14.07.2018

ŞİLE DOĞA TATİL KÖYÜNDE BİR GÜNÜMÜZ




Şile’de Zamanın Rengi: Yeşile ve Çocukluğa Uzanan Bir Yolculuk

"Hayat, bazen sadece o eşikten geçme cesaretini gösterdiğimizde başlar. Vazgeçişlerin kıyısından dönüp, kendini yolların şefkatine bırakmaktır yaşamak."

Sabahın ilk ışıklarıyla gelen o yarı telaşlı, yarı masum heyecan... Zihnimde lise yıllarının bando takımı şenliği, üstümde yeşil şortum ve beyaz spor ayakkabılarımla aynada kendime gülümsüyorum. Akşamdan özenle hazırladığım o küçük sırt çantası, aslında geçmişe gidiş biletimmiş. İstikametimiz; anıların Şile yolu üzerindeki o huzurlu durağı: Doğa Tatil Köyü.

 Orman, Gökyüzü ve Bir Avuç Hatıra

Çekmeköy’den Şile’ye uzanan o bir saatlik yol, sadece asfalt ve kilometreden ibaret değildi. Sağımızda ormanın kadim yeşili, tepemizde nefis bir gökyüzü... Arabadaki dostlarla yapılan gırgır şamata, araya sızan o derin ve kadim sohbetlerle birleşince; eski hatıralar zihnimin dehlizlerinde birer birer çiçek açtı. İyi ki gelmişim! Son anda vazgeçmenin soğuk nefesinden kurtulup, bu yeşil rüyanın içine dalmak, ruhumun en saf ihtiyacıymış.

 Vadinin Tepesinde Bir Konuk Evi: Çam Kokulu Rüyalar

Nezih otelimize adım attığımızda bizi karşılayan o keskin çam kokusu, vadinin en tepesindeki konuk evinin zarif dekorasyonuyla mühürleniyordu. Odaya girer girmez cama koştum; kırmızı çatılı evlerin üzerinden uzaklara, ucu bucağı olmayan hayallere daldım. Manzara bile ruhumun tozunu almaya yetti. Ama o tatlı dalgınlık, karnımdan gelen "hazırlan" sinyaliyle bölündü; şimdi o büyük sofrada buluşma vaktiydi!

 Bir Masa, Binlerce Kahkaha ve Gece

Restoran bölümüne doğru ilerlerken kalbimdeki o tarifsiz kabarma... Bir masanın etrafında toplanmış okul arkadaşlarım; kimileri eşleriyle, kimileri evlatlarıyla... Zamanın ne kadar hızlı aktığını, ama kalplerin nasıl da "dünkü bebek" kadar taze kaldığını o an anladım.

Gece ise hafızalara gümüş bir kalemle yazıldı: Tatlı melodiler, gecenin kadifemsi karanlığında pırlanta gibi parlayan ışıklar ve yüzlerdeki o hınzır, sevimli gülüşler... Ne sohbete doyabildik, ne de hayatın ritmine.

Havuzun Masmavi Derinliği ve "Peştemal Şov"

Ertesi gün, muazzam bir kahvaltının ardından güneşin kollarına bıraktık kendimizi. Havuz başı, en haylaz arkadaşlarımızın o meşhur "peştemal şovları" ve şen kahkahalarımızla yankılandı. Sanki hiç büyümemişiz gibi; kızlar hala o okul bahçesindeki taze ruhlar...

Havuza havalı bir giriş yaptığımda, kulağıma giren o ılık suyun sesine teslim ettim kendimi. Sırt üstü uzanıp gökyüzünden geçen, ta uzaklardan bana el sallayan uçağa selam gönderirken; hem o kalabalık içinde kendimle kalabilmenin asaletini, hem de o dostlukla çoğalmanın muazzam sevincini yaşadım. Her kulaçta ağaçlar bana eşlik etti, her nefeste umut tazeledim.


