyorum. El yapımı sepetlerin dokusu, taze mihaliç peynirinin tadı ve zeytinyağına bandığım köy ekmeğinin sarhoşluğuyla yürüyorum.

Adanın en "cafcaflı" balıkçısında darbukalar havada uçuşurken, ben hemen karşıdaki süt liman restorana kuruluyorum. Rezervasyonsuz, plansız ve alabildiğine özgüvenli... Kedileri izleyerek yediğim o lezzetli levrek, adanın bana sunduğu en güzel veda hediyesi oluyor. İnsanların birbirlerinin gözlerinin içine baktığı, neşenin yükseldiği bu atmosferde, dışarıda olmanın o güzelim "dayanılmaz hafifliğini" yaşıyorum.

Veda Niyetine Son Kulaçlar

Veda sabahı erkenden açıyorum gözlerimi. Çınarlı Köyü’nün o ana dek gözümden kaçan koylarına bırakıyorum kendimi. Maviliklerin içinde, vapur saati gelene kadar afacan bir çocuk edasıyla kulaç atıyorum; sanki denize ne kadar iyi yüzdüğümü, hayata ne kadar sıkı tutunduğumu kanıtlamak istercesine...

"Yukarıda atamadığım o çığlığın, ileride başıma ne tatlı dertler açacağını bilerek; bıyık altı bir gülüşle bırakıyorum kendimi son İstanbul vapuruna."

Kendi keşiflerimin ışığında, hayata dair küçük notlar:

  • Keşfetme Arzusunu Besleyin: Yeni yerler görme hevesinden asla vazgeçmeyin. Bilinmeyene duyulan merak, ruhu diri tutan tek iksirdir.

  • Enerjiye Güvenin: Frekansınızın tuttuğu insanlara şans verin. Bazen hiç tanımadığınız bir yabancı, size kendinizle ilgili en özel kapıları açabilir.

  • Özgüven Anahtardır: Girişimci ruhunuz ve özgüveniniz varsa, bu dünyada size açılmayacak  hiçbir kapı yoktur.

  • Derine İnin: İnsanlara sadece bakmayın, onları tanımaya çalışın. Ruhlarına dokunun, hikâyelerinin derinliklerine inin. Bir duruşunuz, bir dokunuşunuz ve dünyada bıraktığınız "iyi niyet"ten bir iziniz olsun.

Ama en önemlisi; hayatınızı sevin. Sevin ki, her sabah uyandığınızda ne kadar kıymetli bir hediye aldığınızı kendinize hatırlatın.

Bir hikayenin daha sonuna geldik. Bir sonraki rotada, yine aynı neşe ve merakla buluşmak dileğiyle...

Bu yolculukta bana eşlik ettiğiniz, sessizliğime ve neşeme ortak olduğunuz için teşekkürler. Sanatın, keşfin ve "Madame Savon" ruhunun peşinden gitmeye devam edelim.

Madame Savon YOLDA

İletişim: 0554 994 31 22

 tulin.ozkul4@gmail.com 

Marmara Adası – Temmuz 2024


 




 















Değerli Mehmet ve Sevgili eşi Christina
                                         

29.12.2023

Bir "Asi Ruhun" Yeni Yıl Gazeli


Bir "Asi Ruhun" Yeni Yıl Gazeli

Bir varmış, bir yokmuş... Şehrin iki farklı kıyısında, birbirini bulmak için yılların geçmesini beklemiş, vuslatı kemâle ermiş iki ruh yaşarmış. Genç dediysem bakmayın siz; biri süslü ve kırpık, diğeri ise güzel, asi ve inatçı bir "huysuz keçi".

O keçi ki; sabah kahvesini içmeden dünyanın dönmesine izin vermeyen, uzun yokuşların yorgunluğuna aşık, "o ada senin bu moda benim" diyerek rüzgârı kovalayan bir gezgin. Adalar mâlum; zehirli otlarla şifalı Heredot’un koyun koyuna yattığı o gizemli topraklar... Hayatın "abidik gubidik" oyunlarına rağmen, elinde kendi feneriyle yolunu bulanlara selam olsun.

