28.05.2018

GEBZE BALLIKAYALAR TAVŞANCIL -- KEŞİF VE DOĞA YÜRÜYÜŞÜ


 Kanyonun Efsunlu Nefesi: Ballıkayalar’da Bir Kartal Kanadı

"Bazen yol, nereye varacağını bilmediğiniz bir rotaya davet eder sizi; tek yapmanız gereken, rüzgarın fısıltısını ve ruhunuzun pusulasını takip etmektir."

Yeşil vadinin en mağrur tepesinde, bir kartal edasıyla gözetliyorum dünyayı... Aşağıda, uzaklara baktıkça birer karınca gibi küçülen kamyonlar, iş makineleri ve kıvrılarak kaybolan o dar asfalt yol... Gökyüzüyle aramda sadece deliler gibi esen, saçlarımı ve yüzümü kamçılayan o hür rüzgar var. Bilmediğim bir rotanın, henüz ayak basılmamış bir toprağın arzusuyla yanıp tutuşuyor içimdeki gezgin.

🥖 Kuzinenin Sıcağında Bir Anadolu Masalı: Hanife Abla

Yol, beni derme çatma ama ruhu olan küçük bir gözlemecinin önüne çıkardı. Feriştahı gelse hayır diyemeyeceği o taze ekmek kokusu, raflarda sıra sıra dizilmiş nar gibi kızarmış somunlar... İçimi hoplatan bu davete icabet edip kendime peynirli bir gözleme söylüyorum.

Orada tanışıyoruz; dişiyle tırnağıyla bu mekanı inşa eden, yüreği de fırını kadar sıcak Hanife Abla ile. Küçük kuzinesinde pişirdiği gözlemesini, taze yumurtasını ve elleriyle yoğurduğu ekmeğini bölüşürken; aramızda o kadim, hesapsız dostluk kıvılcımları parlıyor. Ballıkayalar’ın hikayesini ondan dinliyorum; dağcıların o sarp kayalara nasıl meydan okuduğunu, doğa tutkunlarının bu kanyonda nasıl nefes aldığını anlatıyor bana.

 Şelale Öbekleri ve Çağıldayan Suların Valsi

Merakıma yenilip ana yoldan sapınca, kendimi Ballıkayalar’ın kucağında buluyorum. Yemyeşil bir örtüyle sarmalanmış doğa, Ordu’nun derelerini kıskandıracak çağlayanlar ve suyun kayalara vurduğu o efsunlu senfoni... Nutkum tutuluyor resmen. Gölün kıyısında rüyaya dalan çadırlar, ağaç altlarında piknik yapanların neşesi; herkes doğanın o ortak ritminde buluşmuş.

🥾 Kanyonun Kalbinde Bir Arınma Ayini

Yürüyüşü seven ruhlar için burası nefis bir destinasyon; ancak asıl büyü, kanyonun daha derinlerine, kayaların arasına gizlenmiş o gizemli koridorlara süzülünce başlıyor. Suyun taşa vuruşundaki o ilahi nağmeler, dünyanın tüm gürültüsünü susturacak kadar kudretli. Bir süre öylece durup bu tatlı nağmeleri içime çekmek istiyorum. Suyun o duru akışında dertleri unutmak, ruhu o serin akıntıya bırakmak ne kadar da mümkünmüş... Ben de bırakıyorum; tüm yüklerimi Ballıkayalar’ın şifalı sularına teslim ediyorum.


⚓ Madame Savon’un Yol Notu:

Ballıkayalar bize fısıldıyor: "Yolun nereye varacağı değil, yol boyunca kiminle ekmeğini bölüştüğün ve suyun sesinde kendi iç sesini duyup duymadığın önemlidir." Eğer bir gün yolunuz Gebze’nin bu sarp kıyılarına düşerse, Hanife Abla’ya selam vermeyi ve kanyonun o efsunlu sesinde kaybolmayı ihmal etmeyin.

Umutla, yolla ve doğayla kalın...