⚓ Madame Savon’un Gönül Notu:

Çocukluk arkadaşlıkları, ailenizden bile öte bir yere konumlanır bazen. Mutluluğu da kederi de paylaştığınız o insanlar, sizin aynanızdır. Buzdağının görünen tarafında her şey mükemmeldi; dilerim her birinin kendi saklı hayatındaki "görünmeyen tarafı" da en az bu tatil kadar ışıklı ve mesuttur.

Hayata ve tüm telaşlara rağmen; yaşamak da, umut etmek de çok güzel... Umudumuzu yitirmeyeceğimiz bir dünya diliyorum herkese.

ŞİLE DOĞA TATİL KÖYÜ – TÜLİN ÖZKUL / 2018



28.05.2018

GEBZE BALLIKAYALAR TAVŞANCIL -- KEŞİF VE DOĞA YÜRÜYÜŞÜ


 Kanyonun Efsunlu Nefesi: Ballıkayalar’da Bir Kartal Kanadı

"Bazen yol, nereye varacağını bilmediğiniz bir rotaya davet eder sizi; tek yapmanız gereken, rüzgarın fısıltısını ve ruhunuzun pusulasını takip etmektir."

Yeşil vadinin en mağrur tepesinde, bir kartal edasıyla gözetliyorum dünyayı... Aşağıda, uzaklara baktıkça birer karınca gibi küçülen kamyonlar, iş makineleri ve kıvrılarak kaybolan o dar asfalt yol... Gökyüzüyle aramda sadece deliler gibi esen, saçlarımı ve yüzümü kamçılayan o hür rüzgar var. Bilmediğim bir rotanın, henüz ayak basılmamış bir toprağın arzusuyla yanıp tutuşuyor içimdeki gezgin.

🥖 Kuzinenin Sıcağında Bir Anadolu Masalı: Hanife Abla

Yol, beni derme çatma ama ruhu olan küçük bir gözlemecinin önüne çıkardı. Feriştahı gelse hayır diyemeyeceği o taze ekmek kokusu, raflarda sıra sıra dizilmiş nar gibi kızarmış somunlar... İçimi hoplatan bu davete icabet edip kendime peynirli bir gözleme söylüyorum.

Orada tanışıyoruz; dişiyle tırnağıyla bu mekanı inşa eden, yüreği de fırını kadar sıcak Hanife Abla ile. Küçük kuzinesinde pişirdiği gözlemesini, taze yumurtasını ve elleriyle yoğurduğu ekmeğini bölüşürken; aramızda o kadim, hesapsız dostluk kıvılcımları parlıyor. Ballıkayalar’ın hikayesini ondan dinliyorum; dağcıların o sarp kayalara nasıl meydan okuduğunu, doğa tutkunlarının bu kanyonda nasıl nefes aldığını anlatıyor bana.

 Şelale Öbekleri ve Çağıldayan Suların Valsi

Merakıma yenilip ana yoldan sapınca, kendimi Ballıkayalar’ın kucağında buluyorum. Yemyeşil bir örtüyle sarmalanmış doğa, Ordu’nun derelerini kıskandıracak çağlayanlar ve suyun kayalara vurduğu o efsunlu senfoni... Nutkum tutuluyor resmen. Gölün kıyısında rüyaya dalan çadırlar, ağaç altlarında piknik yapanların neşesi; herkes doğanın o ortak ritminde buluşmuş.

🥾 Kanyonun Kalbinde Bir Arınma Ayini

Yürüyüşü seven ruhlar için burası nefis bir destinasyon; ancak asıl büyü, kanyonun daha derinlerine, kayaların arasına gizlenmiş o gizemli koridorlara süzülünce başlıyor. Suyun taşa vuruşundaki o ilahi nağmeler, dünyanın tüm gürültüsünü susturacak kadar kudretli. Bir süre öylece durup bu tatlı nağmeleri içime çekmek istiyorum. Suyun o duru akışında dertleri unutmak, ruhu o serin akıntıya bırakmak ne kadar da mümkünmüş... Ben de bırakıyorum; tüm yüklerimi Ballıkayalar’ın şifalı sularına teslim ediyorum.