 Yeni Yıl: Bir İllüzyonun Anatomisi

Yeni yıla dair o büyük coşku, aslında geçmişin tozlu raflarındaki acıları silme isteğinden başka ne ki? Bir yanımız kıpır kıpır bir bahar dalı, diğer yanımız hüzünlü bir sonbahar gazeli. Akrabalar, dostlar, kalabalık sofralar... Hepsi birer sığınak.

İnsan sormadan edemiyor: Değişen ne olacak? Eğer biz o atalet uykusundan uyanamıyorsak, içimizdeki sarsıntılardan bir "ben" çıkaramıyorsak; takvimlerin dönmesi sadece kağıttan bir seremonidir. Sevdiklerimizi toprağa verip, çocuklarımızın büyümesini bir nehir kıyısında izler gibi izlerken; hayat bir döngüde delicesine akıp gidiyor. Onu tutabilene aşk olsun.

 Direncin Sonu: Akışın Kutsallığı

Bazen sabahları her şeye sil baştan başladığımızı fark etmiyor musunuz? Hayat, önümüzden akan berrak ve yalın bir su... Müdahale etmeye gerek yok; direndikçe yoruluyor, kürek çektikçe boğuluyoruz. Sakinliği korumak, doğru nefesi ciğerlerine çekmek ve dünyanın çirkinliklerine bazen o asil sessizlikle göz yummak... En büyük sanat bu olsa gerek.

Sahi, fazla mı akıllıyız? Beynimiz fazla mı sorguluyor bu kaotik dünyayı? Mutluluk çoğu zaman bir hezeyana dönüşüyor, kuşkular ruhumuzu bir kurt gibi kemiriyor. Belki de bazen "aptala yatmak", zekanın en üst mertebesidir. Dünyayı sorgulayıp minik yaşamlarımıza reçeteler indirmeye ne hacet?

Bildiğim tek bir hakikat var: Hayat çok kısa ve güzel şeyler, bir rüzgâr fısıltısı gibi hayatlarımızdan geçip gidiyor.

Sade, Naif ve "Eksik" Kalmanın Güzelliği

Siz bana bakmayın; mutlu bir yeni yıl yazısından varoluşsal bir sızıya evrildi kalemim. 

Yılbaşında ruhunuz neyi fısıldıyorsa onu yapın. Doyasıya eğlenin ya da benim gibi sade, naif bir akşamın sessizliğinde kaybolun. İçimiz, ufkumuz ve bakışımız sıcak olsun yeter; zira insan sadece sıcaklığı özlüyor. Sıcak bir köşe, yumuşak bir battaniye ve bir tutam insan kokusu... Fazlası zarar.

Şimdi kapatın gözlerinizi, tutun nefesinizi... Ve sonra bırakın gitsin. Sakin bir akışkanlıkta kalmak iyidir. Benim dünyamda; TRT 2’de saat 21.30’da başlayan o ödüllü filmlerin tadı, ocaktaki demli çayın buğusu var.

Duvardaki priz mi? Hâlâ yenilenmedi. Evin boyası mı? Hâlâ beklemede. "Dertlenme Tülin’im," diyorum kendime, "boyanır elbet..."

Yeni yılda yine doğanın koynunda, hislerin sesine kulak vererek bir arada olacağız. Hislerinize güvenin, kelimelerin sesine sığının.

Her anın kıymetini bildiğiniz, umudun rüzgârıyla savrulduğunuz muhteşem bir sene olsun.



Madame Savon YOLDA  Ocak 2024

İletişim: 0554 994 31 22

tulin.ozkul4@gmail.com 






















12.11.2023

Mavi ile Yeşilin Huzur Bulduğu Nokta: Erdek



Deniz üstünde geçen keyifli bir yolculuğun ardından, rotamızı Marmara’nın o sakin, insanı yormayan köşesine; Kapıdağ yarımadası Erdek’e çeviriyoruz. Ada havasında sizi karşılayan o hafif esinti ve zeytin ağaçlarının kokusu, doğru yerde olduğunuzun ilk kanıtı. Erdek, sadece bir sahil kasabası değil; köklü tarihi, sakin sokakları ve büyüleyici gün batımlarıyla Marmara’nın en naif sığınaklarından biri.