TÜLİN ÖZKUL – GEBZE BALLIKAYALAR









18.04.2018

KULİNDAĞ: ORMANIN KALBİNDE BİR ZAMAN BÜKÜLMESİ




Kulindağ: Ormanın Kalbinde Bir Zaman Bükülmesi

"Bazen şehir, üzerimize dar gelen bir hırka gibidir. Düğmeleri iliklenmez, ruhu sıkar. İşte böyle anlarda pusulamız yeşili gösterir; adımlarımız bizi Beykoz’un o saklı nefesi, Mahmutşevkipaşa’nın sessiz sokağına, Kulindağ’ı fısıldar."

 Sabahın İlk Buğusu: Fırın Kokulu Bir Uyanış

Merdivenleri tırmanırken ciğerlerime dolan sadece taze dağ havası değil, çocukluğumun o sıcak fırın önü hatıraları..Terasta, ormanın uçsuz bucaksız yeşilliğine karşı kurulan o sofra, bir kahvaltıdan öte; toprağın ve buğdayın asırlık dansı gibi..

Sıcak çikolatalı ekmeklerin buğusu orman sislerine karışırken; peynirli böreklerin çıtırtısı, kuş cıvıltılarına eşlik eden bir senfoniye dönüşüyor. Burada diyet, modern dünyanın bir prangasıdır; Kulindağ’da ise sadece leziz anların hürriyeti vardır. Otlu pidelerin kokusunda saklı olan o kadim Anadolu bilgeliği, sınırsız çay ve kahvenin dumanıyla ruhumuza işler durur.

Geceye Düşen Ateş: Retro Bir Elveda

2018’e veda ettiğimiz o gece, zamanın durduğu bir "ara durak" gibiydi. Şöminenin içindeki odunlar çıtırdarken, fonda yükselen retro şarkılar bizi siyah-beyaz bir filmin en renkli karesine ışınlıyor sanki..

Verandada gökyüzüne yükselen kıvılcımlar, yıldızlarla el sıkışırken; ateş başında edilen şen kahkahalar, sıcak şarabın damağımızda bıraktığı o tarçınlı rayiha ile birleşti. Kimsenin kimseyi yargılamadığı, sadece "an"ın kutsandığı o gece; kadehlerimizi sadece yeni yıla değil, birbirimizin ruhundaki ışığa kaldırdık. Şöminenin yalazı yüzlerimizde titrerken, asıl sıcaklığın insan sevgisi olduğunu bir kez daha anladık.

 Sessizliğin Poetikası

Kulindağ, stratejik bir konumdan ziyade, manevi bir sığınaktır. Ormanın sessizliği bir yokluk değil, aksine binlerce sesin kusursuz bir uyumudur. Derin düşüncelerin kıyısında yürürken, her adımda şehir stres kabuklarını üzerinizden  attığığınızı  hissedersiniz. 

Terasta oturup gelip geçenleri, ağaçların rüzgârla fısıldaşmasını izlemek; insanın kendi içindeki o dingin limanı bulmasıdır Kulindağ..

 Pazartesi sendromu, bu yeşil denizin dalgaları arasında eriyip giderken; geriye sadece ciğerlerime dolan temiz havanın ve kalbinizde  filizlenen umudun huzuru kalır. 

TÜLİN ÖZKUL Kulindağ Dağ Evi – Bir Ruh Terapi Günlüğü

MADAME SAVON YOLLARDA

İLETİŞİM: 0554 994 31 22

tulin.ozkul4@gmail.com


Dip Notlarım; 

Kulindağ da hafta sonu konaklamaları  için  6 adet bungalow bulunmakta.. Özellikle orman cepheli odasına bayılırsınız. Teras gün boyu güneş görür, ormanın dinginliğini gün boyu seyreylersiniz. 

Kahvaltıda ise; Çukulatalı ekmeklere doyamaz, mantarlı biberli onletin tadı damaklarınızda kalır. 

İnşaat  Mühendisi - Mimar olan Deniz hanım ve ailesi her şeyi mükemmelize hale getirmek için çok çalışmışlar çok emek vermişler, sevgiyle emekle sunmuşlar  hayatlarının en güzel hediyesini müşterilerine..

Başarılarının devamını diliyorum kendilerine, Özel günlerin en güzel mekanı, ruh dalgalanmalarının sakinleştirici antidepresyon evi, ve  içinden milyonlarca heceyi çağıldayarak yazmaya esinlendirici bu güzel yere kalbimi bırakıyorum. 