⚓ Madame Savon’un Yol Notu:

Ballıkayalar bize fısıldıyor: "Yolun nereye varacağı değil, yol boyunca kiminle ekmeğini bölüştüğün ve suyun sesinde kendi iç sesini duyup duymadığın önemlidir." Eğer bir gün yolunuz Gebze’nin bu sarp kıyılarına düşerse, Hanife Abla’ya selam vermeyi ve kanyonun o efsunlu sesinde kaybolmayı ihmal etmeyin.

Umutla, yolla ve doğayla kalın...

TÜLİN ÖZKUL – GEBZE BALLIKAYALAR









18.04.2018

KULİNDAĞ: ORMANIN KALBİNDE BİR ZAMAN BÜKÜLMESİ




Kulindağ: Ormanın Kalbinde Bir Zaman Bükülmesi

"Bazen şehir, üzerimize dar gelen bir hırka gibidir. Düğmeleri iliklenmez, ruhu sıkar. İşte böyle anlarda pusulamız yeşili gösterir; adımlarımız bizi Beykoz’un o saklı nefesi, Mahmutşevkipaşa’nın sessiz sokağına, Kulindağ’ı fısıldar."

 Sabahın İlk Buğusu: Fırın Kokulu Bir Uyanış

Merdivenleri tırmanırken ciğerlerime dolan sadece taze dağ havası değil, çocukluğumun o sıcak fırın önü hatıraları..Terasta, ormanın uçsuz bucaksız yeşilliğine karşı kurulan o sofra, bir kahvaltıdan öte; toprağın ve buğdayın asırlık dansı gibi..

Sıcak çikolatalı ekmeklerin buğusu orman sislerine karışırken; peynirli böreklerin çıtırtısı, kuş cıvıltılarına eşlik eden bir senfoniye dönüşüyor. Burada diyet, modern dünyanın bir prangasıdır; Kulindağ’da ise sadece leziz anların hürriyeti vardır. Otlu pidelerin kokusunda saklı olan o kadim Anadolu bilgeliği, sınırsız çay ve kahvenin dumanıyla ruhumuza işler durur.

Geceye Düşen Ateş: Retro Bir Elveda

2018’e veda ettiğimiz o gece, zamanın durduğu bir "ara durak" gibiydi. Şöminenin içindeki odunlar çıtırdarken, fonda yükselen retro şarkılar bizi siyah-beyaz bir filmin en renkli karesine ışınlıyor sanki..

Verandada gökyüzüne yükselen kıvılcımlar, yıldızlarla el sıkışırken; ateş başında edilen şen kahkahalar, sıcak şarabın damağımızda bıraktığı o tarçınlı rayiha ile birleşti. Kimsenin kimseyi yargılamadığı, sadece "an"ın kutsandığı o gece; kadehlerimizi sadece yeni yıla değil, birbirimizin ruhundaki ışığa kaldırdık. Şöminenin yalazı yüzlerimizde titrerken, asıl sıcaklığın insan sevgisi olduğunu bir kez daha anladık.

 Sessizliğin Poetikası

Kulindağ, stratejik bir konumdan ziyade, manevi bir sığınaktır. Ormanın sessizliği bir yokluk değil, aksine binlerce sesin kusursuz bir uyumudur. Derin düşüncelerin kıyısında yürürken, her adımda şehir stres kabuklarını üzerinizden  attığığınızı  hissedersiniz. 

Terasta oturup gelip geçenleri, ağaçların rüzgârla fısıldaşmasını izlemek; insanın kendi içindeki o dingin limanı bulmasıdır Kulindağ..

 Pazartesi sendromu, bu yeşil denizin dalgaları arasında eriyip giderken; geriye sadece ciğerlerime dolan temiz havanın ve kalbinizde  filizlenen umudun huzuru kalır. 

TÜLİN ÖZKUL Kulindağ Dağ Evi – Bir Ruh Terapi Günlüğü

MADAME SAVON YOLLARDA

İLETİŞİM: 0554 994 31 22

tulin.ozkul4@gmail.com


Dip Notlarım; 

Kulindağ da hafta sonu konaklamaları  için  6 adet bungalow bulunmakta.. Özellikle orman cepheli odasına bayılırsınız. Teras gün boyu güneş görür, ormanın dinginliğini gün boyu seyreylersiniz. 