Erdek’te Zamanı Durduran Keşifler

Erdek’e geldiğinizde telaşı bir kenara bırakmalı ve kendinizi bu yarımadanın ritmine bırakmalısınız. İşte Erdek’i Erdek yapan ve mutlaka yaşanması gereken deneyimler:

  • Sahil Şeridi ve Gün Batımı Yürüyüşleri: Erdek’in alametifarikası, kilometrelerce uzanan sahil şerididir. Akşamüstü güneş alçalırken sahilde yürümek, denizin üstünde oluşan kızıllığı izlemek kelimenin tam anlamıyla büyüleyici.

  • Kyzikos Antik Kenti: Tarih meraklıları için Erdek, adeta bir hazine sandığı. Dünyanın en büyük tapınaklarından birine ev sahipliği yapmış olan Kyzikos Antik Kenti’nin kalıntıları arasında dolaşırken, geçmişin ihtişamını hissetmemek elde değil.

  • Seyitgazi Tepesi: Erdek’i kuş bakışı izlemek ve o meşhur manzarayı fotoğraflamak istiyorsanız, istikametiniz Seyitgazi Tepesi olmalı. Özellikle gün doğumunda veya gün batımında buranın atmosferi bir başka.

Doğallığın Tam Kalbinde Bir Mola

Erdek’in en güzel yanı, samimiyetini kaybetmemiş olması. Zeytinliklerin arasından geçerek ulaşacağınız küçük köyler, upuzun plajlar ve kıyıya vuran sakin dalgalar, şehir hayatının tüm yorgunluğunu bir anda silip götürüyor.

Küçük Bir Not: Erdek’e gelmişken, yörenin dünyaca ünlü zeytin ve zeytinyağlarından tatmadan, sahil kenarındaki balıkçılarda taze bir akşam yemeği yemeden sakın dönmeyin.

Marmara'nın bu köklü limanı, her gidişte insanı kendine çeken, kalabalıktan uzak ama bir o kadar da yaşayan ruhuyla, hafızanızda unutulmaz bir yer edinecek.

 Kirazlı  Manastırı ; Amazon Ormanlarını Aratmayan Bir Gizem

Avşa’nın mavisinden feribotla Erdek’in derin yeşiline, Kapıdağ Yarımadası’na geçiyoruz. Burası sadece bir tatil beldesi değil, doğanın kendi hükümdarlığını ilan ettiği bir yer: Kirazlı Manastırı. 19. yüzyılda antik bir tapınağın üzerine inşa edilen bu yapı, artık ormanla birleşmiş; gizli geçitleri, tünelleri ve ağaç köklerine karışmış dehlizleriyle mistik bir masal dünyasına dönüşmüş. Devasa anıt ağaçların göğe uzandığı bu sessizlikte, sanki eski zaman ruhları adımlarınıza eşlik ediyor.

Ballıpınar Şelalesi Kapıdağ Yarımadası’nın saklı cenneti: Sık orman dokusunun içinde, dev kayaların arasından yaklaşık 6-7 metre yükseklikten dökülen doğal bir şelaledir. Suyun düştüğü yerde berrak, küçük bir gölet oluşturur. Tam karşısındaki ahşap seyir terası ve merdivenleri sayesinde ulaşımı kolay, doğallığı bozulmamış, sadece su ve kuş sesini dinleyebileceğiniz huzurlu bir kaçış noktasıdır.

 Kyzikos: Antik Kentin Görkemli Mirası

Yol bizi tarihin en asil sayfalarına, Kyzikos Antik Kenti’ne götürüyor. Roma İmparatoru Hadrianus adına inşa edilen Hadrian Tapınağı, amfi tiyatrosu ve devasa hamam kalıntılarıyla Kyzikos, tarih öncesinden bugüne taşınan bir medeniyet fısıltısı. Ünlü matematikçilerin ve denizcilerin ayak izlerini takip ederken, bu toprağın derinliğine bir kez daha hayran kalıyoruz.

1. Kuzey Kıyı Köyleri (Doğa ve Sakin Sahiller)

  • Ballıpınar: Eski bir Pomak köyüdür. Coğrafi işaretli meşhur tatlı mor soğanın ve lezzetli kirazların anavatanıdır. İç kısımlarındaki şelalesiyle bilinir. Ballıpınar şelalesi buradadır. Köy yemyeşil doğa harikası bir yerdir. 