"Siz de kaçın gidin uzaklara... Bazı şeyleri es geçmek, bazı gürültüleri duymamak için ormanın derinliğine sığının. Göreceksiniz ki; dünya, bir fincan sıcak kahve ve sonsuz bir yeşillik kadar sade ve güzel aslında."





Açık büfe Kahvaltı




Ekmek ve pasta börek çeşitleri




















10.03.2018

Bir Küçük Doğum Günü Meselesi


Elde Var Bir Demet Çiçek: Benim Küçük Doğum Günü Meselem

"Doğum günü, insanın kendi takviminde yeni bir sayfa açtığı, diğer tüm günleri 'at çöpe gitsin' dediği o büyülü andır. 02.03.1977 Samsun doğumlu bir Balık kadını olarak; beklenti çıtamı hep yükseklerde, kalbimi ise o ilk çocukluk mahcubiyetimde tutuyorum."

Bazıları için sıradan bir gün olabilir ama benim için doğum günü; değer görme duygusunun tavan yaptığı, "kişiliğime harcanan fazla mesaili" hediyelerin ve o mis kokulu çiçeklerin başrolde olduğu bir törendir. İnsan bugün dünyanın en özel kişisi olduğunu hissetmek, ciğerlerindeki oksijeni bir çığlıkla dışarı bırakmak istiyor.

 Çocukluktan Ergenliğe: Bir "Arıza" Tipin Evrimi

Anneme göre çocukken içe kapanık ve yaban bir tiptim. İlk doğum günümde sınıf arkadaşlarımı eve çağırdığım için yediğim o meşhur "papara"dan sonra, uzun süre kutlamalara küstüm sanırım. Sokaklarda misket oynayan, hırçın, "arıza" ama bir o kadar heyecanlı o kız çocuğu; ergenlikle birlikte yerini güler yüzlü, sempatik ve dans etmeyi seven o hayat dolu kadına bıraktı.

 Ofis Sürprizleri ve "Utangaç" Mutluluklar

Hayatım çalışmakla geçtiği için, en unutulmaz anılarım hep iş arkadaşlarımla dolup taştı. Ofise girdiğimde in cin top oynarken, birden Shakira ezgileriyle patlayan o sürpriz partiler... Vallahi itiraf edeyim; o anlarda hala elim ayağım birbirine dolanıyor, dilim damağım kuruyor. Belki de içimin o çocuksu bir yerlerde sızlaması, geçmişten gelen bir hatırlanma özlemi... Ama o mumların ışıltısı arttıkça, yaş almanın değil, "yaşamanın" tadı daha bir başka geliyor.

 Dilekler, Mumlar ve Mucizeler

Pastadaki mumlar arttıkça yaşımız büyüyor olabilir ama ben o mumların çoğalmasındaki ışıltıyı daha çok seviyorum. 22 yaşın heyecanından, Paşabahçe’den alınan o "eşle içilecek rakı sürahisi" hayallerine kadar her yaşın bir tadı var. Bugün, yaşlılık merdivenlerinin önünde dururken bile içimde hala o "uçarak, zıplayarak koşmak isteyen" çocuk var.


 Yeni Yaş Ritüelleri ve Dilekler

Bir doğum günü meselesini geride bırakırken, heybemde kalanlar şunlar:

  • 🎈 Kutlamayı Ertelemeyin: Kendinize özen gösterin. O hediye paketlenecek, o mutluluk hazza dönüşecek!

  • 🥂 Hayaller Kurun: İster Ak Saray’da bir beyaz çikolata kokusu, ister bir balıkçı limanında sessiz bir kadeh... Hayaller, yeni yaşın yakıtıdır.

  • 🕊️ Evrensel Dilekler: Kadın haklarının korunduğu, sevginin ve saygının her köşeye yayıldığı, hor görülen her ruhun kendi mucizesini bulduğu bir dünya diliyorum.

"Pastadaki mumlar ne kadar çoksa, hayat o kadar ışıl ışıl demektir. Benim küçük meselem anlaşıldıysa, şimdi yeni yaşın tadını çıkarma vakti!"