Kahvaltıda ise; Çukulatalı ekmeklere doyamaz, mantarlı biberli onletin tadı damaklarınızda kalır. 

İnşaat  Mühendisi - Mimar olan Deniz hanım ve ailesi her şeyi mükemmelize hale getirmek için çok çalışmışlar çok emek vermişler, sevgiyle emekle sunmuşlar  hayatlarının en güzel hediyesini müşterilerine..

Başarılarının devamını diliyorum kendilerine, Özel günlerin en güzel mekanı, ruh dalgalanmalarının sakinleştirici antidepresyon evi, ve  içinden milyonlarca heceyi çağıldayarak yazmaya esinlendirici bu güzel yere kalbimi bırakıyorum. 


"Siz de kaçın gidin uzaklara... Bazı şeyleri es geçmek, bazı gürültüleri duymamak için ormanın derinliğine sığının. Göreceksiniz ki; dünya, bir fincan sıcak kahve ve sonsuz bir yeşillik kadar sade ve güzel aslında."





Açık büfe Kahvaltı




Ekmek ve pasta börek çeşitleri




















10.03.2018

Bir Küçük Doğum Günü Meselesi


Elde Var Bir Demet Çiçek: Benim Küçük Doğum Günü Meselem

"Doğum günü, insanın kendi takviminde yeni bir sayfa açtığı, diğer tüm günleri 'at çöpe gitsin' dediği o büyülü andır. 02.03.1977 Samsun doğumlu bir Balık kadını olarak; beklenti çıtamı hep yükseklerde, kalbimi ise o ilk çocukluk mahcubiyetimde tutuyorum."

Bazıları için sıradan bir gün olabilir ama benim için doğum günü; değer görme duygusunun tavan yaptığı, "kişiliğime harcanan fazla mesaili" hediyelerin ve o mis kokulu çiçeklerin başrolde olduğu bir törendir. İnsan bugün dünyanın en özel kişisi olduğunu hissetmek, ciğerlerindeki oksijeni bir çığlıkla dışarı bırakmak istiyor.

 Çocukluktan Ergenliğe: Bir "Arıza" Tipin Evrimi

Anneme göre çocukken içe kapanık ve yaban bir tiptim. İlk doğum günümde sınıf arkadaşlarımı eve çağırdığım için yediğim o meşhur "papara"dan sonra, uzun süre kutlamalara küstüm sanırım. Sokaklarda misket oynayan, hırçın, "arıza" ama bir o kadar heyecanlı o kız çocuğu; ergenlikle birlikte yerini güler yüzlü, sempatik ve dans etmeyi seven o hayat dolu kadına bıraktı.

 Ofis Sürprizleri ve "Utangaç" Mutluluklar

Hayatım çalışmakla geçtiği için, en unutulmaz anılarım hep iş arkadaşlarımla dolup taştı. Ofise girdiğimde in cin top oynarken, birden Shakira ezgileriyle patlayan o sürpriz partiler... Vallahi itiraf edeyim; o anlarda hala elim ayağım birbirine dolanıyor, dilim damağım kuruyor. Belki de içimin o çocuksu bir yerlerde sızlaması, geçmişten gelen bir hatırlanma özlemi... Ama o mumların ışıltısı arttıkça, yaş almanın değil, "yaşamanın" tadı daha bir başka geliyor.

 Dilekler, Mumlar ve Mucizeler

Pastadaki mumlar arttıkça yaşımız büyüyor olabilir ama ben o mumların çoğalmasındaki ışıltıyı daha çok seviyorum. 22 yaşın heyecanından, Paşabahçe’den alınan o "eşle içilecek rakı sürahisi" hayallerine kadar her yaşın bir tadı var. Bugün, yaşlılık merdivenlerinin önünde dururken bile içimde hala o "uçarak, zıplayarak koşmak isteyen" çocuk var.