  • Turanköy: Yarımadanın kuzeyindeki en popüler tatil noktalarından biridir. Sığ, temiz ve geniş kumsalıyla özellikle çocuklu ailelerin deniz keyfi için ilk tercihidir.

  • Ormanlı: Şelalesi ve sakin sahiliyle bilinir. Doğa yürüyüşçülerinin ve kampçıların favori duraklarındandır.

2. Batı Kıyı Köyleri (Turizm ve Plajlar)

  • Ocaklar: Köy statüsünden çıkıp büyük bir tatil beldesine dönüşse de Kapıdağ'ın kalbidir. Kilometrelerce uzanan kumsalı, sığ denizi ve turizm tesisleriyle yarımadanın eğlence ve konaklama merkezidir.

  • Narlı: Canlı bir balıkçı köyüdür. Sahil şeridindeki çay bahçeleri, pansiyonları ve hemen karşısındaki adalar manzarasıyla akşam yürüyüşleri için çok keyiflidir.

  • İlhanlar (İlhan Köyü): Balıkçılıkla geçinen, limanı ve kendine has sakin dokusuyla tam bir kaçış noktasıdır.

3. Doğu ve Güney Kıyı Köyleri (Zeytin ve Huzur)

  • Tatlısu: Bandırma'ya en yakın köylerden biridir. Genellikle yazlıkçıların tercih ettiği, asırlık ağaçların gölgesindeki çay bahçeleriyle ve geniş sahiliyle bilinen huzurlu bir köydür.

  • Aşağıyapıcı ve Yukarıyapıcı: Yarımadanın girişinde yer alırlar. Özellikle Yukarıyapıcı, göleti ve dağ havasıyla doğa yürüyüşleri için sıkça ziyaret edilir. Zeytincilik çok gelişmiştir.

Özetle Kapıdağ Köyleri: Batısı hareketli birer plaj şeridi, kuzeyi saklı koylar ve tarım cenneti, doğusu ise huzurlu zeytinliklerle kaplı birer dinlenme köşesidir.

 

🗺️ Erdek Yolcularına Çok Özel Bir Kapıdağ Tavsiyesi!

Not: Erdek tarafına geldiyseniz, yarımadayı baştan başa gezerek görmeden sakın dönmeyin derim!

Kapıdağ, coğrafi yapısı gereği harika bir döngüye sahip. Bir uçtan başlayıp sahil şeridini takip ederek yarımadayı tam bir çember şeklinde turlayabilir ve hiçbir yolu iki kez geçmeden başladığınız noktaya geri dönebilirsiniz.

🔄 Bu "Çember Turu" size ne sunacak?

  • Erdek, Ocaklar ve Narlı tarafında açık deniz ve adalar manzarasını,

  • Turanköy ve Ormanlı tarafında doğanın içine saklanmış bakir koyları,

  • Ballıpınar’da şelaleyi ve meşhur mor soğan tarlalarını,

  • Tatlısu hattında ise asırlık ağaçların gölgesindeki huzuru göreceksiniz.

Sadece birkaç saat içinde sağınızın orman, solunuzun ise uçsuz bucaksız deniz olduğu harika yollardan geçeceksiniz. Arabanızla, motosikletinizle veya vaktiniz varsa bisikletinizle bu turu mutlaka yapın; Kapıdağ’ın her köşesindeki farklı bir iklime ve kültüre tanıklık edin. Yolculuğun tadını çıkarın! 🚗🏍️🌲

 Hayatınızda büyük sürprizlerle, ruhunuzu besleyecek derin keşiflerle ve her daim yeni yollarla karşılaşmanız dileğiyle..."