TÜLİN ÖZKUL Doğum Günü Notları - 2018











12.02.2018

SEVGİLİLER GÜNÜ ANISINA


Aşkın Yaşı Yok, Stratejisi Var: Misket Oyunundan Müzik Kutusuna

"Aşk; çocukken şekerlemelerle kandırılan bir misket oyunu, ergenlikte kapı eşiklerinde fısıldaşılan gizli bir telefon seansı, 30’larda ise kalplerin şah-mat olduğu bir strateji savaşıdır. Ama en nihayetinde, ruhun en tatlı hastalığıdır."

İlk sevgilimi hatırlayamayacak kadar küçüktüm; adının Mehmet olduğunu bilmeniz yeterli. İlkokulun o tüm kızları kendine aşık eden çocuk kalbi... Onu misket oyununa davet edip dikkatini çekmeye çalışırken aslında aşkın o ilk, en masum tohumlarını serpiyorduk ruhumuza.

 Bir Serenomidir Aşk: Japon Modelli Müzik Kutusu

Ergenlik yılları... Sinemaya gitmek için alınan gizli izinler, el ele tutuşmanın verdiği o tarif edilemez heyecan ve sabahlara kadar süren telefon konuşmaları. O günlerden hatıra kalan, ortada buluşup öpüşerek birleşen o Japon modelli müzik kutusunun sesini hala duyar gibiyim. Aşk o zamanlar iki mektup, iki gözyaşı ve iki kar tanesi kadar saf, bir o kadar da derindi.

 30’lu Yaşlar: Şah-Mat!

Kendinizi bulduğunuz yaşlara geldiğinizde ise aşkın rengi değişiyor. Uçak biletleri, saklı albümler, mor ve beyaz güllerle uyanılan sabahlar... Ancak ünlü düşünürlerin "yaşa gitsin" dediği o hesapsız aşk, aslında bir strateji oyununa dönüşüyor. "Neden ilk seni seviyorum diyen kaybeder?" sorusu, kaleler ve fillerle kazanılan o büyük arena maçının en zor sorusu belki de.

 Ruhun Virüsü: Aşkın Eğitimi Olmalı

Aşkın kesinlikle ruhsal bir bağımlılık yaptığına, hatta vitaminsel bir yanı olduğuna inanıyorum! Tutku işin içine girdiğinde "yandı gülüm keten helva." Mantığı baş köşeye koyduğunuzda ise yaşanan şey aşkın dışında kalıyor. Delen, geçen, inciten ama bir o kadar da nefes almak isteyen bir virüs gibi aşk... Belki de bu yüzden, her şeyde olduğu gibi aşkın da bir eğitimi, bir sınavı olmalı.


 Mutlu Bir İlişkinin "Aşk Ötesi" Rehberi

14 Şubat’ta pırlantalar ya da büyük hediyeler yerine, sevginin o sessiz ve derin gücüne odaklanmaya ne dersiniz? İşte küçük ama dev hatıralar:

  • 🌅 Günü Selamlayın: Bir şey almayın, sadece birlikte güneşin doğuşunu izleyin.

  • 🥪 Gece Yarısı Sürprizi: Acıkan sevgilinize elceğizlerinizle bir peynirli omlet yapın; en pahalı akşam yemeğinden daha kıymetlidir.

  • ☔ Yağmurda Teslimiyet: Küsseniz bile ele ele tutuşun ve o yağmurda sessizce yürüyün. Tenin teması, kelimelerin kırgınlığını onarır.

  • 🍳 Mutfağı Devredin: Sevgilinizin mutfağınızı ele geçirmesine, o dağınıklığın içinde bir lezzet yaratmasına izin verin.

  • 📚 Ortak Dünyalar: Birlikte kitap okuyun, kahve içmek için zamanı durdurun ve geleceği (belki de o hayaldeki Amerika seyahatini) birlikte programlayın.

"Aşk bir sanattır; yaşamı es geçmeden, tüm kalbimizle ve tutkumuzla hissettiğimiz... 14 Şubat'ınız aşkın geçici ateşiyle değil, sevginin kalıcı huzuruyla dolsun."

TÜLİN ÖZKUL Sevgililer Günü Anısına - 2018



18.11.2017

Pıtır: Kalbimde Kalan Bir Emanetin Hikayesi



Pıtır: Kalbimde Kalan Bir Emanetin Hikayesi

"Bazı vedalar vardır; kelimelerin yetmediği, sessizliğin en ağır hükmünü sürdüğü... Pıtır, benim için sadece bir kedi değil; hayatın bana sunduğu en kırılgan, en değerli hediyeydi."