 Yeni Yaş Ritüelleri ve Dilekler

Bir doğum günü meselesini geride bırakırken, heybemde kalanlar şunlar:

  • 🎈 Kutlamayı Ertelemeyin: Kendinize özen gösterin. O hediye paketlenecek, o mutluluk hazza dönüşecek!

  • 🥂 Hayaller Kurun: İster Ak Saray’da bir beyaz çikolata kokusu, ister bir balıkçı limanında sessiz bir kadeh... Hayaller, yeni yaşın yakıtıdır.

  • 🕊️ Evrensel Dilekler: Kadın haklarının korunduğu, sevginin ve saygının her köşeye yayıldığı, hor görülen her ruhun kendi mucizesini bulduğu bir dünya diliyorum.

"Pastadaki mumlar ne kadar çoksa, hayat o kadar ışıl ışıl demektir. Benim küçük meselem anlaşıldıysa, şimdi yeni yaşın tadını çıkarma vakti!"

TÜLİN ÖZKUL Doğum Günü Notları - 2018











12.02.2018

SEVGİLİLER GÜNÜ ANISINA


İlk sevgilimi hatırlayamayacak kadar küçük olduğum için,  adının Mehmet olduğunu bilmeniz yeterli:)) 

İlkokulda tüm kızların aşık olduğu dünya tatlısı bir çocuk olan Mehmet’i hatırladığım hayal meyal  biz kızların  sıkıştırıp, çikolata şekerlemelerle kandırıp, misket oyununa davet ettiğimiz ve hep bizimle ilgilensin diye dikkatini dağıttığımız geliyor. 

Aşk güzel bir şey ulvi bir şey, özlenesi aranılası, bulduğumuz anda da kaybetmekten en çok korktuğumuz şey.

Bir insanın sizi sevmesi, şefkatli kollarıyla sarıp sarmalaması, gece başınızı yastığa koyduğunuzda hep onun hayalini adını düşünmek, tanıştığınız andan itibaren, her günü her saniyeyi kafanızın içinde hayaller ötesinde yaşamak yaşatmak işte bu gerçek aşk. 

Ergen olduğum zamanlarda, sinemaya gitmek el ele tutuşmak gizli kaçak buluşmak, bazen anneye bazen de babaya yakalanmak, evin ortasında zırlayarak çalan telefonla sabahlara kadar konuşmak, 2 mektup, 2 gözyaşı, 2 kar tanesi, belki de genç olmanın getirdiği şaşkınlıkla,  aşık olarak,  hissederek içten kalpten bir sevgiyle sevmek gerçek aşktı. 

 Bazı güzel anlar anılar unutulmuyor, sevgililer gününde  size hediye edilen  minik bir müzik kutusu gibi....

Bugün bile hala  sesinin kulaklarımda yankılandığı nerelerdedir  bilemediğim,  ortada buluşup öpüşerek birleşen  japon modelli müzik kutum, güzel sesli serenomim benim... 

Aşk çocukken başka, ergen olduğunuzda başka fakat kendinizi bulduğunuz 30'lu yaşlarda ise bambaşka. 

Gözü kapalı gittiğiniz anlık seyahatler, uçak biletleri, kıyıda köşede saklanmış albümler, tatiller, her güne ayrı uyandığınız pembe, mor beyaz güller, özenilen saçlar özenilen gözler, sevdiğimiz kokular, ve kalpte ince bir sızıyla hissettiğimiz o olmaz olası hastalık derecesindeki tutkulu aşk:)))

Aşkı düşününce, ünlü düşünürler yaşa gitsin diyorlar, hesapsız çıkarsız, maddiyatsız, yok öyle bir şey arkadaşlar, 

Aşk bir oyundur, hatta bana kalsa strateji oyunu, şah mat...kaleler fillerle kazanılan...

Neden ilk sevdiğini söyleyen kaybeder dersiniz? Aşka kim daha çok meyilliyse en çok o üzülür aşkta:))

Aşk bence  ilahi adalet, savaşta kazanan taraf, yenilen için yangın afet yeridir. Hodri meydan arenadır aşk.