 Madame Savon YOLDA 

İletişim: 0554 994 31 22 

 Erdek 2024


KAPIDAĞ YARIMADA ÇEVRESİ OTEL VE RESTAURANTLAR 

ERDEK KAMPİNG BAKINIZ ERDEK KAMPİNG *********

EMEKLİLER DERNEĞİ SOSYAL TESİS  BAKINIZ TUED ********

KEBABCI ŞEHMUZ USTA  *********BAKINIZ

YAĞCI OTEL 

ARDA HÜLYA MOTEL 

YASEMİN OTEL 

KEBABCI ŞEHMUZ USTA 

TANOVA  -KAHVALTI GÜZEL 

KÜÇÜKOVA PLAJI 

PAFLİMA  BUNGALOW

DOĞANLAR PLAJI 

TUANA APART PANSİYON 

MANASTIR BEACH - GİZLİ PLAJ 

YOLSUZ KOY

MUKHA ORMANLI 

EĞRİDERE BALLIPINAR

SOĞAN KAYALARI 


PROGRAM AKIŞI; 

1. Gün: Erdek Merkez, Sahil Keyfi ve Gün Batımı

  • Sabah - Merkeze Varış ve Kahvaltı: Erdek’e ulaştıktan sonra sahil şeridindeki (Kurbağalı veya Çuğra mevkii) kafelerden birinde denize karşı güzel bir kahvaltı yapın. Ardından merkezin simgesi olan palmiye ağaçlı sahil kordonunda keyifli bir yürüyüşe çıkın.

  • Öğleden Sonra - Çuğra Plajı: Erdek’in en popüler ve en temiz plajlarından biri olan Çuğra Plajı'na gidin. İnce kumu ve sığ deniziyle bilinir. Deniz keyfi yapmak ve güneşlenmek için ideal bir noktadır.

  • Akşamüstü & Gün Batımı - Seyitgazi Tepesi: Akşama doğru Erdek’in en güzel manzara noktası olan Seyitgazi Tepesi’ne çıkın. Buradan tüm Erdek koyunu ve gün batımını izlemek harika bir deneyimdir.

  • Akşam - Sahil Restoranları: Akşam yemeği için kordondaki balık restoranlarını tercih edebilirsiniz. Erdek’in taze deniz ürünleri ve zeytinyağlı mezeleri oldukça meşhurdur.

2. Gün: Tarih ve Doğa (Kyzikos ve Kapıdağ Yarımadası)

  • Sabah - Kyzikos Antik Kenti: Güne Erdek girişinde yer alan, Roma döneminin en büyük tapınaklarından birine ev sahipliği yapmış Kyzikos Antik Kenti ve Hadrianus Tapınağı kalıntılarını ziyaret ederek başlayın. Tarih meraklıları için oldukça etkileyici bir yerdir.

  • Öğleden Sonra - Ocaklar Beldesi: Erdek merkezine yaklaşık 5-10 dakika mesafede olan, geniş ve uzun kumsalıyla ünlü Ocaklar’a geçin. Buranın denizi de sığ ve temizdir. Öğle yemeğini sahil kenarındaki şirin gözlemecilerde veya restoranlarda yiyebilirsiniz.

  • Akşamüstü - Narlı Köyü: Kapıdağ Yarımadası’nın batı sahilinde ilerleyerek eski bir Rum balıkçı köyü olan Narlı’ya gidin. Köyün limanında yürüyüş yapıp, asırlık çınarların altında çay veya kahve içerek günün yorgunluğunu atabilirsiniz.

3. Gün: Kapıdağ Yarımadası Koyları ve Doğa Keşfi

  • Sabah - Turanköy Plajı: Kapıdağ Yarımadası’nın kuzeyine doğru keyifli bir doğa yolculuğuna çıkın. Yeşilliklerin içinden geçerek ulaşacağınız Turanköy, adeta Karadeniz doğası ile Ege denizinin birleşimi gibidir. Koyu ve plajı oldukça bakirdir.

  • Öğleden Sonra - Doğanlar veya Ormanlı Köyü: Turanköy’e yakın mesafede olan Doğanlar ya da şelalesiyle ünlü Ormanlı Köyü'nü ziyaret edin. Buralar kalabalıktan uzak, kafa dinlemek ve doğayla baş başa kalmak isteyenler için saklı cennetlerdir.

  • Akşamüstü - Dönüş Öncesi Alışveriş: Erdek merkezine dönüp veda etmeden önce, bölgenin dünyaca ünlü yeşil çizik zeytinini, sızma zeytinyağını ve meşhur Erdek kırmızı soğanını yerel üreticilerden satın alabilirsiniz.