Çocukluğumun geçtiği o evde her zaman bir pati sesi, bir mırıldanma yankılanırdı. Henüz küçük bir kız çocuğuyken arkadaşlarımın bana "Kedi Tülin" diye seslenişi, ruhumun bu minik dostlarla nasıl bir kader birliği yaptığının ilk nişanesiydi. Sekiz yaşımın sarışın, yumuşacık kedisinden; annemin iş yerinden getirdiği o asil Şiva’ya ve zekasıyla bizi büyüleyen Boncuk’a kadar... Bizim hikayemizde kedi sevgisi, bir tutkudan öte, bir varoluş biçimiydi.

 Bir Motor Sesinden Gelen Hayat Hediyesi

Geçen yaz, bir arabanın motorundan gelen o ürkek sesle değişti her şey. Kaputu açtığımızda karşılaştığımız o vahşi, ele avuca sığmaz, gözleri ateş gibi parlayan minik mucize: Pıtır. Onu bir hırkanın içine hapsedip eve getirdiğimde, aslında hayatımın en büyük aşklarından birine kucak açtığımı bilmiyordum. Yemyeşil gözleriyle "Beni neden aldın?" der gibi bakan o hırçın yavrunun güvenini kazanmak için bazaların, kanepelerin altında az sürünmedim. Ama sonunda başardım; Pıtır artık ailemizin, evimizin ve en çok da kalbimin merkezindeydi.

 Pıtır Pıtır Yürüyen Bir Mutluluk

Adını "Pıtır" koydum; çünkü istediğim tek şey, o naif duruşuyla yeni doğmuş bir bebek gibi pıtır pıtır bana yürümesiydi. Öyle de oldu. İşten eve koşa koşa gelirdim; merdivenlerden o eşsiz sesle inişi, kucağıma atlayışı dünyalara bedeldi. O benim için bir hayvan değil, bendeki kutsal bir emanetti. Elini yanağıma koyuşu, göğsümde uyuyuşu, ben yokken bana küsüşü... Kedilerin kalplerinin kırılabileceğini, onların ne kadar derin duygular beslediğini Pıtır’la öğrendim.

 Ansızın Gelen O Kara Haber

Dünya, annemin o telefonuyla başıma yıkıldı. Henüz dünyayı tanıyamamış, hayallerimizi tamamlayamamışken; bir ihmal, bir kaza sonucu Pıtır’ım çatıdan düşüp sonsuzluğa göçmüştü. Ben ona kazaklar, şapkalar örecektim; onu daha çok gezdirecek, o dikilen kulaklarını daha binlerce kez hayranlıkla izleyecektim. O ise arkasında devasa bir acı bırakıp, veda bile etmeden gitti.

Aylar süren o ağır yas, o "Acaba yaşıyor mu?" diyen kabullenemeyiş süreci... Hayat bazen çok acımasız olabiliyor. Ama öğrendim ki; yas tutmak da sevdaya dahilmiş. Pıtır gitti, ama içimdeki o kedi aşkı hiç bitmedi.


⚓ Madame Savon’un Gönül Notu:

Kediler; sezgileriyle yaşayan, sahibini bir anne gibi benimseyen, keyfine ve nizamına düşkün efsunlu varlıklardır. Pıtır’ın anısını burada, bu satırlarda yaşatmak benim ona olan borcumdu.

Şimdilerde, akşamları omzumda hırkamla, elimde bir kap yemek; Diyojen gibi insan değil, besleyecek bir kedi arıyorum sokaklarda. Pıtır’ın ruhu, dokunduğum her patide, verdiğim her bir kap sütte yeniden canlanıyor.

Siyah beyaz bir kedinin zekasında, bir yavrunun ürkek bakışında görüşmek üzere...

SEVGİLİ PITIR'IMIN ANISINA – İSTANBUL 2017









Pıtır'ın eve geldiği ilk gün











DUBAİ : ÇÖLÜN ORTASINDA Kİ VAHA

Dubai, sadece bir ticaret merkezi değil; aynı zamanda "imkansızın mümkün kılındığı" bir mühendislik ve sanat harikası. Dubai denil...