Bence her şeyin bir eğitimi  olduğu gibi aşkında   kendi içinde eğitimleri sınavları olmalı. 

İnsan ilişkileri ,sevmek, aşk bambaşka nede olsa..

 Aşk  dediğimiz şey,  hem  yakar geçer, hem de ağlatır geçer. 

Güzel sandığımız aşk kitaplar da filmler de  öyküler de  şevkle zevkle anlatılan şey  aslında delerde geçer:))

Kesinlikle hastalık olduğunu ruhsal anlamda bağımlılık yaptığını inanıyorum aşkın:)) belki vitaminsel yanı da vardır.

Aşkın içinde tutku da  varsa evlaa:))) yandı gülüm keten helva:))

Yok şöyle biraz mantığımı da  baş köşeye koyayım   diyorsanız, aşkın dışında dış gebelik halli bir şey yaşıyorsunuz derim. 

AŞK'ın  içinden bıçak, ok ve bir nevi ne kadar delici malzeme varsa;  çiziyor,kesiyor, incitiyor gibi AŞK.

Valla yazarken  benim içim ürperdi. 

Kadın, erkek, genç yaşlı  herkesin içinde yaşayan, nefes almak isteyen  bir virüs  gibi aşk:)))

Herhalde aşkı öğrenerek yaşamak, karşındakini iyi anlamak, iyi izlemek, iyi dinlemek, iyi süzgeçten geçirmek gerek;   Dedim ya aşk kurallı bir şey, aşkta olmayan tek şey, bence şeffaflık, herkes kendine göre yaşıyor aşkın büyüsünü de aşkın cefasını da sefasını da.  

Aştan ziyade karşı cinsle temas etmeyi, onlaşmayı, onun gözünden hayata bakmayı öğrenmek gerek, 

 Öğrenerek yaşamalı insan, öğrenmeden, görmeden, rol model yapmadan, akıl hocalarının kapılarında yatmadan AŞK öğrenilmiyor. 

Aşk'ta anlaşmak da çok önemli, aynı şeylerden keyif almasan bile zıt yönlerden farklı şeyler öğreniyor insan. Karşınızdaki durgun ve içsel biriyse, hareketli yapınız ona iyi gelebilir, tutumlu olmanız, eli  açık  partnerinizi  kontrollü yapabilir. 

İlişkiler hakkında hiç bir şey bilmiyor olabilirsiniz belki partneriniz bunu size  daha iyi öğretebilir, sevgi için aşk için, güzel bir yaşam için  fazla mesai fazla anlayış geliştirip hayatı daha kaliteli yaşamak bence mümkün.  

Ben aşkı da aşksızlığı da çok iyi biliyorum, yeter ki sağlığımız iyi olsun, gönlümüz muhabbet vari dolsun, bizi dinleyecek, hissedecek, kalbi saf temiz insanlar olsun. 

Gelecek  cefalar  sefalarda bizlere  uğur olsun.  

14 Şubatınız Aşk'la değil sevgiyle kalıcı olsun.:))

Gökten üç elma düşürmüyorum, aşağıda görsel hikayeler devam eder güzel okuyucularımıza da inceleyerek düşünmek düşer.. 

Aşk da bir sanattır nasıl olsa yaşamı es geçmeden tüm kalbimizle tutkumuzla hissettiğimiz.  

TÜLİN ÖZKUL 2018  SEVGİLİLER GÜNÜ ANISINA 

 

18.11.2017

Pıtır: Kalbimde Kalan Bir Emanetin Hikayesi



Pıtır: Kalbimde Kalan Bir Emanetin Hikayesi

"Bazı vedalar vardır; kelimelerin yetmediği, sessizliğin en ağır hükmünü sürdüğü... Pıtır, benim için sadece bir kedi değil; hayatın bana sunduğu en kırılgan, en değerli hediyeydi."