KYZİKOS



                  



              


       

               



















18.02.2023

METAMORFOZ GÖKÇEADAM

Gökçeada’ya Veda: İçimdeki Gül Bahçesinin Yeniden Doğuşu

"Ne derler; yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur, içten bir güçle kırılırsa yaşam başlar... Ben, o devasa metamorfozumu tamamladım. Artık fırtınanın içindeki kara deliği görmüş bir ruhun, gün ışığına ilk uyanışındayım."

Kelimelere sığmayan bir güzelliğe sahip Gökçeada ile gönül bağım, belki de bu son vapur seferiyle bir mühre dönüşüyor. Vapurun güvertesinden martılara selam veriyorum; güneş yüzümü bir dost gibi yalarken, huzurun tam olarak bu "an" olduğunu anlıyorum. Elimi yanağına koyduğum, varlığına her nefeste şükrettiğim hemen yanı başımda... Mavi dalgaların coşkusuyla, o meşhur Tatar güzel gözlerin derinliğinde hem hapsoluyor hem de esaretimden kurtulup gerçek özgürlüğümü geri alıyorum.

Kozadan Çıkan Bir Kelebeğin Güncesi

İçimizdeki kazanma ve kaybetme muhasebesi nihayet sona erdi. Yüreğimin o yumuşacık kalbi dertli dalgalarla boğuşurken, avcumdaki o "pincik sevdam" artık bir cam fanus kadar kıymetli. Işık hızından binlerce kırık parçaya bölünmüşlüğümün dermanını, ulu ağaçların gövdesine sarıldığım o sükûnette buldum.

Geçmişin o kan ter içindeki rüyalarından, bebek çığlıklarıyla bölünen uykularından uyanıyorum. Kalbimin kabukları bir bir soyulup dökülürken, parlak ve kristalize çiçeklere dönüşüyorum. Kendi ruhuma biçtiğim o manevi ceza bitti; gözyaşlarımı dualarla okuyup üfledim. Şimdi gururlu, onurlu ve cıvıl cıvılım. Dünyanın merkezinde, ama bir o kadar da karmaşadan kopuk; Ela çekik gözlü bir Tatar kuşun kanatlarında yeni bir yaşama yol alıyorum.

Adanın Mirası: Toskana’dan Rum Tavernalarına

Gökçeada, her zamanki misafirperverliğiyle bizi uğurluyor. Parmak arası terliklerimin ayak basmadığı yer, keşfetmediğimiz kamp alanı kalmadı bu kez.

  • Toskana’yı aratmayan o nefis manzaralı kahvaltı sofraları,

  • Sakin koyların şifalı sularında atılan o özgür kulaçlar,

  • Ve geceyi onurlandıran o Rum tavernasındaki danslar...

Önemli olan o ritme eşlik etmek, o havayı ciğerlerine çekmekti. Hayatın burada yavaş aktığını, yavaştan alınan her şeyin aslında ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha fark ediyorum.

Gezginin Heybesinden Kalan Duraklar:

  • Vagon Camping: Doğanın ritmiyle uyumak.

  • Kent Müzesi: Adanın hafızasına dokunuş.

  • Polen Kahvaltı Yeri & Mustafa’nın Kayfesi: Güne başlamanın en lezzetli bahanesi.

  • Yorgo Baba Rum Tavernası: Müziğin ve dansın asil birleşimi.

  • Yıldızköy Arkadia Kamp Alanı: Yıldızların altında sessizlik.

  • İmroz Poseidon: Efsanelerin kıyısında bir veda.


Elveda güzel ada... Bir daha yolum ne zaman sana düşer bilinmez ama seni, o "akışta kalma" dersinle kalbime mühürledim. Tercihimi her zaman olduğu gibi yenilikten ve devinimden yana kullanıyorum.

Tülin ÖZKUL Mart 2026 – Gökçeada Vapuru













Marmara’nın Enerji Deposu: Avşa Adası

  Marmara’nın Eğlence ve Huzur Adası: Avşa Gezi Rehberi (Plajlar, Şarap Evleri ve Gece Hayatı) Büyük şehirlerin gürültüsünden, bitmek bilmey...