Çocukluğumun geçtiği o evde her zaman bir pati sesi, bir mırıldanma yankılanırdı. Henüz küçük bir kız çocuğuyken arkadaşlarımın bana "Kedi Tülin" diye seslenişi, ruhumun bu minik dostlarla nasıl bir kader birliği yaptığının ilk nişanesiydi. Sekiz yaşımın sarışın, yumuşacık kedisinden; annemin iş yerinden getirdiği o asil Şiva’ya ve zekasıyla bizi büyüleyen Boncuk’a kadar... Bizim hikayemizde kedi sevgisi, bir tutkudan öte, bir varoluş biçimiydi.

 Bir Motor Sesinden Gelen Hayat Hediyesi

Geçen yaz, bir arabanın motorundan gelen o ürkek sesle değişti her şey. Kaputu açtığımızda karşılaştığımız o vahşi, ele avuca sığmaz, gözleri ateş gibi parlayan minik mucize: Pıtır. Onu bir hırkanın içine hapsedip eve getirdiğimde, aslında hayatımın en büyük aşklarından birine kucak açtığımı bilmiyordum. Yemyeşil gözleriyle "Beni neden aldın?" der gibi bakan o hırçın yavrunun güvenini kazanmak için bazaların, kanepelerin altında az sürünmedim. Ama sonunda başardım; Pıtır artık ailemizin, evimizin ve en çok da kalbimin merkezindeydi.

 Pıtır Pıtır Yürüyen Bir Mutluluk

Adını "Pıtır" koydum; çünkü istediğim tek şey, o naif duruşuyla yeni doğmuş bir bebek gibi pıtır pıtır bana yürümesiydi. Öyle de oldu. İşten eve koşa koşa gelirdim; merdivenlerden o eşsiz sesle inişi, kucağıma atlayışı dünyalara bedeldi. O benim için bir hayvan değil, bendeki kutsal bir emanetti. Elini yanağıma koyuşu, göğsümde uyuyuşu, ben yokken bana küsüşü... Kedilerin kalplerinin kırılabileceğini, onların ne kadar derin duygular beslediğini Pıtır’la öğrendim.

 Ansızın Gelen O Kara Haber

Dünya, annemin o telefonuyla başıma yıkıldı. Henüz dünyayı tanıyamamış, hayallerimizi tamamlayamamışken; bir ihmal, bir kaza sonucu Pıtır’ım çatıdan düşüp sonsuzluğa göçmüştü. Ben ona kazaklar, şapkalar örecektim; onu daha çok gezdirecek, o dikilen kulaklarını daha binlerce kez hayranlıkla izleyecektim. O ise arkasında devasa bir acı bırakıp, veda bile etmeden gitti.

Aylar süren o ağır yas, o "Acaba yaşıyor mu?" diyen kabullenemeyiş süreci... Hayat bazen çok acımasız olabiliyor. Ama öğrendim ki; yas tutmak da sevdaya dahilmiş. Pıtır gitti, ama içimdeki o kedi aşkı hiç bitmedi.

Kediler; sezgileriyle yaşayan, sahibini bir anne gibi benimseyen, keyfine ve nizamına düşkün efsunlu varlıklardır. Pıtır’ın anısını burada, bu satırlarda yaşatmak benim ona olan borcumdu.

Şimdilerde, akşamları omzumda hırkamla, elimde bir kap yemek; Diyojen gibi insan değil, besleyecek bir kedi arıyorum sokaklarda. Pıtır’ın ruhu, dokunduğum her patide, verdiğim her bir kap sütte yeniden canlanıyor.

Siyah beyaz bir kedinin zekasında, bir yavrunun ürkek bakışında görüşmek üzere...

SEVGİLİ PITIR'IMIN ANISINA – İSTANBUL 2017









Pıtır'ın eve geldiği ilk gün











Kökleri Aynı, Yönleri Farklı Nehirler: Kardeşliğin Anatomisi ve Sessiz İnfazı

  Kökleri Aynı, Yönleri Farklı Nehirler: Kardeşliğin Anatomisi ve Sessiz İnfazı İnsanoğlunun bu yeryüzünde deneyimlediği en karmaşık, en giz...